‘Vakıf davası’ henüz tamamlanmış değildir!

banner37

Milli Arşiv ve Araştırma Dairesi Kurucusu, eski Müdürü Evkaf Uzmanı Mustafa Haşim Altan, anlatıyor; KIBRIS VAKIFLARININ HUKUKSAL SÜRECİ VE AŞAMALARI (7)

banner87
‘Vakıf davası’ henüz tamamlanmış değildir!
banner90
banner8

   Milli Arşiv ve Araştırma Dairesi Kurucusu, eski Müdürü Evkaf Uzmanı Mustafa Haşim Altan, “Geçmişten günümüze Evkaf haklarına karşı yapılan saldırılar dikkate alındığında, Türk toplumunun Maraş ve öteki vakıf malları konusunda ne denli haklı olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır” dedi.

   Altan, karar ve yasaların ortaya atılmasında yegane sebebin Türk Vakıf Mallarının yağmalanmasından başka bir şey olmadığını ifade etti.

SORU: Kıbrıs Türk Vakıfları aleyhine geliştirilen yasalar hakkında genel bir değerlendirmede bulunabilir misiniz?

ALTAN: İlerleyen süreçte İngilizler, söz konusu müdürlerle (veya Mürahhaslarla) istişare ederek Evkaf’ın idare edilmesi noktasında yeni düzenlemeler yaptırırken bu arada Vakıfların aleyhine olabilen ve yürürlükte olan Ahkamu’l-Evkaf hükümlerine ters düşen bir takım yasaları da hayata geçirmeğe başlamışlardır. Söz konusu yasalar 1914 öncesi ve sonrasında hayata geçirilmiş bulunan vakıflarla ilgili yasalardır. Bu tür yasalar özellikle 1878 Kıbrıs Konvensiyon antlaşması sonrasında yapılan ve Türk Vakıf Haklarına karşı zor kullanılarak kabul edilmiş bulunan valilik kararları ile temelden bağlantılıdır. Bahse konu karar ve yasaların ortaya atılmasında yegane sebep ve ortak payda kuşkusuz Türk Vakıf Mallarının yağmalanmasından başka bir şey değildi. Konumuzu teşkil eden bu yasalara kısaca bir göz atabiliriz:

1- 1926 Aşar Kanunu (Tithe Law)

   Osmanlı’da tarım ürünleri üzerinden alınan %10 oranındaki “öşür vergisi” 1926/5 Yasası ile kaldırılmıştır. Osmanlı kanunlarına göre arazilerin gerçek sahibi olan Hükümet arazi gelirlerinin muayyen bir kısmında olan hakkının %10 oranındaki gelir miktarını fertlerin kullanımına olarak bırakabilir. Fertler ise kendilerine bahşedilen %10 hakkını bir mülkü kullanabildiği gibi, bu hakkını dini maksatlara veya hayır işlerine vakf edebilirdi. “Öşür Vakıflarını” iptal eden 1926 tarihli yasa öncesinde vakıflar açısından önemli bir gelir; hayır amaçları bakımından da elverişli olan bu köklü, geleneksel Vakıf-Tahsisat Düzeni ne yazık ki bu yasa ile akamete uğratılmıştır.

   1626/5 sayılı yasanın uygulanması sonucu özellikle Sadr-I Esbak Abdullah Paşa’nın Mağusa-Maraş Mukaatası Vakıfları zarara uğratılmıştır. Bu konuya kısaca açıklık getirmekte yarar vardır.

   Bu açıklamalardan sonra, Sayın Ali Çatal’ın, “Kıbrıs Vakıflarına ait Taşınmazların Yasa dışı Mülkiyet İntikalleri” konusunda yaptığı sunum belgesinde Aşar Kanunu konusunda belirtmiş olduğu tespitler de son derecede önemlidir. Bu tespitleri de ilave etmekte yarar görmekteyim. Şöyle ki:

   “İngilizler, Kıbrıs Adası’nı devraldıkları 1878 yılından itibaren vergilere ve gayrimenkullere dair düzenlemeler yapmaya başlamışlardır. Zaman içinde toplam elli iki kalem ürün üzerinden öşür’ün kaldırılması suretiyle vakıfların önemli bir gelir kaynağının iptal edildiğini belirtmek gerekir. Öşürle ilgili kanun düzenlemeleri şunlardır: 1881/5, 1882/14, 1884/1, 1888/11, 1891/17, 1891/21, 1896/13, 1897/11, 1900/4. Nihayet bu konudaki18 Şubat 1926 tarihli To Provide For the Abolition of the Taking of Tithes (1926/5) başlıklı son kanunun ikinci maddesiyle, öşre tabi yedi kalem üründen de öşür kaldırılmıştır. Öşür’ün kaldırılması ile aşarlı olan vakıf taşınmazların vakıflarla ilişkisi kesilmiş, araziler Hazineye dönmüştür.”

2- 1928 Kıbrıs Evkaf İdaresi Ferman-I Kanunisi

“Emval-İ Diniyye-İ İslamiye Dairesi Ferman-I Kanunisi Mohammeden Religious Property Administration

   “Kıbrıs Evkaf’ı, 1928 Ferman Kanunu” olarak adlandırılan bu ferman 14 Aralık 1928 tarihinde Kıbrıs Resmi Gazete’nin 1957 sayısında yayınlanmış olup Valiliğin ikinci bir yazılı emri ile 1 Ocak 1929’da yürürlüğe konmuştur. Söz konusu ferman bir Emirname olduğu gibi, bir yasa olarak ta kabul edilebilir.

Ferman Kanunu “Ahkamu’l-Evkaf”ı devre dışı bırakmamıştır, ancak içeriği ve fonksiyonları bakımından Ahkamu’l-Evkaf hükümleriyle bağdaşmamaktadır. Evkaf İdaresi bu emirname veya yasa ile tıpkı bir Devlet dairesi statüsüne sokulmuştur. Bu aşamada Kıbrıs Valisi, İngiliz Hükümeti’nin de onayı ile Kıbrıs’ta bulunan İslam Okullarının, Camilerin, Mezarlıkların, Dini müesseselere ait malların, arazilerin, paraların velhasıl her türlü vakıf emlakin yegane denetleyicisi olabilecek; tüm bu işlemleri Valilik kanalıyla İngiltere Hükümeti adına yönetecek bir Hükümet Dairesi olacak Evkaf’ın başındaki yöneticiler ayni şekilde Valiliğin nezaretinde olacaktır.

   1928 Ferman Kanunu ile Vakıf malların gelirleri vakfiyelerde şartlandığı şekilde değil, valiliğin istediği şekilde harcanabileceği, farklı şahıslar (galleharlar) ve farklı amaçlar için kullanılabileceği öngörülmüştür. Bu durum vakıf kurumunun bir şekilde ortadan kaldırılması için atılmış bir adım olarak değerlendirilebilir.

   Fermanda ayrıca “İstibdal-ı emval” (malın takası-trampası) ve “Tahvil-i emval” (Malın dönüştürülmesi) gibi hususlara yer verilmesi de vakıflar açısından oldukça manidardır. Vakıf olan bir malın satılmasının veya takasa tabi tutulmasının ardında bir şekilde ilgili vakfa zarar verebilecek tehlikeler ve atılabilecek riskli adımlar olabilecektir.

3- Fasıl 225 Taşınmaz Mal Dönüştürme

   Şimdiye kadar “Vakf-İ İcareteyn” ve “Arazi-İ Mevkufe Tahsisat” olarak bilinen taşınmaz mal sınıflarının sırasıyla “Mülk” ve “Arazi-i Miriye”ye dönüştürülmesini ön gören ve benzeri konuları düzenleyen yasa. (1 Mayıs 1944)

   Söz konusu yasa ile binlerce vakıf arazi “İcareteyn” bahane ve gerekçesiyle özel mülke dönüştürülüp vakıf olmaktan çıkarılmış ve şahıslara ve bazı kilise ve resmi kurumlara devredilmiştir.

   Tahsisat kabilinden (parasal vakıflar) da 1935’li yıllarda şahıslara toplu ödemeler yapılmak suretiyle Tahsisat Vakıfları da sonlandırılmıştır.

   Söz konusu yasaların öncesinde Kıbrıs’ta gayr-ı menkul (taşınmaz) mallarla ilgili olarak Valilikler tarafından kararlaştırılan ve yürürlüğe konulan 1885,1890 ve özellikle 1907/12 (Madde 28) ve 1908 /9 (Madde 10) tarihli yasalar, mülklerin tapulanmasını öngörürken, talep edilen yüksek harçlar nedeniyle bir çok vakıf gayr-ı menkul, kayıt dışı kalmış, yanlış kişiler tarafından tasarruf edilen böylesi vakıf mallar, bir şekilde mürur-ı zaman (zaman aşımı) bahanesiyle söz konusu kişiler bu vakıf malları üzerlerine tapulayarak mülk sahibi olmuşlardır. İlerleyen zamanlarda kabul edilen ve düzenleme getirileceği iddia edilerek ileri sürülen ve daha sonra uygulamaya konulan yasalar, geçmişte yapılan bu tür haksızlıkların hesabını sormadığı gibi, emr-i vaki ile oluşan böylesi haksızlıkları legalize etmeği (hukuki kabul etmeği) tercih ederek daha ileri adımlar attırmışlardır.

   Aynı şekilde Öşür Vakıfları ile ilgili olarak 1881/5;1882/14;1884/1;1888/11;1891/17-21;1896/13;

1897/11 ve 1900/4 sayılı yasalar tahtında yapılan düzenlemelerde, aşarlı olan vakıflarımıza son verilmiş, yapılan birçok itirazlara rağmen yitirilen bu haklar, sahiplerine veya Evkaf’a geri iade edilmemiştir.

   “To Provide For The Abolition Of The Taking Of Tithes 1926 /15” başlıklı yasa tüm müdahalelere rağmen yürürlüğe konmuş ve yedi kalem üründen alınan Vakfa ait ÖŞÜR ortadan kaldırılarak geride kalan taşınmazlar Hazineye ve de şahıslara temlik edilmiştir.

4- Vakıflara dair İslam Mukaddes Kanunu ile Müslümanların Dini Emvalinin idaresiyle ilgili kanunu tadil eden ve birleştiren kanun 22 Temmuz 1955

   CAP 337 OF 1955

   (To Amend and Consolidate the Moslem Sacred Law Relating to Evkaf And The Law Relating to the Administrations of Muslim Religious Property)

   Bu güne gelinceye kadar Türk vakıflarına reva görülen bunca haksızlıklar karşısında adeta isyan eden Kıbrıslı Türklerin taleplerine bir şekilde kulak asmak zorunda kalan İngilizler 1949 yılında Kıbrıs Hükümeti tarafından kurulan Türk İşleri Komisyonunun da tavsiyesi üzerine CAP Of 1955 Yasasını hazırlatmış; 1956 Nisanında ise Evkaf İdaresi’nin Kıbrıs Türk Cemaatının uhdesine terk etmiştir.

   1955 Yasası ile (Madde 43) gereğince Vakıflar İdaresi 15 Seçilmiş aza ile zamanın Müftüsü ve Türk İcraat Azası,Tabii Aza’dan (Ex Official) oluşan “Yüksek Evkaf Meclisi” tarafından yönetilmiş olacaktır.

SORU: 1955 Yasası sonrasındaki durum değerlendirmenizi alabilir miyiz?

ALTAN: Söz konusu yasanın Kıbrıs Resmi Gazetesi’nde yayımlanmasından sonra özellikle yerel Türk basınından Halkın Sesi Gazetesi 23 Temmuz 1955 tarihli sayısında “Evkaf’ın İdaresi Cemaata teslim ediliyor!” başlıklı bir yazı yayımlayarak yasa ile ilgili bazı açıklamalarda bulunmuştur. Şöyle ki:

   “Senelerden beri uğrunda mücadele ettiğimiz bir cemaat davamız, halledilmek üzere bulunmaktadır. Resmi gazetenin dün yayınlanan fevkalade nüshasında, Evkaf’ın müstakbel idaresine dair bir kanun layihası neşredilmiştir. Bu hafta içerisinde yayınlanacağını önceden bildirdiğimiz bu layihanın gerekçesini, Resmi Gazeteden naklen aşağıya derc ediyoruz. Layihaya dair mütalaalarımız gelecek nüshalarımızda neşredeceğiz.

banner134
   Mutasavver kanunun gayesi vakıflara müteallik şeriye kanunu tevhit etmek ve bazı emniyet tedbirlerine tabi olmak üzere Kıbrıs’taki vakıf malların Türk Cemaati’nin kendi arzularına göre seçilmiş mümessillerinin kontrol ve idaresine vererek bu gibi malların idaresinde cezri değişiklikler yapmaktır.

   Vakıflara müteallik esas kanun mutasavver kanun Kısım II, VII de mündemiç olup bu vakıflara, vakıfların ihya ve hükmüne, vakfiyelerin tefsirine, mütevellilerin tayinine ve Evkaf mallarının idaresine dair şimdilik Şer’iye kanununu tevhit etmektedir”.

   Halkın Sesi Gazetesinde yer alan bu makale esasen Türk Cemaat’inin önde gelen değerli İdarecilerinin de görüşlerini bire bir paylaşmaktadır. Söz konusu yasa da gündeme getirilen Şer’iye kanunu ve esasları, Vakıflarla ilgili olan “Vakıf hükümleri” (Ahkamu’l-Evkaf’ın) bir kez daha geçerliliğini te’yit etmiştir. Bunun bir değer ifadesi ise, Ahkamu’l-Evkaf’ın vakıflarla birlikte sürekliliği olan yasal hükümlerden oluştuğunun en bariz şekilde ifade ortaya konmasıdır.

   Yıllar boyu sürdürülen Evkaf Davasında gelinen bu aşama elbette ki iftihar edilebilecek bir aşamadır. Yıllarca verilen bu mücadele sonuçta hem vakıfların ve hem de Vakıf hükümlerinin daha iyi bir gelecek elde etmesine yol açmıştır. Yitirilmiş, gasp edilmiş vakıf haklarımız açılan bu kapı sonrasında üstün görevler üstlenecek olan Türk Toplum Liderleri ve Evkaf Yöneticileri tarafından elde edilecek başarılarla telafi edileceği kuşkusuzdur.

Vakıfların Türk Cemaatına devrine imkan veren söz konusu yasanın ilan edilmesinden kısa bir sonra Kıbrıs Türk Cemaat Önderleri tarafından başlatılan Vakıf faaliyetleri sonuç vermiştir.

   29 Ocak 1956 Pazar günü “Evkaf Seçimleri” adı altında yapılan seçim sonuçlarıyla Meclis üyelikleri birer birer saptanmıştır, üst düzey yöneticiler olarak: Evkaf Yüksek Meclisine:

   Başkan: Dr. Fazıl Küçük, Başkan Yardımcısı: Ahmet Osman Örek, İcra Komitesi Başkanı: Faiz Kaymak

İcra Komitesi Üyeliklerine ise:

   Dr.Niyazi Manyera, Dr.Orhan Müderrisoğlu, A.M.Berberoğlu, Salih Kanat, FedaiA.Ferit seçilmişlerdir.    Seçilen bu heyet, bu tarihten itibaren geleceğe yönelik olarak vakıflar konusunda atılacak adımları ve yapılacak işleri birer birer belirleyip uygulamaya koyacaklardır.

SORU: 1955 Evkaf kanununda herhangi bir değişikliğe gidildi mi?

ALTAN: Evkaf’ın Kıbrıs Türk toplumuna devredilmesinden sonra özellikle 1955 tarihli İngiliz Evkaf Yasası  içeriği itibarıyla sakıncalı olan bir çok maddeleri değişikliğe tabi tutulmuştur. Yasa değişiklikleri Türk toplum İradesi ile, İngilizlerin her hangi bir müdahalesi olmaksızın yapılmıştır. Celaliye Vakıflarına ilişkin olarak Evkaf Yüksek Meclisi’nin ileri sürdüğü gerekçe ile yaptığı değişiklik o günkü karar metniyle şu şekildedir: “Söz konusu yasanın 2. maddesindeki “Mazbut Vakıfları”nın tarifi, 48.ci maddenin (4).cü bendindeki ihtirazı kayıt olmasaydı, Celaliye imtiyazlı vakıflarının idaresi kanunu hükümlerine tabi Celaliye Vakfını ihata edecekti. Bu son kanuna göre her ne kadar Celaliye imtiyazlı vakıfları Evkaf Murahhaslarının (ve şimdi ise 1955 Evkaf Kanununun 48 (4) maddesi gereğince Yüksek Meclis’in) idare ve murakabesinde ise de,ayrı bir muhasebe usulü idame edilmekte olup bu vakfın iradı genel Evkaf varidatından ayrı tutulmaktadır.Bu vakfın yapıldığı tarikat hali faaliyette olduğu müddetçe böyle bir durumun devamı için muhtemelen iyi bir sebep olabilirdi.Fakat tarikatın artık hali faaliyette olmadığı bu imtiyazlı vakfın diğer vakıflardan ayrı olarak müstakil bir müessese sayılmasına lüzum kalmadığına dair maruzat alınmıştır.”

   Yapılan bu değerlendirmeler sonuç itibarıyla Müstesna vakıflarımızdan olan Celaliye Vakıflarına son verilmiş oldu. Bu karar elbette ki vakıflar açısından pek de makbul sayılacak bir karar sayılamaz. Tarikat müessesesini ortadan kaldıran İngiliz yönetiminin bu hatalı kararı ve icraatı sonrasında alınan bu karar sonuç itibariyle yapılmış olan bir yanlışa yeni bir yanlış eklemek anlamına gelmektedir.

   1955 Yasası Celaliye vakıflarının bir kısmını Mazbut Vakıflar sınıfında gözetmişti. Yapılan bu değişiklikle Celaliye vakıfları Mazbut vakıflar sınıfından ayrılmış ve lağvedilmiştir.

SORU: “1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşu; Kıbrıs anayasasında Türk vakıfları ve Ahkamu’l-Evkaf” konularına açıklık getirebilir misiniz?

ALTAN: 1958 -1959 Londra ve Zurih Antlaşmalarının sona ermesiyle Üç Garantör Ülke; Türkiye Cumhuriyeti, Yunanistan Krallığı; Büyük Britanya ve Şimali İrlanda Birleşik Krallığı’nın ortak kararı ile kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın 110’ncu Maddesinin 2’nci Fıkrasında yer aldığı üzere Kıbrıs Türk Vakıfları ve Ahkamu’l-Evkaf aynen tanınmış ve geçerli kabul edilmiştir. Kıbrıs Anayasasının ilgili maddesi şu şekildedir:

   Mevcut Anayasanın 11. maddesinde ise Elen Ortodoks Kilisesini ilgilendiren hususlara yer verilmiştir. Şöyle ki:

    1956 yılına yani Evkaf’ın Türk toplumuna idareten devredildiği tarihe kadar elde kalabilen vakıflara ancak bir nebze sahiplenilmiştir. Ayni tarihte Türk vakıf yöneticilerinin vakıflar konusunda neşrettiği kitap, broşür ve yazılı metinler yanında yayınladıkları Vakıf Raporları gözden geçirildiği zaman geçmiş yönetimlerin vakıflara karşı yaptığı haksız müdahaleleri birer birer belirlemekte ve şikayetlerde bulunmaktadırlar.

Evkaf Raporları 1956’dan itibaren günümü 2000’li yıllara kadar sürekli geçmişten kaynaklanan ve günümüze dek ulaşan mağduriyetleri, haksızlıkları birer birer içermekte ve yadırgamaktadır. Tüm bunlar bizlere 1960’lı yıllarda gerçekleştirilen anlaşmaların vakıflar açısından ve haklarını elde etme açısından yeterince yararlı olabildiğini söylemeğe imkan vermemektedir. Zaten 1960 anlaşmaları ile kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti iki bucuk yıl gibi kısa sürede Kıbrıslı Rumların ve onlara destek veren Pan-Hellen’lerin (Enosis ve Tedhiş Hareketleri) girişimleri ile farklı bir duruma düşürülmüştür. Kıbrıslı Türkler bu aşamada adeta kendi bölgelerine hapsedilmiş; kimi köyler boşaltılmış; topraklarımız işgal edilmiş, atıl bırakılmış; özellikle vakıf arazilerimiz eskiden olduğu gibi işgal edilmiş, Türk Vakıf idaresinin kontrolünden çıkarılmıştır. Yitirilmiş olan Türk Vakıf mallarının yeniden elde edilmesi yönünde halen Türk Vakıf yöneticilerinin ve sivil Türk Yönetimlerinin çaba harcadıkları ortadadır.

SORU: 1963 yılı sonrasında gelişen hadiseler ve Kıbrıs uyuşmazlığına çözüm sağlamak yönünde sürdürülen çabaların Kıbrıs Vakıfları açısından sizce önemi nedir?

ALTAN: Vakıfların siyasi bir malzeme halinde uluslararası platformlarda müzakere edilmesi bazı açılardan tehlikeli ve sakıncalıdır görüşündeyim. Vakıflar için herhangi bir taviz veya ödün verme doğru olamaz. Vakıflar zaten sömürge döneminde yeterince haksız saldırılara uğratılmış mal varlığı üzerinde yağmalar gerçekleştirilmiştir. Unutulmamalıdır ki Vakıflar, kuşkusuz vakıf yapan hayırsever kişilerin hür iradesi ile ve yazılı metinleriyle (vakfiyeleriyle) mahkemelerde şahitler huzurunda hayır maksatlarını açıkça ortaya koyarak topluma ve kişilere malları üzerindeki gelirlerini ve haklarını adamak suretiyle oluşturulduğu unutulmamalıdır. Vakıf hakları, aynı zamanda gelecekteki nesillere kadar uzanan haklar olması hasebiyle de önüne engel konamaz niteliktedir. Bunlar akamete uğratılamaz.

   Bu durum Türkler için olduğu kadar yabancı dinlere mensup insanlar veya uluslar için de aynıdır. Bu bakımdan Vakıflara gereken saygı gösterilmeli ve yazılı metinlerle ortaya koydukları koşullarına harfiyen uyulmalıdır.

SORU: Kıbrıs Anayasası içeriği itibariyle Kıbrıs Türk Vakıfları ne ölçüde ortaya konmuştur?

ALTAN: Kıbrıs Anayasası içerik itibarıyla Ahkamu’l-Evkaf’ı açıkça kabul etmiş, hükümlerine vurgu yapmıştır. Söz konusu anayasa ayni şekilde ilgili maddeleriyle Ahkamu’l-Evkaf’ın tarihsel olarak yürürlüğünün devamına işaret etmiştir.

   Anayasa’nın kabulünden sonra Vakıflar konusunda geliştirilen bir çok yasaların Ahkamu’l-Evkaf’la çelişkilendiğine de şahit olmaktayız. Bu durumun bir şekilde düzelmesinin gerekliliğine inanıyorum. Ahkamu’l-Evkaf hükümlerinin Vakıf kurumunu sevk ve idare edebileceği aşikardır. Tarihi bir geçmişi ve geleneği olan böylesi bir hukuk manzumesinin gölgelenmesi doğru değildir. Yapıla gelen bu yasaların yeniden gözden geçirilmesi ve bu tür yasaların behemehal Ahkamu’l-Evkaf hükümlerine ters düşmeyecek şekilde bağdaştırılması kaçınılmazdır.

SORU: Kıbrıs Cumhuriyeti sonrasında “Vakıflar ve Din İşleri Dairesi teşkilat kuralı” olarak ortaya konulan Türk Cemaat Meclisi yasası hakkında ne düşünürsünüz?

ALTAN: 12 Nisan 1961 yılında gündeme gelen ve 13 Ekim 1970 tarihine kadar yürürlükte kalan söz konusu yasa çerçevesinde Vakıflar İdaresi bir Müdür İdaresinde Türk Cemaat Meclisi İcra Heyeti’ne bağlı bir birim olarak yönetilmiştir. Vakıfların tedviri ve vakıf konularıyla ilgili her türlü işlem ve alınacak kararlar, söz konusu yasa tarafından da kabul edilmiş bulunan “Ahkamu’l-Evkaf” hükümleri tahtında yapılması emredilmiştir. Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi Meclisi tarafından onaylanan bu kural, Türk Cemaat Meclisi Kanunu olarak kabul edilmiştir. İlgili yasanın ikinci Maddesi aynen şöyledir:

   Ahkamu’l-Evkaf Fasıl 337;Fasıl-340 ve TCM 12/60

   Madde (2) – “Bu kuralla başka suretle tarif edilmeyen tabirler, metin başka türlü gerektirmedikçe, Ahkamu’l-Evkaf, Evkaf ve Vakıflar Kanunu Türk Din Reisi (Müftü) Kanunu ve Türk Cemaat Meclisi Vakıflar ve Din İşleri Dairesi Teşkilat Kanununda bu gibi tabirlere verilen anlamı haizdir.”

   Aynı Kanunun Kısm II- MADDE 3 ikinci bendinde ise: “Vakıflar ve Din İşleri Dairesi, Ahkamu’l-Evkaf hükümlerine göre devamlı bir mevcudiyeti olan, resmi bir mühürü bulunan, mal iktisap etme,elde tutma,temlik etme,akit yapma,hukuki şahsiyet adına dava etme ve dava edilme ehliyeti haiz bir kuruluştur.” Maddesine yer verilmiştir.

   İlgili yasada yer alan, bu iki maddeyi takip eden maddelerinde ayrıca: “Vakıf müessese veya tesisini veya vakıfları veya camileri ve herhangi diğer bir İslam dini müessesesini ve Türk mezarlıklarına ait mallar da ait olmak üzere mevkuf veya meşrutun-leyh olan bütün bu vakıf menkul veya gayr-ı menkul malları ilgilendiren veya her hangi bir suretle bunlara tesir eden bütün konular, münhasıran Ahkamu’l-Evkaf, Evkaf ve Din İşleri ile ilgili konular, kurallar.” mevcut yasa çerçevesinde uygulanabildiği açıkça belirtilmiştir.

   Sonuç itibariyle yapılan tüm bu yasalar veya kabul edilen kurallar Ahkamu’l-Evkaf’ın yürürlülüğünü devam ettirdiğini açıkça ortaya koymaktadır. KKTC’nin kurulmasından sonraki dönemlerde de KKTC Meclisi tarafından kabul edilen 51/1992;32/1993;27/1998;47/1998;25/1999;48/2000;26/20001;29/2002;30/2003;78/2009;  ve 53/2010 sayılı “Vakıflar Örgütü ve Din İşleri Dairesi (Kuruluş, Görev ve Çalışma Esasları) Yasası ve üzerinde yapılan değişiklikler Ahkamu’l-Evkaf’ın geçerliliğini ve Kıbrıs Vakıflar İdaresinin Yasal mevzuatında değiştirilmemiş hükümler olarak geçmişten beri günümüzde vakıflar için temel kurallar manzumesi olduğu kabul ediliştir.

SORU: 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında Vakıfların statüsü hakkında kısaca bir açıklama yapabilir misiniz?

ALTAN: Şurası bir gerçektir ve unutulmaması gereken bir durumdur. Barış Harekatı mevcut vakıflarımızın gücüne güç kattığı gibi geçmişten itibaren yitirilmiş olan vakıf mallarımızı ve haklarımızı geri alabilmedeki çabalarımıza olumlu yönde bir ivme kazandırmıştır. Bu harekat, yalnızca vakıflarımızın değil toplumsal olarak tüm haklarımıza sahip çıkmada önemli bir Teminat Unsuru-Güç Kaynağı olmuştur. Kıbrıs’ın iki ayrı bölgeye bölünmesi sonucu Kuzeyde kalan vakıflarımız halen elimizde olup değerlendirilmektedir. Güneyde kalan vakıf mallarımız nedeniyle de Kıbrıs Vakıflar İdaresi bir şekilde göçmenlik statüsü elde etmiştir. Güney Kıbrıs’ta kalan vakıfların galleharları (bu vakıflardan hak elde edebilen ve edecek olan vakıf evladı) Evkaf yönetiminin kendilerine, atalarından yadigar kalan haklarını temin etmesinin beklentisi içerisindedir. Vakıflar İdaresi’nin bu konuda atacağı adımlar ve vereceği karalar son derecede önemlidir. Güney Kıbrıs’ta Mazbuta, Mülhaka ve Tahsisat kabilinden binlerce dönüm gayr-ı menkul vakıf emlaki ve mevkufat üzerinde Vakıflar İdaresinin her şeyden önce bahse konu vakıf varlığının tespit ve değerlendirmesini yaparken bu çalışmalar yanında ciddi bir hukuk mücadelesi başlatması atılabilecek en doğru bir adım olabileceği kanaatindeyim. Ada’nın ikiye bölünmesi sonrasında Güney Kıbrıs’ta mahsur kalan vakıflarımızın kurtarılması noktasında Vakıflar İdaresi’nin, ayrıca Türk Hükümetlerinin gerek yerel yönetimlerle ve gerekse uluslararası yetkili yabancı devlet ve hükümet mercileri ile oluşturabilecek müzakere veya görüşmeci platformlarında uzun boylu müzakereler yürütülerek bir şekilde bu haklarımızı gerektiği gibi sağlaması en büyük beklentimizdir. Vakıflar İdaresi’nin, tüm vakıflarımıza nezaret etme yükümlülüğü olan bir kuruluş olarak böyle bir görevi doğal olarak üslenmesine mevcut yasalar da cevaz vermektedir. Kıbrıs Türk Toplumunun “Vakıf Davası” henüz tamamlanmış değildir. Geçmişten günümüze kadar Evkaf Haklarımıza karşı yapılan fiili saldırılar (işgaller, istimlakler, gasp ve tecavüzler ve buna benzer atılmış olan adımlar, alınan yanlış ve de acımasız kararlar) sonucu yitirdiğimiz Vakıf haklarımızı geri alabilmek için yapacağımız  çalışmalar Evkaf Davamızın bir gereğidir.

   29 Nisan ve 1 Mayıs 1944 sayılı Fasıl 255 “Taşınmaz Mal Dönüştürme Yasası” ile “Vakıf İcareteyn” ve “Arazi-i Mevkufe Tahsisat” olarak kabul edilen vakıf taşınmaz mallarının Mülke ve Miri araziye dönüştürüldüğünü; kökü 1881’lerden başlayarak 1926’lı yıllara kadar getirilerek “To Provide For The Abolition Of The Taking Of Tithes (1926/5) Öşürün kaldırılmasıyla vakıfların önemli gelir kaynaklarının sonlandırılmasını; birçok vakıflarımızın İstimlak edilerek vakıf olmaktan çıkarılmasını; Çok değerli olan vakıf emlakini istibdal (Trampa veya Takas Usulü) ile değersiz hale getirilmesini; Kapalı Maraş bölgesinde olduğu gibi, vakıf emlak üzerine izinsiz bina ve te’sis inşa ederek zaman içerisinde mülkiyet elde edebilmek için yapılan hile ve desiseleri akıldan çıkarmadan, hukuki zeminde Evkaf Davası olarak ele alınarak haklı bir çözüme dönüştürülmesi; “Yanlış Hesap Bağdat’tan döner” gibi sonuçlara ulaşılması gerekmektedir.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75