Vakıfların durumu ve Maraş

banner37

Milli Arşiv ve Araştırma Dairesi Kurucusu, eski Müdürü Evkaf Uzmanı Mustafa Haşim Altan, anlatıyor; “1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Kuruluş Antlaşmalarında Türk ve Rum toplumlarına öngörülen parasal ödenekler; tazminatlar ve yardımlara ilişkin tespitler, Türk Vakıf Hakları” (5)

banner87
Vakıfların durumu ve Maraş
banner90
banner99

Milli Arşiv ve Araştırma Dairesi Kurucusu, eski Müdürü Evkaf Uzmanı Mustafa Haşim Altan’la yaptığım söyleşi bilinmeyenleri gün yüzüne çıkaracak.

Kıbrıs anlaşmaları ve vakıfların durumunu geniş şekilde ele aldığımız söyleşide, adadaki taşınmaz mal durumunu da konuştuk.

Tarihsel açıdan belge niteliği taşıyan yazı dizisi geçmişe ışık tutacak.

SORU: Yakın tarihimizde akdedilen 1959-1960 Anlaşmalarında vakıflarımızın durumu hakkında ne düşünüyorsunuz?

ALTAN: Bu önemli bir konudur. Londra, Zürih ve Lefkoşa’da yapılan bu anlaşmalarda da vakıflarla ilgili olarak yer alan metinlerin büyük bir bölümü, Evkaf’ı ve Evkaf haklarını destekler mahiyettedir. Bu konuda zabıtlarda geçen bir kaç yazılı metin örneği verebiliriz:

Her şeyden önce KIBRIS ANAYASASI vakıfların Ahkamü’l-Evkaf’a göre işleme tabi tutulmasını ön görerek bu suretle Ahkamü’l-Evkaf’ı tanımıştır. Kıbrıs Anayasası’nın 110. Maddesi 2. Fıkrasında, “VAKIF MÜESSESESİ VE AHKAMÜ’L-EVKAFI BU ANAYASACA TANINIR” başlığı altında iş bu ve madde şöyledir:

“Vakıf müessese veya te’sisini veya vakıfları veya camilere ve her hangi diğer bir İslam dini müessesesine ait mallar da dahil olmak üzere, her hangi vakıf malları ilgilendiren veya her hangi bir suretle bunlara te’sir eden bütün konular, münhasıran Ahkamü’l-Evkaf ve Türk Cemaat Meclisi’nce çıkarılan veya yapılan kanun ve nizamnamelere tabidir ve bunlara göre ve bunlar gereğince idare olunur.Ve hiçbir teşrii,icrai veya herhangi diğer bir muamele bahis konusu Ahkamü’l-Evkaf’ı ve Türk Cemaat Meclisi’nin bahis konusu kanunları ve nizamnameleri ihlal edemez veya onlara üstün gelemez veya müdahale edemez” şeklindedir.

Burada ilginç olan ve de istismara açık olan dikkat çekici bir husus vardır. O da Türk Cemaat Meclisi’nin Anayasada vakıflar açısından Ahkamü’l-Evkaf’la yan yana gözetilmesidir. Her şeyden önce Ahkamü’l-Evkaf, içeriğiyle ve ortaya koyduğu tüm hükümleri ile Evkaf meselelerine çözüm bulmaya, onları yönetebilme sulha ve vüzüha kavuşturma bakımından üstün güce ve hukuki çözüm yeteneğine haiz olağanüstü nitelikte önemli ve yeterli bir HUKUK MANZUMESİDİR. Cemaat Meclisi’nin vakıfları ilgilendiren konularda öne süreceği

hususlar için Ahkamü’l-Evkaf yeterli bir kaynaktır. Bu bakımdan Cemaat Meclisi’nin vakıflarla ilgili olarak ortaya koyacağı yasalar, kuşkusuz Ahkamü’l-Evkaf hükümleriyle bağdaşır durumda olması gerekir. Bu takdirde de Ahkamü’l-Evkaf hükümleri Cemaat Meclisi’nin yapacağı vakıf yasalarını lüzumsuz çalışmalar olarak kabul edecektir.

Anayasanın ilgili maddesine Cemaat Meclisi’nin dahil edilerek Ahkamü’l-Evkaf’la ilişkilendirilmesi oldukça sakıncalı olmuştur. Nitekim ilerleyen dönemlerde Cemaat Meclisince vakıflar konusunda hazırlanarak yürürlüğe konan çoğu yasalar zaman içerisinde vakıflar için yıkıcı ve de zarar verici yasalar olmuş, Ahkamü’l-Evkaf’la uyum sağlayamamıştır.

Sömürge yönetiminin İcareteyn kapsamında olan birçok vakıflarımıza indirdiği darbelerle ortadan kaldırılması, Ahkamü’l-Evkaf hükümlerine göre yanlış bir işlem ve yaklaşım olmasına karşın, Cemaat Meclisi’nin anayasanın ilgili maddesinden kaynaklanan desteği ile aldığı bazı kararlar böyle bir icraata cevaz vermiş, neticede İngiliz sömürge yönetiminin haksız yere körelterek ortadan kaldırdığı bunca vakıflarla için uygulamağa koyduğu kararlarıyla adeta örtüşmekte ve bir paralellik oluşturmaktadır. Demek oluyor ki, Türk Cemaat Meclisi, Vakıflar üzerinden yararlanma veya gelirlerinden istifade edebilmek için hedeflerine uygun olabilecek yasaları yapabilme gücünü elde edebilmek maksadıyla Anayasa’ya ilgili madde içerisinde uygun ifadelere yer vermiştir. Bilindiği üzere, Cemaat Meclisi ortadan kaldırılmış, ancak ortaya koyduğu hatalı veya hatasız yasaları ise halen

yürürlükte olup, mahkemelerde yeri geldikçe kullanılmakta, zaman içerisinde bu yasalar Ahkamü’l-Evkaf’la da ters düşmekte; vakıflar ise bu durumdan zarar görmektedir. Geçmişte koloni idaresinin vakıflara yönelik olarak yaptığı haksızlıkların bir nebze giderilmesi ve ortaya çıkan gelir kayıplarının kısmen de olsa telafi edilmesi yönünde bazı görüşmeler meşru kabul edilmiş, itiraf edercesine sınırlı önlemler dahi alınmasına imkan verilmiştir. Böyle bir ortamda vakıfların olduğu kadar Türk toplumunun sosyal açıdan geleceği ve alınacak önlemler konusunda Türk delegasyonunun aldığı tedbirler arasında Cemaat meclislerinin oluşmasının yararlı olabileceği düşünülmüştür. Bu aşamada, söz konusu kurumun Anayasal olarak ta desteklenmesinin gerekliliği üzerinde durulmuştur.

Vakıfların, Türk toplumu açısından önemine binaen, bu kurumun vakıfları destekler mahiyette yasa ve tüzük yapmasında her hangi bir sakınca görmemişlerdir. Ancak, Ahkamü’l-Evkaf varken, böyle bir yaklaşımın istismara açık olabileceği de düşünülmesi gerekirdi. Tüm bu gerekçeler dikkate alındığında, Türk Cemaat Meclisi’nin, Anayasanın ilgili 110.maddesi ve fıkralarında yer almamasının daha doğru olacağı gerçeğidir. Yapılan bu hata, sonuç itibariyle Ata yadigârı mallarımız olan vakıfların daha da zarar görmesinin bir şekilde ileriki dönemlere taşınmasına yol açmıştır. Türk Cemaat Meclisi kapatıldı ancak geçmişteki yanlış karar ve icraatları ile ortaya koyduğu zararlar hükmünü halen devam ettirmektedir. “At ölür meydan kalır, Yiğit ölür şan kalır!” atasözümüz tersiyle yorumlanırsa bu kez, “At yiğitsiz öldüğü zaman da, meydan onun ölüsüne kalır! Nitekim de öyle olmuştur.”

Kıbrıs Anayasası’nın onaylanması esnasında ileri sürülen ek protokollerde İngiltere Birleşik Krallığını ilgilendiren Andlaşma’nın B ekinin üçüncü maddesinde vakıflar konusu ön plana çıkarılmış, bu maddede özellikle “İcareteyn vakıflar ve arazi-i mevkufe tahsisatının lağvedilmesi için veya bununla ilgili olarak, işbu anlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihten hemen sonra önceki devrede yürürlükte olan mevzuat gereğince ve uyarınca, halen Evkaf Dairesi’nden ve vakıflardan sorumlu olan makama yıllık te “diyenler ve yapılan ödünçler” söz konusu edilmiş, İngiltere Birleşik Kırallığı ise bu taahhüdü verdiği söz konusu anlaşmada belirtilmiştir. Bu metin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de onaylanmıştır.

SORU: Vakfedilmiş emlakin bir kısmının 1960 Anlaşmaları ile Tazminat karşılığı satıldığı yönündeki iddialar için ne dersiniz?

ALTAN: Öncelikle ve ısrarla belirteyim ki böyle bu konuda söylenenler ve yazılanlar tümüyle gerçek dışıdır. Liderlere iftiradır. Vakıfların statüsüne ve geçmişten beri vermiş olduğu ve vermekte olduğu HUKUK MÜCADELESİNİ aşağılayıcı bir tutum ve algı biçimidir. İşin bu boyutunu 1960 Andlaşmaları metinleriyle ve tutanaklarıyla bire bir irdeleyelim:

Her üç Garantör Devletin (Türkiye, İngiltere ve Yunanistan) Meclislerinde onaylanmış bulunan söz konusu metin aynen şöyledir:

SORU: “1.5 milyon Kıbrıs Lirası karşılığı Maraş vakıfları satılmıştır” iddiasının yaygınlaştırılmasına ne dersiniz?

ALTAN: Yaygınlaştırılmağa çalışılan bu safsata ve gerçek dışı iddialar Rum tezlerini kuvvetlendirmeğe ve Kıbrıs Türklerinin geleceğe yönelik yaşamsal gücünü ve mal varlığını zayıflatmağa yönelik girişimler ve algı operasyonlarıdır. Böyle bir satışın olmadığı aşikar iken; ısrarla ve defaatle kamu oyunun bilgisine getirilen ve yeterince sunulan beyanatlara rağmen, birçok yazarlarımız ve duayen gazeteci diye kendilerini lanse den bazı gazetecilerimiz, sonuçta bu konudaki bilgisizlikleri nedeniyle ayni konuyu yanlış bir şekilde yansıtmakta ve kamu oyunu şaşırtmaktadırlar.

Bu gibilerin, 1960 Andlaşmalarını ve metinlerini iyice gözden geçirmedikleri aşikardır. Bu bakımdan ileri sürdükleri iddialarında yanılgıya düştükleri de ortadadır.

Bu konu ile ilgili olarak Merhum Rauf Raif Denktaş’ın “Vakfedilmiş Emlak ve 1960 Andlaşmaları” başlığı altında 28 Mayıs 2009 yılında Kıbrıs Postası’nda yayınladığı makalesini dikkatle gözden geçirmelerini tavsiye ederim. Söz konusu makale bütünüyle şöyledir;

“1960 Antlaşmalarına son nokta konulurken İngiliz Hükümeti yeni doğacak Kıbrıs Cumhuriyetine sanırım 12 milyon sterlin bir yardım yapmayı kabul etmişti. Rahmetle andığımız liderimiz Dr. Fazıl Küçük’ün girişimleri ile Türk Cemaat Meclisine de bir milyon beş yüz bin sterlin bir bağış yapıldı. Bağışın nerelere harcanacağı kalem kalem “EU” denilen ekte ve “Türk cemaatına mali yardım” başlığı altında verilmektedir. Karşılıklı mektuplar

halinde oluşan bu anlaşmanın giriş kısmında yardımın maksadı “eğitim, vakıf malların inkişafı, Türk Cemaat Meclisinin yetkisine giren kültürel ve benzeri maksatlar” olarak belirlenmiştir. Üçüncü paragrafta da Evkaf Yüksek Konseyi dahil Türk cemaatının İngilizlerden “Kıbrıs’taki idareleri veya Kıbrıs Cumhuriyetinin kuruluşu nedeniyle tazminat istenmeyeceğinin teyidi” istenmektedir.

EU ekinin başlığından ve içeriğinden de görüleceği gibi verilen para yardımdır, tazminat değildir, hele “satılması, el değiştirmesi, hibe yolu ile elden çıkarılması” Evkafla ilgili temel yasaya göre mümkün olmayan bu konuda “alınan yardım İngilizlerin keyfi şekilde, babalarının malıymış gibi, Rum okullarına, şahıslara, kiliselere hibe ettikleri mallar karşılık tazminattır” demek kabul edilemez bir değerlendirmedir. Böyle bir değerlendirmenin hukuken de geçerliliği olamaz çünkü İngilizlerin böyle bir hakları yoktu. İngiliz’den, belirlenmiş maksatlar için yardım alan (tazminat değil) bizlerin ise bu yardımı, listelenmemiş emlâkin tazminatı olarak kabul edip bu emlâkten vazgeçmek hakkımız hiç yoktu.

İngilizlerin, kendilerini, ileride herhangi bir şekilde her hangi birileri veya herhangi bir makam tarafından açılabilecek tazminat davalarına karşı korumak için EU’ya koydukları bir paragrafı, bu belgede belirlenmemiş Vakıf emlâke yapılan zarar için alınan tazminat olarak yorumlamak için Vakıflarla ilgili mevzuatı ve Kıbrıs’ın tarihini bir yana itmek gerekir ki, bunu ancak, İngiliz’den Evkaf malını zamanında gasp etmiş Rumların avukatları yapabilir.

EU belgesinde İngiliz’in idaresinden ve hatta Cumhuriyetin kurulmasından zarar görmüş birileri varsa bunların İngiltere aleyhine dava açmamaları garantilenmiştir. Bu belgeden İngiliz’in herhangi bir yanlışından yararlanmış kişiler aleyhine zarar gören kişinin hakkını arayamayacağı sonucu çıkarılamaz çünkü bahis olan vakıf maldır ve bunu başkasına satmak, vermek, hibe etmek hakkı kimsede yoktur.

Nerede kaldı ki, Karpaz’da 12 mil karelik Efendiler çiftliği de, zamanında, İngilizler tarafından Karpaz Rumlarına taksim edilmiş, herkese tapu verilmişti. Benim çocukluğumda ve gençliğimde Türkler arasında ve özellikle babam ile gazeteci, avukat arkadaşları arasında bu konu devamlı surette konuşulur, halk çaresizlik içinde kıvranırdı. İngiliz idaresi göz göre göre Vakıf malları Rumlara peşkeş çekmekteydi ve zavallı halkın yapabileceği fazla bir şey de yoktu.

1974 Barış Harekâtı’ndan sonra Evkaf adına Tapu Dairesi’ne müracaat ederek “Efendiler Çiftliği’nin Vakıf arazi olduğunu, kimse tarafından satılamayacağını, kimseye hibe edilemeyeceğini, bu nedenle bu çiftlik topraklarını bölerek kişilere tapu verilmesinin Kıbrıs’ta Osmanlı zamanından geçerli olan Vakıf yasasına göre mümkün olmadığını bu yasa dışı yanlışın düzeltilmesi gerektiğini” belirleyen yasal bir çağrıda bulunulmasını istedim.

Tapu yasalarına göre Köydeki Rum kahvesine bunu duyuran ve tapu almış olanların isimlerini de belirleyen bir liste asılarak tapularının iptal edilerek Çiftliğin Evkafa intikal edeceği duyuruldu. İtirazı olanların bir ay zarfında itirazlarını yazılı olarak duyurmaları istendi. Aylar geçti. Hiçbir itiraz gelmedi. Beş altı ay sonra ben Karpaz’a gittiğimde Rum kahvehanesine de girdim ve halkın önünde Muhtara tapuya itirazda bulunup bulunmadıklarını sordum. Cevabı samimiydi ve gerçekti: “Denktaş bey, yıllardır Evkaf’ın malını bedavaya kullandık; yetmedi

mi? Ne hakla itiraz edecektik ki” dedi.

Ayrıca Maraş’taki Vakıf mallar için Mağusa Kaza Mahkemesi’nde iki dava açarak, bu malların da Evkaf’a ait olduğu yönünde mahkeme kararı çıkarttım. Evkaf dairesi ve ilgili diğer makamlar bu konuları ayni heyecanla takip etmelidirler. Vakıf arazi Allah’a emanet edilmiştir. Kimse buna tecavüz edemez. Aradan yıllar geçse de Allah’a emanet edilmiş olan emlâki gasp etmiş olanlardan hesabı sorulur.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Halil Giray
Halil Giray - 3 ay Önce

Mustafa bey, bilmemiz gereken birçok konuda bizleri aydınlatıyor, umarım vakıf malları ile ilgili, bilerek veya bilmeyerek, ileri sürülen bazı yanlış değerlendirmeler artık sonlanır.

SIRADAKİ HABER

banner107

banner75

banner108