banner6

Vizyon yeterli, iletişim eksik!

banner37

Prof. Dr. Feridun, Kuzey Kıbrıs bankacılık sektörü ve KKTC Merkez Bankası’nın mevcut düzenleme ve denetim çerçevesini değerlendirdi; dünyanın gerisinde kalan yönlere dikkat çekti:

Vizyon yeterli,  iletişim eksik!
banner99

Ali ÇATAL

İngiltere Merkez Bankası’nda (BoE) da bir dönem görev alan Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Finansal Düzenleme ve Risk Yönetimi Merkezi Başkanı ve Bankacılık ve Finans Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mete Feridun, KKTC Merkez Bankası özelinde merkez bankalarının işlev tartışmalarını ve KKTC bankalar sektörünü masaya yatırdı.

Financial Conduct Authority (FCA) gibi finansal düzenleme ve denetim kurumlarında görev yapan ve aynı zamanda Oxford Üniversitesi, Cambridge Üniversitesi ve London School of Economics gibi üniversitelerde bu konularda akademik çalışmalar yürüten Feridun, KKTC Merkez Bankası’nın mevcut düzenleme ve denetim çerçevesini değerlendirdi.

Feridun, mevcut düzenleme ve denetim çerçevesine bakıldığında, KKTC bankacılık mevzuatının, 39/2001 ve 67/2017 sayılı Bankacılık Yasaları ve altında yapılan tali mevzuat çerçevesinde küresel bankacılık düzenlemeleri ile büyük ölçüde uyumlu hale getirildiğini kaydetti.

Bu yapının da banka kuruluş şartları, kurumsal yönetimi, iç sistemleri, risk üstlenme sınırları, sermaye yeterliliği, gözetim ve denetim gibi önemli birçok konuda ‘Basel Standartları’ ile büyük ölçüde paralellik gösterdiğini ifade eden Feridun, bu bağlamda, KKTC’deki mevzuatın, ülkemiz koşullarında önemli birçok konuda küresel bankacılık standartları ile ‘olabildiğince’ uyumlu olduğunu söyledi.

Bu konuda hem KKTC Merkez Bankası, hem de Kuzey Kıbrıs Bankalar Birliği’nin çalışma ve gayretlerinin takdir edilmesi gerektiğine işaret eden Feridun, bazı konularda eksikliklerin de olduğunu kaydetti. Feridun,  küresel bankacılık standartları sürekli güncellendiğinden, bu gelişmeleri de zamanında takip ederek uygulamamız gerektiğini belirtti.

Bu konuda gerek KKTC Merkez Bankası gerek Kuzey Kıbrıs Bankalar Birliği tarafından gerekli gayret ve vizyonun ortaya konulduğunun görüldüğünü ve önemli olanın da bu olduğunu ifade eden Feridun, hali hazırdaki düzenleme ve denetim çerçevesini yeterli gördüğünü söyledi; KKTC Merkez Bankası özelinde ve KKTC bankacılık sektörü genelinde yaşanan tartışmaları, KIBRIS Gazetesi için değerlendirdi.

Soru ve yanıtlar

KIBRIS: ‘Regülasyon’ konusundan başlayalım. Bankalar sermayesinin, bu ülkenin en regüle sektörünün ürünü olduğu sürekli vurgulanıyor fakat şube bankalarının düzenleme ve denetimi konuları da her daim tartışılıyor. Bu konudaki yorumunuzun, tartışmaları netleştirme yönünde belirleyici olduğunu düşünüyorum.

YANIT:  “Öncelikle şube bankalarının KKTC’ye rekabet ve inovasyon açısından önemli katkıları olduğunu ve KKTC’de kâr amacıyla faaliyet gösterdiğini göz önünde bulundurmalıyız.

Yani söz konusu bankalara bu perspektiften ve ön yargısız bir şekilde bakmak gerekiyor.

Dünyada şube bankaları genellikle kurumsal bankacılık, iştirakler ise mevduat bankacılığı yürütmek amacıyla faaliyet gösteriyor.

Düzenleme otoriteleri de ‘genellikle’ şube bankalarının mevduat bankacılığı faaliyetleri yürütmesine sıcak bakmıyor ve bu faaliyetleri yürütecek bankaların iştirak yapısı altına girmesini tercih ediyor.

Bizde ise bu prensip uygulanmasa da şube bankalarına ilişkin birtakım önemli düzenlemeler yapıldı.

Örneğin birden fazla şube ile faaliyet göstermek isteyen şube bankalarının, KKTC’de kurulu bankalarda aranan tüm koşulları yerine getirmeleri gerekiyor.

Ayrıca bir şube bankasının merkezine veya diğer ülkelerdeki şubelerine yaptığı tevdiat da bankanın dahil oluğu risk grubu hesaplamasına dahil ediliyor.

Yani Türkiye’ye aktarabilecekleri miktar, sermayelerinin yüzde 20’si ile sınırlı. Ayrıca, Türkiye’ye aktarılan para, bankaların maruz kaldığı disponibilite yani gerekli durumda kullanılmak üzere kasada bulundurulması gereken ihtiyati karşılık oranını artırıyor.

Şöyle ki bankaların Türkiye’de tuttukları nakit miktarı, öz kaynaklarına göre yükseldikçe, disponibilite yükümlülükleri de yüzde 12 bandından başlayarak yüzde 20’ye kadar kademeli olarak artıyor.

Bunun yanı sıra Türkiye bankalarının KKTC’deki şubeleri için ayrı bir ülke müdürlüğü teşkilatı veya yönetim merkezi oluşturmaları zorunlu hale getirildi.

Dolayısıyla şube bankaları, toplanan mevduatları kamuoyunda sıklıkla tartışıldığı üzere Türkiye’de değerlendirebilse de -ki bu bana göre yadırganacak bir durum değil- kamuoyu tarafından sanıldığından daha sıkı düzenlemelere tabi tutuluyor.”

KIBRIS: “Merkez bankacılığı açısından birtakım eksiklikler de mevcut” dediniz. Nedir bu eksiklikler?

YANIT: “Dediğim gibi küresel bankacılık standartları sürekli güncellendiği için bu gelişmeleri zamanında takip ederek uygulamamız gerekiyor.

Güncel bir örnek vermek gerekirse, dünyada iklim değişikliğinden kaynaklanan riskler, özellikle son birkaç yılda küresel bankacılık sektöründe çok büyük önem kazanmaya başladı.

Gerek merkez bankaları, gerek bankacılık düzenleme kurumları, bu risklere karşı ne yapılması gerektiği konusunda bankalara rehberlik ediyor ve gerekli bankacılık düzenlemelerini hazırlamak üzere yoğun çalışmalar yürütüyor.

Hatta birçok ülkede söz konusu kurumların iklim değişikliğinden kaynaklanan riskler konusunda hükümetleri ve kamuoyunu da bilinçlendirip yönlendirdiği de dikkat çekiyor.

KKTC’de de son dönemlerde yaşanan sel felaketi ve orman yangınları gibi çevresel faktörlerin bankacılık sektörümüz açısından oluşturduğu risklerin değerlendirilmesi ve gerekli tedbirlerin zamanında alınması önemli.

Benzer şekilde,‘sürdürülebilir bankacılık’ da giderek önem kazandı.

Bu tip birçok örnek mevcut. Buna benzer gelişmeleri daha yakından takip etmemiz şart.”.

KIBRIS: ‘Sürdürülebilir bankacılık’ tabirini biraz açalım. Burada kastedilen nedir ve KKTC bankaları, bu yeni konseptin neresinde?

YANIT: “Sürdürülebilir bankacılık ile kastedilen, bankaların stratejilerini, müşterilerinin ve toplumun ihtiyaçları ile uyumlu hale getirmeleri, faaliyetlerini sürdürürken, mevcut ve gelecek nesiller için refah sağlanmasına öncülük etmeleri, toplumsal hedeflere ulaşılmasını sağlama amacıyla ilgili paydaşlarla ortak hareket etmeleri ve sorumlu bankacılık kültürüne sahip olmaları gibi unsurlar.

Bu konu, dünyada gündeme yeni yeni geldiği dönemde, KKTC basınında yazılarım yayınlandı ve KKTC bankalarının sürdürülebilir bankacılık modeline geçmesi gerektiğine dikkat çekmeye çalıştım.

Bu konuda KKTC’de bir gelişme olmadı ama birkaç hafta önce Türkiye’de Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) Sürdürülebilir Bankacılık Stratejik Planı’nı açıklamasıyla, ciddi ve somut bir adım atıldı.

Bu tip küresel gelişmeleri ancak ‘Türkiye uygulamaya başladıktan uzun bir süre sonra’ uygulamak yerine, zamanında takip ederek uygulamamız gerektiğini düşünüyorum.”

KIBRIS: Merkez bankacılığı açısından buna benzer başka hangi konularda eksiklikler görüyorsunuz? Aklıma gelen ilk konu, Fed Başkanı Jerome Powell’ın her FOMC toplantısı sonrasında ekonomi basınının karşısına geçmesi ve canlı yayında soruları yanıtlaması. Merkez bankamızın basın ile ilişkileri sağlıklı mı?

YANIT: “Dünyadaki gelişmeleri zamanında takip edip uygulama dışında, merkez bankamızın kamuoyu ile diyalog kurma konusunda da daha etkin davranması gerektiğini düşünüyorum.

Merkez bankaları, birçok konuda iletişim yolu ile önemli konulardaki belirsizlikleri ortadan kaldırıyor ve piyasaları yönlendiriyor.

Bizde ne yazık ki önemli pek çok gelişme yaşanmasına rağmen merkez bankamız kamuoyuna açıklama yapmaktan kaçınıyor. Bu da birçok spekülasyona ve belirsizliğe yol açıyor.

Yapılan basın açıklamaları da bana göre yetersiz. Örneğin, kısa bir süre önce KKTC Merkez Bankası’nın faizleri düşürdüğüne dair kısa bir basın duyurusu dışında bir açıklama yapılmadı. Oysa bu kararın gerekçesi, amacı veya hayatımızı nasıl etkileyeceği konusunda kamuoyuna bilgi verilmesini beklerdim.

Türkiye’de üç hafta önce yürürlüğe giren ‘kur korumalı mevduat sisteminin’ KKTC’de uygulanıp uygulanmayacağı, uygulanacaksa hangi tarihte yürürlüğe girmiş sayılacağı ve hangi hesaplara uygulanacağı konusunda da kamuoyuna henüz net bir açıklama yapılmadı.

Keza, geçtiğimiz hafta Güney Kıbrıs’tan bir milletvekili, bazı Kıbrıslı Rumların, mevduatlarını KKTC’deki Türkiye bankalarına taşıyarak para akladıklarını iddia etti.

Böyle bir durumun söz konusu olup olmadığı konusunda da hiçbir açıklama yapılmadı.

Önemli birçok konuda daha merkez bankamızın sessiz kamayı tercih ettiği ve bu eksikliğin de büyük ölçüde KKTC Bankalar Birliği tarafından giderilmeye çalışıldığı görülüyor.”

KIBRIS: KKTC Merkez Bankası Başkanı Rıfat Günay’ın, benim de katıldığım bir kahvaltı organize ederek basının sorularını yanıtladığını hatırlıyorum ama bunun devamı da ne yazık ki gelmedi. Şunu sorayım o halde, bu konuda sorumluluk sadece Merkez Bankasına mı ait? Kuruma destek verecek bir ‘iletişim ekibi’ olsa daha iyi olmaz mı?

YANIT: “Kamuoyunu bilgilendirme konusundaki sorumluluk, şunu net şekilde ifade edelim, tabii ki ‘sadece ve sadece’ Merkez Bankasının olmalı ama kamuoyu da bu gerçeği bilip, bu hakkı talep etmeli.

Ülkemiz, finansal okur-yazarlık konusunda ne yazık ki hem bilinçsiz, hem de duyarsız.

Ülkemizde birçok finans uzmanı, ekonomist ve akademisyen olmasına rağmen böyle bir bilinç veya beklenti olmadığını görüyorum.

Örneğin son zamanlara gündeme gelen Euro kullanımı veya gelirlerin Euro’ya endekslenmesi tartışmaları konusunda dikkat çekmeye çalıştığım bir nokta olmuştu;.

İleriki yıllarda Kıbrıs sorununa olası bir çözüm bulunması veya Avrupa Birliği (AB) onayı çerçevesinde Euro’ya geçilme senaryosu gerçekleşmesi halinde bankacılık sektörümüzün denetim çerçevesi açısından önemli değişiklikler gündeme gelecek ve Euro’ya geçme konusundaki yeni önkoşullar, bankacılık sektörümüzü de çok yakından ilgilendirecek.

Mesela, sistemik açıdan önem arz eden bankalarımız, Avrupa Merkez Bankası (ECB) denetim ve gözetimine tabi tutulacak.

Bu nedenle bankacılık sektörümüzün gerekli tedbirleri şimdiden almaya başlaması gerekiyor.

AB ve Kıbrıs Rum kesimi ile daha önce görüşmeler sürdürüldüğünü biliyoruz ama son dönemde sanırım bu diyalog da ‘büyük ölçüde’ sonlandırıldı.

Bu konuda kamuoyuna bir açıklama yapılmaması nedeniyle tamamen bir belirsizlik söz konusu.”

KIBRIS: Seçim dönemlerinde gündeme gelen ‘KKTC Merkez Bankası Başkanı’nın Kıbrıslı olması gerektiği’ ile ilgili tartışmalar hakkında ne düşünüyorsunuz? Yeni bir seçimin arifesindeyiz ve özellikle sosyal medya üzerinden ‘sizin de dahil olduğunuz’ ateşli tartışmalar yine başladı. Jerome Powell’ın TCMB Başkanı olması beni rahatsız etmez ama Türkiye kökenli birisinin KKTC Merkez Bankası Başkanı olması ‘neden’ bu kadar gürültü koparıyor?

YANIT: “Güzel bir soru… Benim açımdan KKTC Merkez Bankası Başkanı’nın KKTC vatandaşı olmaması, aslında o kadar da büyütülecek bir konu değil.

Burada dile getirilen hoşnutsuzluk, anladığım kadarıyla siyasi ve konuya KKTC’nin bağımsızlığı üzerinden bakılıyor ancak bana göre, ileri düzeyde teknik bilgi ve uzmanlık gerektiren böylesine önemli bir pozisyona getirilecek kişinin, mutlaka o ülkenin vatandaşı olması şart değil.

Hatta siyasetin ve partizanlığın, hayatın her alanını etkilediği bir ülke olmamız nedeniyle bu kadar önemli bir pozisyonda Kıbrıs kökenli birisinin olmaması belki de bir bakıma gerekli ve bizim için bir avantaj.

Kaldı ki KKTC’de resmi para birimi olarak Türk Lirası kullanıldığından, KKTC Merkez Bankası Başkanı’nın da Türkiye tarafından önerilen ve bu konuda tecrübeye sahip bir yönetici olması da yadırganacak bir durum değil.

Prensip olarak milliyetine bakılmaksızın bu iş için en doğru kişi kimse ve kendisi her nereden getirilebiliyorsa, görev de ona verilmeli.

Önemli olan bu göreve getirilen kişinin milliyeti değil; bilgisi, tecrübesi ve becerisi olmalı.

Bu bakımdan, başkanın atanma sürecinin daha şeffaf olması da bu türden spekülasyonları önleme ve kamuoyunu tatmin etme açısından faydalı olabilir.”

KIBRIS: Peki dünyadaki uygulama nasıl? Merkez Bankası başkanları, mutlaka o ülkenin vatandaşı olmak zorunda mı yoksa bu durum, sadece bizde siyasi nedenlerle gündeme gelen bir konu mu? Kaldı ki siz de bir Kıbrıslı Türk olarak zamanında BoE’de görev aldınız.

YANIT: “Net şekilde cevap vereyim; hayır! Merkez Bankası başkanlarının mutlaka o ülkenin vatandaşı olması şart değil.

Örneğin, İngiltere Merkez Bankası’nda çalıştığım dönemde BoE Başkanı Kanadalı Mark Carney’di. İrlanda Merkez Bankası Başkanı ise İsveçli Stefan Gerlach’tı.

Yani bu işi yapabilecek yüzlerce yerli aday varken, görev yurt dışından getirilen kişilere verilmişti.

Benzer şekilde, İsrail Merkez Bankası Başkanlığı görevine de ABD vatandaşı ve ABD Merkez Bankası (Fed) Başkan Yardımcılığı görevini yürütmüş Stanley Fischer getirilmişti ancak önemli olan da bu pozisyona getirilen kişileri, mevcut adaylar arasında öne çıkan unsurların kamuoyu tarafından şeffaf bir şekilde bilinmesi ve farklı yorumlara zemin teşkil edilmemesi.

Kaldı ki yabancı merkez bankalarında sadece başkan değil; çeşitli kademelerde çalışanlar da yabancı ülke vatandaşı olabiliyor.

 Mesela İngiltere’de sadece Bank of England’da Prudential Regulation Authority’de değil; aynı zamanda bir diğer önemli finansal düzenleme ve denetim kurumu Financial Conduct Authority’de de yabancı birisi olarak görev alabilmiştim.

Keşke mümkün olabilse ve önemli kurumlarımızda yabancı ülke vatandaşlarına daha çok görev verebilsek, onlarla birlikte çalışıp kendilerinden istifade edebilsek.”

YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104