banner6

Yargıçlar, vicdana göre değil, yasalara göre karar verir

banner37

Ülkede işlenen suçlar, verilen cezaları, kamuoyu vicdanı ve adaletin dengesi ile ilgili emekli savcı Derviş Akter değerlendirmelerde bulundu.

Yargıçlar, vicdana göre değil, yasalara göre karar verir
banner8

KIBRIS TV’ye konuşan emekli savcı Derviş Akter, ülkede işlenen suçlar, cezalar, yargının, yasamanın durumu, kamuoyu vicdanı, adaletin dengesi ile ilgili bilgiler vererek, yargıçların vicdana göre değil, yasalara göre karar verdiğini söyledi.

Akter, yasaların çizdiği çerçevede, iki tarafın emarelerini ve şahitlerini sunduğunu, yargıcın da onlara bakarak karar ürettiğini kaydetti.

Vatandaşın şu anda kendi adaletini arayamaz durumda olduğuna işaret eden Akter, “Çok katı kurallar, usuller vardır. Örneğin “Esasa ilişkin kelimeyi yazmadığın için bu dava bitti, kaybettin” derler. Yani bu terzi bazen ters çalışır. Onu da ya kabullenmek lazım da ya da mücadelesini vermek gerekiyor” diye konuştu.

Akter, yargının üç ayağının da polemikten uzak durmasının önemini vurgulayarak, “Ceza davalarında hakim, savcı ve avukat; diğerlerinde hakim ve iki taraf mahkemenin memuru olduklarını unutmazlarsa ve birbirlerine karşı yasaların verdiği imkanlara göre müdafaalarını yapar ve söylemelerinde bulunurlarsa daha iyi olur” yönündeki görüşünü paylaştı.

SORU: Kamuoyunun gündemine oturan, aylarca süren ve neticede sonuçlanan Kürtaj davası vardı. Hastane sahiplerinin beraat etmesi bir kesim tarafından tepkiyle karşılandı. Birçok davada olduğu gibi yargıda bazen adaletsizlik olabildiği söyleniyor. Kararla ilgili düşüncesiniz nedir? Yerinde bir karar mı oldu? Kamu vicdanı neden bu kadar rahatsız?

AKTER: Kararı tartışmam çünkü ilk anda konun içindeydim. Bu davada yargılananlardan birinin avukatıydım. Daha sonra çekilme gereği duydum. Ancak herhangi bir karar verildiğinde vatandaşın tepkisi, ya bilmediğindendir ya da adalet kavramı farklı olduğundandır. Bir karar verildi. Birileri beraat etti, birileri mahkum oldu. Beraat kararı ve sürelere karşı yukarıya başvurulacak. Yargı aşamasında olan bir şeyin değerlendirmesi bize düşmez. Altta, Ağır Ceza heyetinin verdiği bir karar var. Savcı olduğum dönemde ağır cezanın beraat kararları tartışılmaz ve yukarıya götürülmezdi. Yasa değişikliği ile bu mümkün olduğuna göre, taraflar bu konuyu Yüksek Mahkeme’ye götürür. Yüksek Mahkeme de oturur ve nihai karar verir. Birilerinin vicdanı rahatsız olabilir, beklentisi gerçekleşmemiş olabilir veya tam tersi ağır gerçekleşmiş olabilir. Ancak, vicdana göre değil, yasalara göre idare edilen bir ülkede olduğumuza inanırım. Eğer bir kişinin suçlu olduğu hakimin kafasında soru işaretiyle ispatlanmışsa yani şüphe varsa beraat kararı verebilmesi için o şüphenin oranı yoktur. Şahadet mi yanlış değerlendirir? Onun değerlendirilmesini de yazılı olarak huzuruna getirecek olan Yüksek Mahkeme var. Bu aşamada, “Kamu vicdanını rahatsız etti” diyemem ve diyenler de bir şekilde bilmedikleri için söylerler çünkü bizde jüri sistemi yoktur… Burada tartışmamız gereken başka bir şey var. Bu insanların tümü 396 gündür tutukluydu. Davası Ağır Ceza’da görülecek kişilerin mutlak surette tutuklu olması gerektiği nerede yazıyor? Hiçbir yerde. Eğer mahkeme bu insanların kaçacağına inanırsa tutuklu yargılarlar. İstisnasız herkes ağır cezada yargılanırken mutlak suretle tutuklu kalır. Bu, yerleşmiş bir hukuk ilkesi oldu. Ancak, şu anda hayatta olmayan birinin, cinayetten yargılanırken bulunduğu köyden dışarı çıkmamak kaydıyla serbest bırakıldığını biliyorum. Demek ki mahkemenin o takdir hakkı vardır ve kullanması gerekir. Biz bu insanları beraat ettirdik ve Yüksek Mahkeme de bunu onaylarsa bu kadar süre içeride kalmasının bedelini biri ödeyecek mi?

SORU: Kamuoyu baskısı yargı sürecine gerçekten etki etmiyor mu?

AKTER: Umarım etmez. Yargıçlar üzerinde ne yaparsanız yapın çok ufak da olsa yüzde5, 10 da olsa etkisi vardır. Hiç etkisi yoktur diyemezsiniz. Ancak yargıçların hareket kabiliyeti belli sınırlar içerisindedir. Bizde bir de takdir hakkı çok geniştir. Herhangi bir suçta öngörülen cezanın maksimumuna kadar takdir etme yetkisi vardır.

“Yargının üç yağının da polemikten uzak durması gerekir”

SORU: Geçtiğimiz gün yeni yargıçlar atandı ve Yüksek Mahkeme Başkanı Narin Şefik, yargıçlara karar verirken polemiğe girmemeleri yönünde tavsiyede bulundu. Ne düşünüyorsunuz? Zaman zaman polemiğe giriliyor mu?

ARTER: Polemiğe girmemek lazım. Bazen girilir. Hepimiz insanız. Söylemlerden veya bize karşı olan tutum ve davranışlardan dolayı etkileniriz. Ancak yargının üç ayağının da polemikten uzak durması lazım. Yani ceza davalarında hakim, savcı ve avukat; diğerlerinde hakim ve iki taraf mahkemenin memuru olduklarını unutmazlarsa ve birbirlerine karşı yasaların verdiği imkanlara göre müdafaalarını yapar ve söylemelerinde bulunurlarsa daha iyi olur.

SORU: Neden bize verilen cezalar az geliyor? Yasalarda revizyona gidilmesi gerekiyor mu?

AKTER: Yasalar yapılırken bunu iyice düşünüp tartmak lazım; çünkü yasalar Anayasa dahil olma üzere birbirine etki yapan domino taşları gibidir. Yani cezalar arasında da suç nebilerine göre bir denge kurmak lazım. Ölümü trafik kazasında maksimum ceza 7 yıl. Maksimum yükseltilebilir Ancak yine bir üst limit vardır. Bir süre sonra o üst limit yetersiz hale gelebilir çünkü bir kişinin de üç kişinin de canı çok kıymetlidir. Eğer bir yasada cezalar kademeli olarak öngörülmüşse muhakkak surette mahkemenin bu sınırlar içinde hareket serbestisi vardır. Ceza, sadece tek başına ne olursa olsun suçu önlemez…

“Cinsel tacize verdiğin cezayı, ölümlü trafik kazasına veremiyorsun”

SORU: Peki neden bunları değiştiremiyoruz?

AKTER: En önemlisi yasama görevinde bulunan arkadaşların, günü birlik oy kaygısıyla hareket etmemeleri lazım. Uyuşturucu Maddeler Yasası’nda para cezası 100 TL’dir. Yıllarca her hakim senelerce buna vurgu yaptı; “Ben bu şahsa para cezası kesme imkanından mahurumum”. Yani bu adama diyorsunuz ki en küçük bir suçtan gelirse içeri göndereyim. O zaman niye para cezası maddesini oradan kaldırılmıyor ve yerine hapis veya para cezasına çarptırılır maddesi konmuyor? Ben, bu suçu işleyenlerin içeride ıslah olacağına inanmam; ıslah olan birini de görmedim.

banner134

SORU: Son dönemlerde tecavüz ve taciz davalarında verilen cezaların en yüksekten verildiğini ve hakimin cezayı verirken caydırıcı olması yönünde böyle bir karar aldığını söylediğini duyuyoruz. Bu kamu vicdanına yönelik olabilir mi?

AKTER: Bütün cezalar verilirken, başkalarına ibret olsun diye verilir. Yani kamu yararı ilkesi var. En yükseğini verdiklerini pek duymadım. O suçlarda en yüksek ceza verilse dahi inanılmaz derecede indirme uğruyor. Eskiden de tecavüz davaları vardı ancak çok azdı. Bazı şeylerin reklamı yapıldı. Bazı şeylerde büyük handikaplar yaratıldı. Örneğin cinsel istismar çok yeni bir kelime ve birileri onu kasten koydu. Yakın arkadaş veya partnerine karşı işlenen suç diyor. Partner nedir? Hiçbir yerde tanımı yok ancak onu yapanların kafasının arkasında bir şey vardır… Eskiden cinsel suçlar biraz daha az ve cezalar da nispetliydi. Son olarak öyle bir ceza getirildi ki cinsel tacize verdiğin cezayı, ölümlü trafik kazasına veremiyorsun.

SORU: Tecavüz olaylarında önce polise gidiliyor, hastanede rapor alınıyor ve anlatılıyor. Bunun kişinin psikolojisi üzerinde negatif yansımaları olduğu söyleniyor. Bu görüşe katılır mısınız?

AKTER: Muhakkak. Sosyal Hizmetler Dairesi memuru eşliğinde özele girmeksizin örneğin kadınsa kadın ifadesini alır. Ancak aleni bir yerde değildir. Belki de psikolog rehberliğinde veya eşliğinde ifadesi alınabilir. Ondan sonra gizli bırakamazsınız. Onu aleniyete dökmek gerekiyor. Bir kadın tacize uğradığı yönünde şikayette bulunursa sivil toplum örgütleri onun arkasında durduğu sürece, o kadının psikologdan destek alması son derece olumlu olur ve mücadelesinde yıpranmaz.

SORU: Ülkede kadın haklarını savunan pek çok örgüt var ancak yetersizler…

AKTER: Hep yüzeyseldir dersem bana birileri kızar. Bizim kendi kimliğimizi bulmamız açısından birşeylere karar vermemiz lazım. Biz, bu memlekette bir halk olduk mu? Halk olma yeterliliğine kavuştuk mu? Yoksa daha toplum veya cemaat mıyız? Eğer halksak oturup pek çok şeyi medeni şeklide tartışıp bir defada köklü çözümler bulmak için azami gayreti göstereceğiz. Ondan sonra o çareyi üreteceğiz. Bizde birçok iktidar döneminde ilk önce biri der ki “Ben bu yolu çift şerit yapmak isterim”. Onu tartışmaya açar ama hiçbir zaman bildiğinden geri dönmez ve yine çift şerit yapar. Zamanında arkadaşlar meclise gidip komitelerde fikir verirlerdi. Bu arkadaşlar söylediklerinin havada kaldığını gördüler. O zaman niye gideyim, fikrimi söyleyim ve boşu boşuna zaman harcayım. Cinsel Suçlar Yasası, tasarı olarak gündeme geldiği günden itibaren üzerinde incelemeye başladım çünkü ileride büyük sorun olacağını biliyordum. Komisyondaki ilgili arkadaşlara göndermesem bile güvendiğim arkadaşlara aktardım. Yasa geçti. O dönemde Cumhurbaşkanlığına gönderdim. Cumhurbaşkanlığından Meclis’e iade edilseydi ne olacaktı? Olduğu gibi yine geçecekti… Meclisteki arkadaşlar yanlış bir algı içerisindedirler. Birileri iade ettiğinde demek ki üzerinde biraz düşünmeniz gerekir.

“Ensest ilişkinin cezası eski yasada 7 yıldı, şimdiki yasada ise 6 ay”

SORU: Yasadaki sorunlu maddeler nelerdir?

AKTER: Ensest ilişkinin cezası eski yasada 7 yıldı, şimdiki yasada ise 6 ay. Cinsel suçlarla ilgili tüm kamuoyu ayağa kaldırıldı. Bana biri küfreder, cinsel nitelikli laf söylerse şu kadar hapis cezası alır deniyor. Ancak sonra eskiden 7 yıl olan ceza 6 aya indirildi. Bunu indirmelerinin bir gerekçesi yoktur ama anayasadaki amir hükme aykırıdır. İlgili madde, devlet aile müessesini korumak için her türlü tedbiri alır. Oysa bununla aile müessesini darmadağın etmek için her türlü tedbir alındı. O dönemde ben bunu yetkili arkadaşlara söyledim ve cumhurbaşkanına yazı yazdım ve gittiğinden emin oldum. Kişi 18 yaşından büyükse onun rızası aranır, rızası arandığı için bunu şikayet edecek olan kişi, aileden bir başkasıdır. Anne veya başka bir kardeş aile arasında ensest bir ilişki olduğunu görüp, bunu polise aktarır. Bunun cezasının 6 aya kadar hapislik olduğunu bilirse gidip polise şikayet eder mi? Etmez çünkü “rezilliğime değmez” diyecek. Çocuk, 18 yaşından küçükse farklıdır. Onun cezası ağırdır, eskiden de ağırdı. Onun dışında, 3-5 yıl biriyle yakın ilişkin var ve bir şekilde aranız bozuldu. Aranız bozulduğunda uyku uyuyamazsınız çünkü polis kapıya gelip “Sen cinsel taciz veya tecavüz ettin” diye kapıya dayanır. Bunu ispatlamak da sana düşer.  Ben nasıl ispatlayacağım?

SORU: Ülkede bir resmi fuhuş var bir de arka sokaklarda yapılan var…

AKTER: Fasıl 158 var ve halen iptal edilmedi. Üç maddeden oluşan bir yasadır. Bu Genelevler Yasası’dır. Genelevlerin çevreyi rahatsız etmeyecek şekilde faaliyette bulunması mümkündür diye yorumlanabilen bir yasadır.  Gece kulüpleri, bir zamanlar eğlence yapılan, revü kızlarının olduğu yerlerdi. Bu yasa geçerken arkadaşlara “Siz gerçek anlamda gece kulübü mü istersiniz yoksa başka şey mi?” diye soruldu. “Hayır biz gerçek anlamda gece kulübü isteriz denildi”. Yani herhangi bir cinsel suçun işlenmediği yerler. Bunu kim denetleyecek? Para karşılığı cinsel ilişkiye giren kişi, hafif suç işlemiş olur, cezası iki yıla kadar hapistir. İki yıl hapislik derken, mahkeme hiçbir zaman ona iki yıl vermez çünkü kendini bir şekilde pazarlayan kişi büyük oranda çaresizdir. Sen sosyal devletsen o çaresizliğe çare bulursun. Kısa süre bir hapis cezası kesilir. Cinsel suçlarla yapılan yasadan sonra, fuhuş yasak. Fuhuş yapan kişi veya yasal çerçevede bir yerde çalışan kişi hamile kalırsa ne olur? Çocuğu doğurur. Eski yasada bu çocuk, 4 yaşına kadar annesiyle birlikte kalırdı. Yeni yasaya göre, “Bebek doğduğu andan itibaren alınacak ve kim getirirse suç işler deniliyor” Yasa yapılırken, yasa tekniğine uyulması lazım, yasa yapılırken kafalarda bir şekilde bir şey düşünlerse çeşitli ortamlarda tartışılması lazım. Fikrini peşin peşin söylemeden ve alınan görüşler karşısında direnmeden yasalar yapılırsa o zaman yasalar birbiriyle uyumlu olur, kamu vicdanı da rahat eder.

SORU: Gece kulüplerinde kadınlar, “Konsomatris” adı altında çalıştırılıyor. Konsomatris olarak adaya gelenlerin pasaportlarına daha önce gece kulübü sahipleri tarafından el konulurken bugün, polisin yanında tutuluyor. Bu durum insan hakları açısından ne kadar doğrudur? İnsan ticaretinden söz ediliyor. Bu kadınlar buraya bilerek mi geliyor yoksa bilmeyerek mi geliyorlar? Yasal boşluklar var mıdır?

AKTER: Gece kulübünde çalışan bir kadın vardı. Ziynet eşyası kaybolduğu için mahkemeye başvurdu. Ona, “Niye çalışıyorsun ?” diye sordum. Bana, “Ülkemde çok fakirlik var. Ben buraya gelirim. Yeni bir sayfa açarım, o sayfayı giderken kapatırım ve hayatıma devam ederim” demişti. Bir diğeri ise o dönemde meslek sahibi bir kadındı. Nişanlısıyla anlaşmazlığa düştü ve şikayete geldi. Ona da niye çalıştığını sordum.  Bana, “Bizi bu memlekete getirirken kandırdılar” dedi. Aileme bir dikiş atölyesinde çalışacağımı söylediler. İyi maaş verileceği de söylendi. Aileme peşin para verdiler. Bana da borç senedi imzalattılar. İlk geldiğimde biraz direndim ama ondan sonra direnme gücüm kalmadı, onlara uydum” dedi. Bana göre pasaportların x kurumun elinde olması kadar kötü bir durum yoktur. O insan, istediği zaman gidebilmelidir. Özgürlüğünü kısıtlayamazsın. Polisin elindeyse çok daha kötü bir şeydir.

“Polis, kimlik sormadan, bilgime değer vermek suretiyle gereğini yapmalı”

SORU: Ülkede suçla mücadelede neredeyiz? Polis yeterli mi?

AKTER: Polisin sayısal yetersizliği açıktır. Polise karşı vatandaşın olumsuz tutumu da gerçektir. Biz, kendimiz eğer suçların önlenmesini istersek, otokontrol mekanizmasını geliştirmemiz lazım ve parmağımızın arkasına saklanmadan polis veya ilgililere yardımcı olmamız gerekiyor. Suçun işlediğine hiç mi tanık olmuyoruz? Polise telefonla bildirseniz sorun var, bildirmezseniz vicdani sorumluk var. Telefon açıp, falan yerde şunu gördüm derseniz ve polis size kimliğinizi sorarsa belki de söylemezsiniz çünkü sizi deşifre ederler. Polisin, bana kimliğini sormadan, bilgime değer vermek suretiyle gereğini yapması lazım.

SORU: Suç oranlarında artış var mı? Size göre nedenleri nelerdir?

AKTER: Kozmopolit oluşumuz, otokontrol sisteminin ortadan kalkmış olması, değer yargılarının çok farklılaşması. Bir diğer noktada da halk olarak çok kötü bir huyumuz var. O da “komşumun neyi var” diyerek üzülürüz. Onun olanı nasıl elde edebilirim diye düşünüp, yasal veya gayrı yasal onun uğraşı içine gireriz ve bu durum bizi çoğu defa suça iter. Adi suçlarda artış var ve etkenler arasında, parçalanmış aile çocukları, kozmopolit yapının ülkeye intibak edemeyişidir. Bunun önünde nasıl geçeriz? Bana göre yargılama aşamasına geçmeden eğer suç yüzde 100 kanıtlanmışsa dosya olarak onu hakimin önüne getirisiniz veya hiç hakimin önüne getirmeden Muhaceret Dairesi o kişiyi “istenmeyen şahıs” ilan eder ve gönderdir.

SORU: Hukuk için “Zenginler hukuku” denir yani parası olan davasını ileri götürebilir. Ancak yeterli maddi gücü olmayan davayı ileriye götüremiyor…

AKTER: Adalet pahaldır veya paralıdır; dünyanın her yerinde bu var. Burada önemli olan devlet olarak, ciddi olarak haklı olduğuna inandığın vatandaşına hukuki yardım müessesini gerçekleştirebilmek ve kesinlikle parasal gücü olmadığına inandığını tespit ettiğin kişilere hukuki yardımı yaptırabilmektir. Bu, İngiltere’de var. Bizde avukat tutmayı bırakın, hukuksal olarak yol gösterecek bir merci yoktur.

SORU: Adalet terazisi dengede midir? Zaman zaman kefelerden biri daha mı ağır basıyor?

AKTER: Hiçbir şey her zaman dengeli olmaz ama bizdeki sisteme göre denetimi olduğu için halkı veya haksız kabullenmek zorunda kalırsınız. En üstteki kontrol mekanizması, Yüksek Mahkeme’dir ve verdiği kararı kabul etmek zorundasınız. Sivil davalar açısından adaletin terazisi ille de doğru tartar diye bir şey yoktur. Şimdiki sistemde iki taraf emarelerini, şahitlerini sunar ve hakim de onlara bakarak karar verir. “Davamı ispatlamak için falanı getirtmek için elimde imkan yoktu ve davamı kaybettim veya avukat tutmaya imkanım yoktu şahsen çıktım” gibi durumlar olabiliyor… Vatandaş şu anda kendi adaletini arayamaz durumdadır çünkü çok katı kurallar, usuller vardır. Örneğin “Esasa ilişkin kelimeyi yazmadığın için bu dava bitti, kaybettin” derler. Yani bu terzi bazen ters çalışır. Onu da ya kabullenmek lazım da ya da mücadelesini vermek gerekiyor.

 

Güncelleme Tarihi: 02 Nisan 2017, 10:49
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104