banner6

Yas bile tutamıyor

banner37

Onu herkes bir plastik cerrah ve Tabipler Birliği Başkanı olarak biliyor, tanıyor… Ancak o da Kıbrıs trajedisinin bir parçası… Daha bir buçuk yaşındayken babasını kaybetmiş… Ve şimdi bir umut onunla kavuşmayı umuyor

Yas bile tutamıyor
banner150 banner150 banner151 banner143

Gizem ÖZGEÇ

Küçük Kaymaklılı bir adam… Başarılı bir plastik cerrah… Ve Kıbrıs Türk Tabipler Birliği’nin yeni dönem başkanı… Onu hep sağlıktaki sorunları anlatırken biliyor ve hatırlıyoruz… Ancak Kenan Arifoğlu’nun babası o henüz 1.5 yaşındayken Kıbrıs olaylarında kayıplar listesine yazılmış. Tarih 27 Aralık 1963'ü gösterdiği gün, babası evden çıkmış ve bir daha geri dönmemiş… Arifoğlu, o günden bu yana hiç tanımadığı ancak hep birilerinden dinlediği babasıyla kavuşmayı bekliyor… Babasının adı Cemal Hüseyin Arifoğlu… Kıbrıs’ın marangozlarından…26 yaşındayken kayboldu ve bir daha da bulunamadı. Şimdi babasına ait olduğu sanılan kemiklerin yeri bulunmuş Şu anda Lefkoşa’daki Tekke Bahçesi’nde yapılan kazılar sonucunda ortaya çıkacak analiz sonuçlarını bekleyen Arifoğlu, tam 53 yıl önceki o acı günü hatırlamasa da, annesinden ve babasını tanıyanlardan öğrendiği kadar olayları ve O’nu anlatıyor. Birçok kayıp yakını gibi o da “belirsizliğin” içinde yaşamına devam ediyor.

Bu benim için de oldukça zor bir röportaj oldu. Yakından tanıdığım, doktorum aynı zamanda daha önce de söyleşiler yaptığım Kenan Bey’in gözyaşlarına ve içindeki hikâyesine tanık olmak…

İşte Cerrah Arifoğlu’nun hikâyesini ve Kıbrıs’ın öyküsünü anlattığımız röportajımız…

İkiz kardeşi soğuk kurbanı oldu

SORU: Bu kez sizin hikâyenizi dinlemek için buradayız. Sağlık değil konumuz… Detaylara geçmeden önce sizi, çocukluğunuzu dinleyelim biraz…

CEVAP: Benim ailem 60’lı yıllarda Kıbrıs’ta patlak veren olaylardan dolayı Londra’ya göç etmişti. Ben de 1962 yılında Londra’da dünyaya geldim. İkizimle birlikte. Tek yumurta ikizimdi. Hatta Margaret Thatcher’da o zaman bizi ziyarete gelmiş. 1963’ün 7 Şubatı’nda orada çok soğuk oldu bebek ölümleri yaşandı. Kardeşimi de o şekilde kaybettim. Bu dönemde bizimkiler yaşadıkları bu travmanın ardından Kıbrıs’a geri geldiler. Bu dönem de olaylar başladı. Biz altı kardeşiz…1972’de annem tekrar evleniyor çünkü artık umut kesilmişti. Annem babam kaybolduğunda 23 yaşındaydı ev üç çocuğu vardı. Sonra üç çocuk daha geliyor ve gayet büyük bir aile oluyoruz.

27 Aralık 1963’te kayboldular

SORU: Henüz 1.5 yaşındayken babasız kaldınız… O güne dair neler var hafızanızda? Anlatılanlar, duyduklarınız…

CEVAP: Türk ve Rumlar o dönemde Kaymaklı’da birlikte yaşıyordu. Bizimkiler o dönem Hamitköy’e gitmişti. Kaymaklı, 1963 Aralık ayında da çatışmaların yoğun yaşandığı bir bölgeydi. 27 Aralık 1963’te babam kayboldu. Babam da o gün, 27 Aralık’ta yeğeni ile Kaymaklı’ya geldiler. Ve kayboldular. O dönemden sonra da ne olduğu da bilinmiyor. BM kayıtlarına göre babam en son Merkezi Cezaevi'ne götürülüyor. Bir daha ikisini de gören olmuyor.

Kaybolduğunda 26 yaşındaydı

SORU: Adı neydi babanızın? Ne iş yapardı? Nasıl bir adamdı?

CEVAP: Adı Cemal’dı. Kaybolduğunda 26 yaşındaydı. O dönem marangozluk yapıyordu. Uzun boylu, sarışın renkli gözlü ve yakışıklı bir adammış. Bazen genlerde de çıkıyor zaten.

Merkezi hapishaneden alınmışlar

SORU: Ne gibi bilgiler edindiniz bugüne kadar? Eminim siz ve aileniz de diğer kayıp yakınları gibi birçok iddia ve söylentiye kulak vermişsinizdir…

CEVAP: Evet söylediğiniz gibi çeşitli iddialar var. Bir iddiaya göre Rumlar bir Türk vasıtasıyla tehlike olmadığını söyleyerek babamları çağırdı ve esir alınarak kayboldular. Bazı iddialara göre de babam BM kayıtlarında birinci sıradadır. Buna göre de merkezi hapishaneye alındılar ve oradan kayboldular.

Örümceklerden korkmasınlar diye…

SORU: Gözlerinizi kapatıp o günlere gittiğinizde, neler canlanıyor? Neler hissediyorsunuz?

CEVAP: Ben 1.5 yaşındaydım babam kaybolduğunda. O dönem içerisinde annem hem oğlunu kaybetti, hem göçmen oldu hem de kocasın kaybetti. Annem bu konuyu pek konuşmaz. Ama anlattığına göre Hamitköy’e kaçarken üç gün üstümü değişmemişler ve sürekli ağlıyormuşum. Beni soyduğunda ise sıcak sudan yandığımı fark etmiş. O dönemde yaşananlar tüm göçmen aileleri ve çocukları için tarihidir. Örneğin annem diyor ki; “O dönem İngiliz gıdaları dağıtılıyordu, kimse yemiyordu ama sen yiyordun çünkü İngiltere’den alışkındın”…  Hamitköy’de kerpiç evler var, orada kalmıştık. Eski tip evlerde. Yaklaşık 62 den 67’ye kadar oradaydık.

İki kardeşim böbrek hastalığı geçirdi. Annem ikisini de İstanbul’da tedaviye götürdü. Ben o dönemde bir yıl nenemle birlikte kaldım. İlk hatırladığım mecbur kalıp beni bıraktıklarında nasıl ağladığımdı. Buları anlatıyorum ki, yeni nesiller ibret alsın. Bizim kaldığımız yer dediğim gibi kerpiçti ve damda örümcekler vardı. Öyle eski bir yer. Ve biz örümceklerden korkardık. Anneler her gün yatağın altına bir şeker bırakır ve derlerdi ki “Şekerleri onlar getiriyor…” İşte böyle ilginç ve duygulandığım hikâyeler var. Tüm aileler çok büyük sıkıntılar yaşadılar.

“Bu hepimizin hikâyesi”

SORU: Aslında bu yalnızca sizin hikâyeniz değil… Ortak bir film gibi… Aynı travma… Aynı acılar…

CEVAP: 1967’lerde bizimkiler Almanların yaptığı göçmen evlerine taşınıyor.  Tüm aileler toplanıyor. Her köyden insan var. Herkes orada kalıyor. Bu arada BM gelip gidiyor. Bunların hepsini yaşadık. Hepsi kritik dönemler. Bu benim hikâyem olabilir ama aslında hepimizin hikâyesi. Aynı travma.  Kantonların dışına çıkamıyorsunuz. Yaşam orada geçiyor. Herkes aynı kotanın içinde. Kayıplar, şehitler… Sürekli bunlar konuşuluyor.

“Hep bir senaryo vardı”

SORU: Peki şimdi durum ne? Babanıza yaklaşmanıza çok az kaldı gibi… Veya yine belirsizliğe geri dönüşe…

CEVAP:  1974 harbinden sonra kendi topraklarımıza Küçük Kaymaklı’ya döndük ve yaşam devam etti. Ancak gün geçmezdi ki bu konular konuşulmasın. Bir senaryo vardır, bir hikâye vardır sürekli… Son olarak o dönemde Kaymaklı’dan alınanların Şillura tarafına götürüldüğü, orada gömüldüğü daha sonra ise BM kanadıyla çıkarıldığını,  bir kısmının Tekke Bahçesi’ne gömüldüğünü duyuyoruz. Orada 30-40 isimsiz mezar olduğu söyleniyor. Uzun zaman bekledik açılması için.  Sanırım mahcup olmak istemediler. Şimdi açılmaya başlandı. Bulunanların analizleri yapılacak. Bir olasılık var ki belki babam oradan çıkabilir…

“Bu yaşanmamış bir yas…”

SORU: Hazır mısınız peki babayla tanışmaya? ‘Nasıl hissederim’ diye hiç düşünüyor musunuz?

CEVAP: Ben babamı hiç tanımadım. Ama sürekli anlatıldığı şekilde dinledim. Nasıl biri olduğunu öğrendim. Yaşanmamış yaslar var. O gün geldiğinde belki o duyguyu yaşayacağız... Gerçeklerle bir kez daha yüzleşeceğiz. Bu yası yaşamak lazım. Bulunursa nasıl tepki vereceğimi bilmiyorum. İlk kayıplar bulunduğunda gittiğim bir cenazede  çok ağladım. Değişik bir duygu. Herhalde öyle olacak. Annem şu anda 76 yaşında. Ve bu konuyu hiç açmaz. Bekleyişi var mı bilmiyorum. Ne olacak, nasıl hissedecek, nasıl tavır sergileyecek onu da bilemiyorum. Nenem öldüğü zaman ilk defa yaş aktı gözlerimden ama sevinerek… Dedim ki belki oğluna kavuştu belki… Çok şey düşünebiliyor insan bu durumlarda.

“Çifte belirsizlik yaşıyoruz”

SORU: Peki ya buradan da çıkmazsa? Umut biter mi?

CEVAP: Bulunamazsa eğer belirsizlik devam edecek. Kayıp aileleri çifte belirsizlik yaşıyor. Kıbrıs sorunu çözüldü mü çözülmedi mi? Bu psikolojimize de işledi. Bir de yakın bekleyişi var. Elbette günlük yaşantımıza devam edeceğiz ama kafamızın gerisinde bu hep duruyor.  Son yıllarda da mezarların açılmasıyla birlikte o yara kaşınıyor sürekli. Bu çok ciddi bir travmadır. Nesillerden nesillere de geçer…

Altı gardiyanın ismi var

SORU: Hiç Güney’e gidip araştırdınız mı? Ve nasıl hissettiriyor size çözüm arayışları, bir savaş mağduru olarak?

CEAP: Babamın dosyasına bakmak için gitmiştim. Merkezi Cezaevi en son görüldüğü yer diye geçer. Ve orada altı Rum gardiyanın ismi var. Kimseyi suçlayamam ve bir iddiada bulunamam. Ancak başlangıç noktası o olabilir. İki tarafta da kayıplar var. Karşılıklı suçlamayla bu iş çözülmez. İyi niyetle, gizlilikle anlatılır ve kayıplar bunun neticesinde bulunur. Söyleyenleri de suçlayamayız. İhbarcıları suçlu gibi görmemek lazım. Uzun zaman kayıp mezarları açılmadı. Her bireyin defnedilme hakları vardır. İnsan hakkı olarak. Herkesin layıkıyla son yolculuğuna gitmesi gerekir.

“Acılar bizi güçlendirdi”

SORU: Kayıp komitesinin psikologları, kayıp yakınlarının psikolojik destek alması gerektiğini söylüyor. Siz hiç bu süreçte yardım aldınız mı? Yoksa insan doktor olunca kendi yaralarını da sarabiliyor mu?

CEVAP: Hayır almadım. Çoklukta ölüm tatlı olur derler ya. Bir sürü insanın yaşadığı durumdu bu. Birbirimizin psikologu olduk aslında. Bunları yaşamak bize güç de verdi. Güncel olaylara bakınca bunlar çerezdir deriz. O dönemlerde para yok pul yok. Sekiz lira sadece TC’den gelen yardım var. İnsanlar mücadele ediyor. O dönemlerdeki dayanışma bizi güçlendirdi.

“Kıbrıslı Türkler tayin bekleyen memur gibi”

SORU:  Savaşın en trajedik öğeleridir belki de kayıp yakınları. Siz de bu trajedinin bir parçasısınız. İçiniz de öfke var mı? Kıbrıs’ta barış çabaları nasıl hissettiriyor size?

CEVAP: Bu süreç 68’lerden beri devam ediyor. Ve belli bir yere kadar da geldi. Geldiğimiz noktada biz bekletilen pozisyondayız.  AB toprağı üzerinde yaşayan bir toplumuz. Belli kararlar alınmış. Bakıldığında eğer herkese suç yükleyeceksek, en suçlu biz miyiz? Hala daha biziz en fazla sıkıntıyı çeken. TC ambargodan yararlandı, Yunanistan, Güney Kıbrıs AB üyesi oldu. . Ama Kıbrıslı Türkler, tayin bekleyen memur gibi… Bu psikoloji hepimizi etkiliyor. Böyle sürüncemede kalmak sağlıklı değil.

Güncelleme Tarihi: 27 Kasım 2016, 21:35
banner343
YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110