banner6

Yeniden ağaçlandırmada ‘lokal ırkların’ kullanımı şart

banner37

Yeniden ağaçlandırmada  ‘lokal ırkların’ kullanımı şart
banner151 banner143

Ali ÇATAL

   Mersinlik’te yaşanan son orman yangını felaketi, önlem konusundaki eksikliklerimizi bir kez daha gözler önüne sererken, yanan arazilerin ağaçlandırılmasına yönelik alternatif öneriler de tartışılmaya başlandı.

   Çam kozalaklarının, alev aldığı esnasında 200 metre kadar fırlayarak ‘yangını uzaklara taşıdığına’ yönelik iddialar, yanan arazideki yeniden ağaçlandırma çalışmalarında çam ağaçlarının tercih edilmemesi gerektiğine yönelik yaklaşımın da taraftar bulmasına neden oldu.

   Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz uzmanlar ise bu türden yaklaşımların ‘iyi niyetli fakat gerçek dışı’ olduğu görüşünde birleşiyor.

   Orman Mühendisleri Odası (OMO) Sekreteri Ercan Poyraz, yangınla kaybedilen sadece orman arazisinin değil; genel anlamda Kıbrıs’ın ‘asli’ türleri kızılçam ve servi olduğu bilgisini verdi.

   Poyraz, bahse konu tartışmada adı geçen ‘diğer’ türlere ait fidanların araziye dikiminin ise ormancılık tekniği açısından uygun olmadığını kaydetti.

   Ziraat Yüksek Mühendisi Orhan Aydeniz de bilim insanlarına göre, yangın alanlarının hemen ağaçlandırılması gerektiğini belirtti; yangın geçirmiş orman alanlarına en kısa sürede müdahale edilmesi zorunluluğunun ise uygulanacak bitkilendirme tekniklerinin isabetli seçilmesini olumsuz etkilememesi gerektiği uyarısını yaptı.

   Aydeniz, bu konuda da tıpkı kurak ve yarı kurak alanların bitkilendirilmesinde mevcut ekolojik şartlara uyum sağlamış yerli türlerin ve bu türlere ait lokal ırkların kullanılması gerekliliği gibi, yanan alanlarda da o bölgelerin doğal türleri ile ve mümkünse aynı genetik yapıya sahip lokal ırklarla bitkilendirme yapılmasının, ekolojik restorasyon çalışmalarının başarısı açısından elzem olduğunun unutulmaması gerektiğini ifade etti.

Poyraz: Bu türden yorumlara itibar edilmemeli

   Ercan Poyraz, sadece yangınla kaybedilen orman arazisinin değil; genel anlamda Kıbrıs’ın ‘asli’ türlerinin kızılçam ve servi olduğu bilgisini verdi.

   Poyraz, bahse konu tartışmada adı geçen ‘diğer’ türlere ait fidanların araziye dikiminin ise ormancılık tekniği açısından uygun olmadığını kaydetti.

   “Ormancılıkla hiçbir ilgisi olmayan kişilerin yaptığı yorumlara itibar edilmemeli” diyen Poyraz, yanan bölgelerde yapılacak ‘yeniden yeşillendirme’ faaliyetlerinde, ‘ancak bilimin ışığında’ ilerlenmesinin şart olduğunu vurguladı.

Aydeniz: ‘Yangına dirençli türlerle’ koruma bandı oluşturulmalı

   Orhan Aydeniz, orman yangınının ‘yüzde 98 insan kaynaklı’ bir felaket olduğunu, bu felaketin, alınacak önlemlerle en az düzeyde meydana gelmesini sağlamanın da mümkün olduğunu söyledi.

   Bilim insanlarına göre, yangın alanlarının hemen ağaçlandırılması gerektiğini belirten Aydeniz, yangın geçirmiş orman alanlarına en kısa sürede müdahale edilmesi zorunluluğunun ise uygulanacak bitkilendirme tekniklerinin isabetli seçilmesini olumsuz etkilememesi gerektiği uyarısını da yaptı.

   Aydeniz, bu konuda da tıpkı kurak ve yarı kurak alanların bitkilendirilmesinde mevcut ekolojik şartlara uyum sağlamış yerli türlerin ve bu türlere ait lokal ırkların kullanılması gerekliliği gibi yanan alanlarda da o bölgelerin doğal türleri ile ve mümkünse aynı genetik yapıya sahip lokal ırklarla bitkilendirme yapılmasının, ekolojik restorasyon çalışmalarının başarısı açısından elzem olduğunun unutulmaması gerektiğini ifade etti.

   Aydeniz, Kütahya Bölge Müdürlüğü, Emet Orman İşletme Müdürlüğü, Değirmisaz Orman İşletme Şefliği tarafından, İkibaşlı köyü Kovalı mevkisinde 28 Ağustos 2006’da başlayıp ‘ancak 6 Eylül 2006’da söndürülen’ ve toplam 330 hektar orman alanın tahrip olduğu yangın sonrası bitkilendirme çalışmalarının incelendiğini ve araştırma sonrasında, yangından hemen sonra ağaçlandırma çalışmalarına başlanmadığı takdirde ‘yabanlaşma’ meydana gelebileceğinin belirtildiği bilgisini de verdi.

   İlgili çalışmalar incelendiğinde, yangından hemen sonra bitkilendirme çalışmalarına başlanması kararının yanı sıra yörenin asli türü ‘karaçamın’ kullanılmasının ‘oldukça başarılı bulunduğu’ verisine rastlandığını da söyledi.

   “Yeniden bitkilendirilecek bölgenin ‘yangına hassas’ bölgelerden olması, kurulacak yeni ormanın da yangına daha dirençli hale getirilmesi açısından gerekli planlamayı yapmayı zorunlu kılıyor” şeklinde konuşan Aydeniz, yanan alanlarda süratle onarım çalışmalarına gidilmesinin zorunlu olduğunu ifade etti.

   Onarım çalışmalarında, öncelikle yanan alanların 3-5 hektarlık ‘bölmeciklere’ ayrılması, bu bölmeciklerin sınırlarında 5-6 metre genişliğinde ‘açık yangın emniyet şeridi’ bulunması ve bu şeridin her iki tarafında da 60-120 metre eninde servi, zakkum, sakız, katırtırnağı ve mersin gibi yangına dirençli türlerle yeşil bir bant oluşturulması gerektiğini vurgulayan Aydeniz, yine tüm orman içi ve dışı ağaçlandırmalarda olduğu gibi vejetasyonun yani ekolojik istekleri birbiriyle aynı türlerin ‘mutlaka korunmasının’ ve bozulmuş kısımların ‘eski yapı dikkate alınarak’ onarılmasının şart olduğunu da kaydetti.

   Ayrıca, saf ibreli yani ‘iğne yapraklı’ türlerin yer yer şeritler halinde yapraklı türlerle karışımının sağlanmasının da elzem olduğunu belirten Aydeniz, özellikle yangına çok hassas bölgelerin doğal bitki kompozisyonunun mutlaka tespit edilmesi ve bu türlerin, doğa korumada biyoçeşitliliği muhafazaya yönelik faaliyetleri ifade eden ‘ex situ gen koruma alanlarında’ muhafaza altına alınması gerektiğini de vurguladı.

“Tekrar ağaçlandırılmazsa ‘çalılık’ olacak”

   Orhan Aydeniz, doğanın kendi kendini onarıp yenileme yeteneğinin de ‘bir sınırı’ olduğunu söyledi.

   Binlerce dekar ormanın içerisinde, yıldırım ve/veya böcekler tarafından kurutulan ağaçların bulunduğu alanın, etraftaki ağaçlardan düşen tohumlarla tekrar yeşillenebildiğini fakat yanarak kuruyan on binlerce dekar alanın ‘doğal yollarla’ eski haline tekrar gelemediğini de aktaran Aydeniz, “Denize birkaç ton kirli su bırakılması halinde deniz, bu suyu zararsız duruma getirebilir, lakin binlerce ton kirli su verilirse, deniz de doğal olarak bunu absorbe edemez” ifadelerini kullandı.

   Bu nedenle, KKTC’de yanan ormanların ‘kendiliğinden’ yeniden yeşillenmesini beklemenin ‘hayal’ olduğunu kaydeden Aydeniz, “Eskiden orman olan tepeler şimdi neden ağaçsızdır? Geçmişte Beşparmak Dağları’nda bulunan ancak yangınlarla ve kesimlerle tüketilen sedir ağaçlarının yerine neden başka sedir ağacı çıkmadı? Yanan orman alanlarına dikim yapılmaması durumunda, bu alanlar orman yerine, içinde tek tük boylu ağaç bulunan çalılık ve makilik olacak” uyarısında bulundu.

   Yangınların tekrarlanmaması için her şeyden önce yangına neden olan faktörlerin sorgulanması gerektiğini de kaydeden Aydeniz, ormanların korunması doğrultusunda yapılması gerenlerin ise KKTC’de ‘büyük ölçüde’ es geçildiğini belirtti.

   Yangınla mücadelede başarının başlıca şartının, yangının ‘çıktığı an saptanması’ ve alevlere ‘yangın yayılmadan’ müdahale edilmesi olduğu bilgisini veren Aydeniz, “Bu yıl Anavatan’ın kendi ihtiyacından keserek bize bir helikopter tahsis etmesi memnuniyet verici. Bu helikopter, bize yangınlara erken müdahale imkanı sağlayacak fakat yangınla mücadelede başarılı olabilmemiz için üzerimize düşen diğer görevleri de yapmamız gerekir” şeklinde konuştu.

   Basına yapılan açıklamaya göre, 20 bin dönüm ormanın kül olduğunu ve bu durumda 2 milyon canlı ağaç ile ormanda barınan binlerce sürüngen, kuş ve diğer türden hayvanın korkunç acılar çekerek öldüğünün anlaşıldığını da söyleyen Aydeniz, “Mersinlik bölgesindeki yangının, tam da çaresiz kaldığımız ve ümitlerin kesildiği bir zamanda hem de haziran sonlarında yağan şiddetli yağış sayesinde söndürülmesi ise orman yangınları tarihine mal olacak bir mucize olarak hatırlanacak” dedi.

   Mersinlik bölgesindeki yangın söndürme faaliyetleri esnasında basına yansıyan bilgilerin, yangına karşı gereken hazırlıkların yapılmadığı kuşkularına sebep olduğuna da dikkat çeken Aydeniz, bu nedenle, kamuoyunun kuşkularını karşılamak ve benzeri sıkıntılarla yeniden karşılaşmamak bakımından, ilgililerin vatandaşlara aydınlatıcı bilgi vermesinin de beklendiği gerçeğine parmak bastı.

“Cezalar çok daha caydırıcı olmalı”

   Orhan Aydeniz, Geçitköy’de meydana gelen ve bin dönüm civarında ormanın kül olmasından sonra, ilgililerin yangınlardan korunmak amacıyla gereken önlemleri alıp almadıklarına yönelik şüphelerin de mevcut olduğuna işaret etti; yangın riskine karşı alınması gereken tedbirleri sıraladı.

   Avrupa Birliği (AB) finansmanıyla kurulan ve ormanları 24 saat gözetim altında tutmaya yarayan elektronik sistemin ‘eğer arızalı ise’ neden onarılıp devreye sokulmadığı sorusunun can sıktığını kaydeden Aydeniz, Orman Dairesi’nin personel eksikliğinin karşılanması için girişim ve boş kadrolara atama yapılmamasını da eleştirdi.

   Orman Dairesi’ndeki ağır iş araçlarını kullanabilecek ve tamiratını yapabilecek teknik eleman eksikliği söz konusuysa, bu türden personelin temini için girişim yapılmamasının da mantıklı bir karşılığının olmadığını aktaran Aydeniz, yetkililere “Şayet girişim yapıldıysa, atama neden yapılmadı?” sorusunu yöneltti.

   Halkın, orman yangın şeritlerinin ve yollarının bakımının yapılmamasının sebebinin ne olduğunu da merak ettiğini kaydeden Aydeniz, yaz aylarında ormanlara girişlerin yasaklanmasının ve yangına sebep olan ‘sigara izmaritini çevreye atma’ kötü alışkanlığının caydırılması için yasa çıkarılmasının da şart olduğunu kaydetti.

   Arazi Yangınları ile Mücadele Yasası (6/1977) uyarınca, kara yollarında bulunan ve yangına sebep olan kuru ot temizliğinin zamanında yapılmasının emredildiğini hatırlatan Aydeniz, yangınla mücadele amaçlı ekipman eksikliği ve/veya yetersizliği varsa, bunların temini için girişim yapılıp yapılmadığının ve şayet yapıldıysa temin edilmemesinin gerekçelerinin de ‘izaha muhtaç’ olduğunu aktardı.

   Elektrik kurumunun, ormanların içinden geçen elektrik hatlarını acilen kontrol etmesi ve dallara temas eden kablo varsa, gereken düzeltmeyi yapmasının sağlanmasının da şart olduğunu belirten Aydeniz, yürürlükteki yasalar uyarınca, ormanlarda ve ormanlara yakın arazilerde ateş yakılmaması için gözetim ve denetim bakımından gereken önlemlerin alınmadığının anlaşıldığını da söyledi.

   Ormanların korunması için mevcut yasaların düzenlenmesi ve cezaların ‘çok daha caydırıcı duruma getirilmesi’ gerektiğini de açıklayan Aydeniz, sözlerini şu ifadelerle sonlandırdı:

   “Tıpkı kurak ve yarı kurak alanların bitkilendirilmesinde, mevcut ekolojik şartlara uyum sağlamış yerli türlerin ve bu türlere ait lokal ırkların kullanılması gerekliliği gibi yanan alanlarda da o bölgelerin doğal türleri ile ve mümkünse aynı genetik yapıya sahip lokal ırklarla bitkilendirme yapılmasının, ekolojik restorasyon çalışmalarının başarısı açısından elzem olduğu unutulmamalıdır ve bu nokta, aslında ‘zannedilenden’ çok daha önemlidir.”

YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104