Kıbrıslı Sadrazamlar - Kamil Paşa (2)

Osmanlı devlet memuriyetindeki ilk görevleri
 

Mehmet Emin Paşa’nın isteği üzerine İstanbul’da kalan ve Mısır’daki tüm görevlerinden ayrılan Kamil Paşa’nın Osmanlı devletindeki ilk memuriyeti Kıbrıs Adası Evkaf Müdürlüğü olmuştur. Paşa, 1860 yılında getirildiği bu görevini 1863 yılına kadar sürdürmüş, 1863’de Tuzla Kazası kaymakamlığına getirilmiş, ancak aynı yıl içinde Kıbrıs Adası Muhasebeciliğine atanmış ve 1864-1865 yıllarında da Sayda Eyaleti muhasebeciliği görevini yapmıştır.
 

Paşa Osmanlı idaresi içinde yükselmeye başlıyor:

Mutasarrıflıkları, valilikleri ve nazırlıkları
 

İlk görevlerinden sonra, Kamil Paşa çok sayıda mutasarrıflığa getirilmiş ve bu da, onun devletin idari yapısını yakından tanımasını sağlamıştır. 1865 yılında Suriye Eyaleti Merkez Mutasarrıflığı, Beyrut Mutasarrıflığı, Trablus Şam Mutasarrıflığı,1869’da Halep mutasarrıflığı, 1871’de Filibe ve Kudüs mutasarrıflığı, 1872’de Hersek mutasarrıflığı, aynı yıl ikinci defa Beyrut mutasarrıflığı,1873’de yine ikinci defa Kudüs mutasarrıflığı 1875’de Sakız Adası mutasarrıflığı ve 1876’da üçüncü defa Beyrut mutasarrıflığı! Görüyoruz ki, Kamil Paşa, hiç bıkmadan ve usanmadan memleketin farklı bölgelerinde 10 yılı aşkın bir süre görev yapmış! 40’lı yaşlarının başında olan bir genç memur için devlet idaresini bundan daha iyi tanıma fırsatı olabilir mi?
   Mutasarrıflıkları süresince yaptığı başarılı hizmetler ve kazandığı deneyim Paşa’yı 1877 yılında önce vezirliğe ve hemen akabinde de Kosova valiliğine taşımıştır. Ancak aynı yıl içinde Halep’in Zeytun bölgesinde Ermenilerin muhtariyet istemiyle ayaklanmaya kalkışmaları nedeniyle Halep’te vali olarak görevlendirilmiş ve ayaklanmaları bastırmış, ancak Ermenilerin ve onları destekleyen İngiliz ve Fransız elçilerinin şikayetleri nedeniyleİstanbul’a alınmıştır. Bu arada Kamil Paşa’nın 1880 de Evkaf Nazırlığı, 1888’de Maarif Nazırlığı ve 1884-1885 yılında da Adliye Nazırı vekilliği yaptığını hatırlatmak gerekir.

 

Memuriyet hayatının ilk en zor

yılları: Aydın(İzmir) valiliği
  
II. Abdülhamit, İstanbul’a dönen Kamil Paşa’yı, bölgedeki Ermeni sorununu çok iyi bildiği gerekçesiyle tekrar Halep’e göndermek isteyince Paşa sağlık sorunlarını gerekçe göstererek bu tayini kabul etmemiş ve istifasının kabul edilmesi talebinde bulunmuştur. Bunun üzerine Abdülhamit Paşa’nın Halep, Konya veya Aydın(İzmir) illerinden birini seçerek valiliğe devam etmesini istemiş ve Kamil Paşa da Aydın’ı seçerek Aydın (İzmir) valiliğine atanmıştır. Bu arada Kamil Paşa’nın Aydın(İzmir) valiliğine iki dönem sadrazamlık yaptıktan sonra atandığını önemle belirtmek gerekir. Zira Paşa’nın bir “tenzil-i rütbe” olarak kabul ettiği bu atama, valiliği süresince II. Abdülhamit’le olan ilişkilerini hep olumsuz etkilemiştir.
   Kamil Paşa Aydın valisi olduğunda iki temel sorunu kucağında bulmuştur: Aydın (İzmir) vilayetinin iç emniyet ve asayişinin sağlanması ve başta Ödemiş dolayları olmak üzere dağlarda sürüp giden eşkıyalık, özellikle Çakıcıoğlu çetesi. Belirtmek gerekir ki, Paşa’nın hizmet verdiği valilikler arasında Aydın (İzmir) valiliği en çok çalıştığı ve en çok hizmet verdiği ama o nispette de Abdülhamit’le ters düşüp tartıştığı ve zorlandığı vilayet olmuştur. İlk önce vilayetin emniyet ve asayiş sorununu bir komisyona inceleten Paşa, sorunun polis ve jandarma kadrolarının yetersizliğinden, hatta mevcut kadrolardaki personelin de civar bölgelere dağıtılmış olmasından kaynaklandığını görmüştür. Örneğin Aydın ve İzmir’in 47 nahiyesinde polis bile bulunmamaktadır! Üstelik mevcut olan personelin silahları da çok eskidir. Bu tespitine dayanarak İstanbul’dan personel ve silâh talebinde bulunan Paşa, ne yazık ki, istediklerini elde edememiştir. Yine Paşa’ya göre, personel ve silah-mühimmat sorunu, başta Ödemiş bölgesi olmak üzere eşkıyalık faaliyetlerinin artmasına da yol açmıştı. Dağları kontrol eden, edebilecek olan bir devlet gücü yoktu ki! Kamalı Mustafa, Demirci Efe ve özellikle Çakıcıoğlu çeteleri bu ortamda doğmuş ve gelişmişlerdi. Aslında, Kamil Paşa daha önce Evkaf Nazırı iken geçici görevle Aydın’a gelmişti ve sorunun nedenlerini çok iyi biliyordu. İstanbul’a başvurarak yeni “martin” tüfeklerinden talep etti ama yine olumlu bir cevap alamadı. Bunun üzerine, Kamil Paşa, Çakıcıoğlu’nun padişah tarafından affedilerek başka bir vilayette ikamete mecbur edilmesini önerdi ama II.Abdülhamit bu öneriyi de reddetti. Fakat nasıl olduysa, Şakir Paşa’nın bu önerisini reddeden Abdülhamit, Aralık 1903’de Çakıcıoğlu’nu affetti ve diğer eşkıyaların takibinde kullanmaya başladı. Tam Çakıcıoğlu sorununun bu şekilde çözüldüğü düşünülürken, Padişahın, sadrazama yakınlığı ile bilinen Arnavut Said Paşa’yı eşkıyanın takibi için İzmir’e yollaması, Çakıcıoğlunu kızdırmış ve Çakıcıoğlu tekrar dağa çıkarak ve eşkıyalığa devam etmiştir.
   Sonuçta, Kamil Paşa Çakıcıoğlu ile çok uğraşmıştır. Ama Kamil Paşa’nın bu uğraşında pek de kendisine yüklenemeyecek nedenlerle başarılı olamaması, onu kıskanan ve devlet idaresinde yükselmesini istemeyen muhalifleri tarafından aleyhine kullanılmıştır. Bu aşamada muhalifler aslı olsun veya olmasın her türlü ihbara, ispiyonlamaya, şikayete, yalana ve iftiraya başvurmuşlardır. Kamil Paşa’nın İzmir’de görevli olan oğlu Said Paşa’nın Demirci Efe ve Çakıcıoğlu ile işbirliği yaptığı iddiası bunlara bir örnektir. Daha da ağırı, İzmir jandarma komutanı Hayrettin Bey’in, “aslında Çakıcıoğlu’nun yakalandığı ama Kamil Paşa’nın onu 5 bin liraya serbest bıraktığı!” iddiası olmuştur. Zavallı Kamil Paşa valiliği süresince muhaliflerinin bu faaliyetlerinin doğru olmadığını, bazı hallerde komisyonlar kurarak ispat etmekle de uğraşmış ve yavaş yavaş bunalarak sıkılmıştır. Tabii muhaliflerin bu faaliyetlerinin, aslı olmasa da, zaten şüpheci bir yapıya sahip olan II. Abdülhamit’i de etkilediği ve paşanın padişahın gözünden yavaş yavaş düşmeye başladığını da belirtmek gerekir.
   Ağır iş yüküne rağmen çok çalışan, ancak muhaliflerinin siyasi ayak oyunlarından bıkan ve yorulan Kamil Paşa, Temmuz 1897 de saraya sunduğu bir dilekçe ile yorulduğunu ve emekli olmak istediğini belitmiş, ancak bu dilekçe II. Abdülhamit tarafından reddedilmiştir. Kamil Paşa emeklilik talebini bir yıl sonra tekrarlamış, ama bu dilekçesi de onu İstanbul’da görmek istemeyen muhaliflerinin Abdülhamit’i etkilemeleri sonunda padişah tarafından reddedilmiştir. Emeklilik talepleri reddedilen Kamil Paşa, başka çaresi kalmayınca Mayıs 1900’de saraya bir dilekçe sunarak memuriyetten istifa ettiğini bildirmiş, ama bu dilekçesi de padişah tarafından reddedilmiştir. Bütün bu sıkıntılı ortamında bile, Kamil Paşanın, “Makedonya meselesi”, “Ermeni meselesi”, “Şarkî Rumeli Meselesi”, “Devletin mali durumu” ve “ Devlet idaresinde yapılması gereken ıslahatlar” konularında çok ciddi incelemeler yapıp bunları ayrıntılı raporlar halinde padişaha sunması ise gerçekten takdire şayandır.

 

Kamil Paşa’nın Aydın(İzmir) valiliğinden

azledilmesi ve Rodos adasında ikamete zorlanması
  
Kamil Paşa’nın, içinde bulunduğu her türlü olumsuz koşula rağmen II. Abdülhamit’e ciddi raporlar yazması, bu tür raporları asıl yazması gereken kişi olan sadrazam Ferit Paşa’yı kızdırmış ve endişelendirmiştir. Endişesi, kendisinin görevden alınıp, tekrar Kamil Paşa’nın üçüncü defa sadrazamlığa getirilmesi tehlikesinden doğuyordu. Ferit Paşa bu tehlikeyi ortadan kaldırmak için Kamil Paşa’nın Rodos’ta ikamete mecbur edilmesi için bir emir çıkardı, ancak bu emir Meclis-i Vükelâ’da kabul edilmedi. Bunun üzerine, Ferit Paşa, arkasına Said Paşa ve Tevfik Paşa’yı alarak Eylül 1906 Abdülhamit’e verdiği dilekçede Kamil Paşa’nın başarısız bir vali olduğunu gündeme getirerek görevden azledilmesini ve Rodos adasına gönderilerek dinlendirilmesini talep etti. Sonunda II. Abdülhamit de, oluşan bu baskı karşısında zaten gözünden iyice düşmüş bulunan Kamil Paşa’yı valilikten azletmekte tereddüt etmedi ve 12 Ocak 1907’de paşayı valilikten azletti. Kamil Paşa yerine Konya valisi Faik Bey’i getirildi ve Kamil Paşa’ya da, ailesiyle birlikte Rodos’ta ikamete mecbur edildiği ve ertesi gün yola çıkacak olan askeri posta gemisiyle Rodos’a gitmesi gerektiği tebliğ edildi. Ancak Kamil Paşa, kendi ifadesiyle “bir kaçak veya bir er” gibi askeri posta gemisiyle Rodos’a gitmeyi derhal reddetmiş ve oğullarını konutuna çağırarak bir durum değerlendirmesi yapmıştır. Bu değerlendirmeden sonra neler yaşandığı ise gelecek yazımızda.

 

YORUM EKLE

banner96