Kıbrıs’ta ve dünyada salgın hastalıklar ve sonuçları (5)

Sıtma (Humma) hastalığının adadaki tahribatları


Kıbrıs adasının duçar olduğu veba (taun) gibi salgın hastalıklardan bir diğeri kuşkusuz Sıtma veya humma hastalığıdır. Yaz aylarında ve özellikle Sonbaharda ve kış ayları dolayısıyla yağmurların yoğun olduğu mevsimlerde sıtma hastalığı giderek şiddetlenmiş ve çok sayıda ölümlere yol açmıştır. Ateşli bir hastalık olup, yerel halk tarafından nöbet sözcüğüyle de ifade edilmektedir. Ortaya koyduğu komplikasyonlar açısından Humma’nın (Sıtma) birkaç versiyonu bulunmaktadır:
Hummay-i Balgamiye (Balgamlı Humma), Hummay-i Cemreviyye (Dalak Humması); Hummay-i Cerhiyy e (Travmadan meydana gelen Humma); Hummay-i Merzagiyye (Bataklık Humması); Hummay-i müsellese (48 saatte bir gelip 6 saat nöbet yapan sıtma, tersiyane sıtma); Hummay-i Rub (72 Saatte bir nöbet yapan Kuvartana sıtması); ayrıca Hummay-i Vebaiyye (Veba Sıtması veya doğrudan Sıtma) olarak değişik sıtma örnekleri bulunmaktadır.
Sıtma Hastalığının XIV’nci yüzyılda, adaya Mağusa üzerinden geldiğine ilişkin bazı tespitler bulunmaktadır. Sıtma hastalığının salgın hale gelmesi ile, ölümlerin yanı sıra, adayı çok sayıda terk edenler nedeniyle Ada nüfusunun da aşırı azalmasına yol açmıştır. İngilizler, sıtma hastalığını “malaria” sözcüğü ile tanımlamaktadır. “Malaria, Mala –Aria , bada ir. An infectious disease, generally recurrend, coused, by protozoans transmitted to man by the bite of an infected Mosquito, esp.the ANOPHELS; It is characterized by severe chills and fever”.

Malaria, kötü hava koşullarında genellikle insana bir sivrisineğin ısırığı ile bulaşan protozoanlar tarafından tekrarlanan bir enfeksiyon hastalığı olduğu, şiddetli üşüme ve ateşle ortaya çıktığı şeklinde değerlendirilmektedir.
Akdeniz’in yerli Hastalığı olarak tanımlanan Sıtma hastalığı, ada için uzun bir zaman veba gibi bir “Kara Ölüm=Back Death” ayarında, ölümlere neden olmuş bir salgın hastalıktır. Gerek Venedik ve öncesi, gerek Osmanlı dönemi ve sonrası İngiliz sömürge dönemlerinde adaya ziyaret gerçekleştiren seyyahlar, izlenimlerinde Veba gibi humma-sıtma salgınlarından bahsetmişlerdir. İngiliz yazar Cobham, Excerpta Cypria adlı derlemesinde bu seyyahlara yer vermiş intibalarını aktarmıştır.
Osmanlı Devleti’nin Kıbrıs’ta inşa ettiği Karantina evlerin nedenli önemli olduğu, bu hastalığın ortaya çıkmasıyla  daha da anlaşılmıştır. Sıtma hastalığının önlenmesi konusunda Osmanlı İdarecilerinin çeşitli önlemler aldıklarını biliyoruz.

Bunlar arasında Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa’nın bu konuda gerçekleştirdiği hizmetler Dünya Sağlık çalışanlarına örnek olabilecek niteliktedir. Bataklıkların kurutulması, evlerin kerpiçle inşa edilmesi, kor kuyuların kapatılması, su birikintilerinin akıtılması gibi tedbirler yanında, yaşam alanlarında nasıl hareket edileceği ve ne gibi ilaçların alınabileceği hususları tatbik edilerek ortaya konulmuştur. Kıbrıs’ta, Dali’de bir cami inşa eden ve yaklaşık bir yıl süreyle (H.1270/M.1854) adada mutasarrıflık görevi icra eden Merhum Devlet adamı, şair Ziya Paşa, Kıbrıs’ta bulunduğu esnada Salgın hastalıklarla mücadelesini sürdürürken, sıtmaya yakalanan iki evladını kaybetmiş, eşinin de ayni hastalığa yakalanması sonrasında adayı terk eden Ziya Paşa’nın eşi de ayni şekilde, Türkiye’ye muvasalatında Limanda eşini de kaybetmiştir. Yaşanan bu acı gerçek, sıtma hastalığının ne denli tehlikeli olduğunun apaçık bir göstergesidir.
  Anofel Sivrisineğinin ısırmasıyla sıtma mikrobunun insanlara bulaşmasının önüne geçilmesi için, İngilizlerin 1900’lü yıllarda başlattıkları bataklıkları kurutma ve özellikle Okaliptüs ağacı ekme faaliyetleri sonrasında olumlu sonuçlar alındığı belgelerle sabittir. 1924’lü yıllardır sıhhiye teşkilatında görev alan Merhum Aziz Bey’in, yayınladığı yazısında, Malarya’ya karşı alınan tedbirlerden uzun uzadıya bahsetmiş; Malaria mikrobunun vücutta hasıl ettiği toksin (zehir) vücutta hararetin yükselmesine sebep olduğunu; hararetin artmasıyla hastanın ölebildiğini ifade etmiş, tedavi amaçlı olarak kinin-sülfat ilacının olumlu etki yapabildiğini belirtmiştir.  Kıbrıs’ta salgın olan hastalıklar arasında kolera (cholera), verem (tuberculosis), tifo (typhoid) ve dizanteri (dysentery) ve cüzam (Leprosy) hastalıklarının da belirli dönemlerde acı tahribatlara ve ölümlere sebebiyet verdikleri, yapılan araştırmalarla ve alınan tedbirlerle bu tür hastalıkların üstesinden gelinmiştir.
Bir Akdeniz adası olan Kıbrıs’ın konumu itibariyle dünyanın birçok yerlerinden gelen insanların uğrak noktası olmasının avantajlı yönleri yanında, bulaşıcı salgın hastalıkların ortaya çıkması sürecinde riskli bir konuma düştüğü görülmektedir. Bu aşamada eskiden olduğu gibi, Karantina sistemlerinin dikkatli bir şekilde çalıştırılarak, adaya giren ve çıkanların; gelip gidenlerin çok sıkı bir kontrolle gözetim altında, tıbbi testlerinin yapılmasının, gerektiği hallerde tedavilerinin yapılmasının kaçınılmaz olduğunu; içinde bulunduğumuz Pandemi sürecinde daha da iyi anlaşılmıştır.
Her şeye rağmen tedbiri elden bırakmadan, yetkili tıp uzmanlarının tavsiyelerine uyarak mevcut salgınlarla yayılmadan, hafife almadan, rehavete kapılmadan mücadele ederek, mutluluk verecek geleceklere ulaşabilme gayreti içerisinde olmalıyız. Aşırı salgınlar karşısında, güçlü tedbirlerin ve tıbbî donanımların, bizim için adeta bir hayat sigortası ve yaşam teminatı olduğu akıldan çıkmamalıdır.  

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75