Kimdir bu İsmet Kotak?.. Ki onu özlemle anarız…

Yaşama vedasının 8’nci yıldönümünde onu özlem ve saygıyla anıyoruz… Onun yaşam öyküsü, hizmetleri, mücadelesi, fikirleri ve eserleri hiçbirimizin meçhulü değildir… “Ben bilmiyorum bu öyküyü”  diyen varsa internete girip “İsmet Kotak” yazması ve tıklaması yeter… Önüne İsmet Kotak’a dair yığınla bilgi gelir… O nedenle ben bugün buraya bir kez daha onun yaşam öyküsünü aktarmayacağım… 72 yaşında, uzun bir koma döneminden sonra son nefesini vermesine az bir zaman kala, 25 Temmuz 2011’de yayımladığı “Kimdir Bu Kıbrıs Türkü?” başlıklı yazısında “Kimdir bu İsmet Kotak?” sorusunun da net yanıtları vardır aynı zamanda... Onun aziz anısına vasiyet nitelikli bu son yazısını paylaşıyorum bugün burada:
   “Bizim kuşaktan önce de böyleydi, bizim kuşak da bunu böyle yaşadı, bir sonraki kuşak da aynı ortamda yaşayabilmek için çırpınıyor.
   Olabildiğince özgür.
   Baskıyı hiç kabullenememe içsel bir tepki.
   Ama kuşaklar boyunca Anavatan Türkiye’ye sıkı sıkıya bağlı…
   Milli Davanın birincil gereği olarak“Eğitimi, çağdaşlaşmayı, Atatürk İlke ve Devrimlerine sıkı sıkıya bağlı kalmayı önde tutmayı; Eğitimin kişiyi özgür tuttuğu Kıbrıs Türkü’nde bir saplantı…
   Osmanlı döneminden yadigâr kalan üç dört kişi ile birçoğumuz tanışamadı.
   Ben, bu seçkin insanları tanıma olanağına kavuştuğum için mutluyum.
   İngiliz döneminde yaşananlar elbette herkese açıktan dersti.
   EOKA silâhları kınından çıktığı anda 2011 yılına kadar uzanan macera başladı…
   Ya bu topraklarda şehit olunacak; ya bu topraklarda tutunacak, ya da bu toprakları terk edecektik.
   Başkalarına göre fitne İngiliz patentli idi.
   Yoksa Rum’la kolayca anlaşılır ve güya ‘ortak vatan’ bina edilirdi…
   Ben mi?
   Buna güler geçerim.
   Orada bir yerlerde Rum Ortodoks Kilisesi’nin kuralları taşa kazınmıştır.
   Paskalya’da yumurta tokuşturmak yerine Makarios el bombasını takdis etmemiş miydi?
   Ondan önce öyle idi, ondan sonra da öyle kaldı.
   Aramızda bazıları bunu değiştireceklerini yazar dururlar…
   Kıbrıs Türkü’nün yaşam öyküsü bu gel - gitler arasındaki işte bu sözcüklerle anlatılabilir.
   Çünkü her dönemde özgürlüğüne, bağımsızlığına ve ulus bilincine sahip olanlarla; günü geçirmek için ‘Kamış politikası’ güdenler, ya da ‘Kıbrıslılık’ uğruna bir potada erimek gerektiğini savunanlar hep çatışmışlardır.
   Bu böyle oldu, çünkü 4 Haziran 1878’de Bosnalılar gibi Kıbrıs Türkü de Padişahın gadrine uğramış ve vatan toprakları kendilerine sorulmadan başka ellere teslim edilmişti.
   O buruk acı hiç dinmedi.
   Ben bunu Saray Bosna’da da gördüm.
   Orada da bir kırgınlık, bir kırıklık görürsünüz Osmanlının davranışı konusunda…
   Onca sorun, onca konu içinde niye bunu yazıyorum?
   Türkiye basınında çarpık-çurpuk biz varız. KKTC basınına bakıyoruz ve de kendimizi tanımıyoruz.
   Biz neymişiz?!..
   ‘Kıbrıs Türkü Türkiyelileri sevmiyor’ diyen veya yazanlar mı istersiniz, ‘Kıbrıs yine başa belâ olacak, ver kurtul’ deyip sırtındaki küfeyi atmaya kalkanlar mı istersiniz…
   Oysa bu ikili biri kuzeyde, öteki güneyde Kıbrıs konusunda çok iyi anlaşırlar…
   Çünkü her ikisi de ‘Rum’la ortak ol, başımızdan belâ eksik olsun’ diyemediği için sözcükleri bin bir kılığa sokmaktadır.
   Hatta dünyanın en barışçısı da onlar.
   Siz mi?
   Bu topraklara sahip çıkıyorsanız ‘Uslanmaz bir faşistsiniz’…
   Onlarsa ayıklanmış pirinç tanesi…
   Yahu EOKA, yahu Kilise, yahu onca şehit demeye kalkarsanız da size güler geçerler.
   ‘Bunun suçu da bizde değil mi?’ derler…
   Ne suçsa kendi kendini öldürten?!
   Başbakan R.T.Erdoğan’ın KKTC ziyaretini değerlendirdiğimde, tablo değişmez.
   Konulara göre ortalarda bir yerde gidip gelenler var sadece.
   Yoksa Kıbrıs’ta biz birbirimizi çok iyi biliriz.
   Tehlike kapıya dayandığında ‘Barış güvercinlerinin’ bu halkın yarasına merhem bile olamadıklarını biz her kanlı olayda gördük.
   Çocuk yaşta başladı bu serüven, bugünlere dayandı. Kanlı olaylar, yanan köyler, yıkılan evler, okullar, camiler ve şehitler.
   Kim bunun sorumlusu?
   Yanıt değişmedi: Fanatikler…
   Yıl 1956.
   Gazimağusa’nın Paşaköy’ünün Türk mahallesini basan eli silahlı Rumların başında, elinde Yunan bayrağı dalgalandıran Köy Kilisesinin Papazı vardı…
   Yaşamayan bilmez.
   Komşu köy Gaziköy (Afanya) basıldığında da öncülüğü başka bir Papaz yapıyordu.
   Köy dışında ekmek parası kazanmak için çalışan ve motosikletinin üstünde köye dönen Kemal’i orada köy girişinde şehit ederken de manzara değişmemişti.
   Fanatikler değil mi?
   Ne zaman çekilecek bu fanatikler aradan?
   Bekleyerek ölelim, yok olalım mı?
   Bu topraklardan çekip gidelim mi?
   Osmanlı çekip gittikten sonra Kıbrıs Türkü artık kendi, kendine kaldığını bilerek bu topraklarda tutunmanın gerekli olduğuna inandı ve öyle yaptı.
   En büyük silâh eğitimdi… Aç kaldı ama çocuklarını yurt içinde yurt dışında eğitti.
   Dünyanın her yanına dağılsa da en sorumlu mevkilerde alın teri akıttı bu evlâtlar. Her alanda başarıdan başarıya koştu.
   Dün böyle idi, bugün de böyledir. Kıbrıs Türkü, eğitimlidir, girişimcidir, üretkendir, çağdaştır.
   Bizler burada, geride kalanlar, onların desteğinde, bu topraklara tırnaklarımızı geçirmenin vazgeçilmezliğine karar verenler olarak yaşadık.
   Aç kaldık, en sevdiklerimizi kaybettik ama bu topraklardan vazgeçmedik…
   Ne dün, ne de bugün…
   Kime dayandık, kime güvendik?
   Anavatan Türkiye’ye…
   Çünkü ‘O’, ne bir partidir, ne bir çete, ne bir tarikat…
   Kıbrıs Türkü, Türk Ulusunun kopmaz ve vazgeçilmez bir parçasıdır…
   Zaman zaman Anavatan Türkiye’de, zaman zaman Yavruvatan Kıbrıs’ta çok hoş sesler çıkmasa, çok hoş sözler işitilmese de biz buradayız.
   Varız, var olacağız.
   Türkiye’deki Siyasal partiler arasında sıkışmadan…
   Kıbrıs’ı Milli Dava olarak bilerek ve koruyarak…
   Şunun bilincindeyiz:
   Annan Plânının referanduma sunulmasında bunu yaşadık.
   Tahtaravallinin bir bu yanına, bir o yanına gidip gelenlerin varlığını biliyoruz.
   Yönlendirildiklerini de sineye çekiyoruz.
   Annan Plânını reddeden azınlıkta da olsak, o şerefi yaşamanın hazzını hep duyduk…
   Vatan topraklarını koruduk, Devletimizi koruduk…
   Yarın da bu böyle olursa bizler yine aynı noktadayız…
   İşte Kıbrıs Türkü budur.
   Tırnaklarını bu topraklara geçirmiştir. Giden gelene rağmen...”

 

YORUM EKLE

banner96