Kime ne anlatayım?

Bazen için içini yer ama yutkunursun, susarsın bir şeyler söyleyemezsin. Bu ruh hali çok da iyi değildir. Tam da o haldeyim. Siyaset değişik bir kulvar, bu kulvarda yer almak çok da kolay değildir. Bazen kişiliğinden bazen de fikirlerinden taviz verirsin. Aslında insan insanlıktan çıkar ya! Öyle gibi bir şey gözlemlediğim kadarıyla. Siyasetin ülkemizdeki en büyük destekçisi halktır. Siyasetçilerimizi yönlendiren de bizleriz. Bizler isteriz onlar yapar. Yapmazsa küser yapanı buluruz.
   Felsefe, icraat ve farkındalık söylemimizde vardır. Kendi istek ve arzularımız varsa bu beklentiler geçerli değildir. Söz ile davranış arasında yaşanan tezatlık, KKTC gerçeğinin kurgusunda ve yönetiminde vardır.
   Kime ne anlatayım? Hırslarımızı, çıkarlarımızı, beklentilerimizi, yanılgılarımızı, kırgınlıklarımızı, yapamadıklarımızı, bir birimizi çekemememizi, kraldan kral olanları, acemileri, itaatkarları…
   Kime kimi anlatayım? Ya da kim bana ne anlatsın?
   Ülkemizde gerçekten sorun çözme, üretme, proje ortaya koyma ve en önemlisi hayata geçirme hususlarında ciddi sıkıntılarımızın olduğu gerçektir. Ülkemize var olan inanç eksikliğinin temelinde de üretme hususundaki yetersizliğimizin başrol oynadığı inancındayım.
   Toplum olarak sorgulayıcı ve zorlayıcı bir görevimizin olduğu benimsenmeli, bu görev anlayışı temelinde çalışma yapılmalıdır.
   Yalnız üretkenlik anlayışımızdaki eksiklerimizi sadece siyasetçiyle bağdaştırmak doğru bir yaklaşım değildir.
   Evde, dairede, okulda, iş yerinde sürekli yaşanan yaklaşımlar…

 

Kaliteli iş alma hakkımız olduğu gibi kaliteli iş üretme sorumluluğumuzun da olduğunun farkında olmalıyız…
 

Evde aile, okulda öğretmen, sınıfta öğrenci, hastanede doktor, dairede memur, sokakta vatandaş insani değer, kalite ve üretkenlik anlayışına haiz olmalı; bir bütünün parçalarının düzgün ve sistematik bir uyum, eş güdüm içinde çalışmasıyla başarıya ulaşabileceğimizi aklımızdan çıkarmamalıyız.
   Sadece eleştiren ama kendi sorumluluklarını yerine getirmeyen bir toplum anlayışıyla var olmanın mümkün olmadığının bilincinde hareket edip bu yönde çalışmalar gerçekleştirmeliyiz.
   Eleştirirken de düşünmek?
   Bazı gerçekler vardır; bu gerçeklere yol açan etkenler vardır. Toplumun, ülkenin, coğrafyanın yarattığı istesek de değiştiremeyeceklerimiz vardır.
   Bu gerçekler iyi özümsenmeli, anlaşılmalı ve bu bilimsel gerçekler çerçevesinde hareket edilmelidir.
   Ülkenin mevcut durumu göz önüne alınarak yapılacak analizler sonucunda eğitimde ve toplumda çözüm stratejileri ortaya konulmalıdır.
   “Bu ülkeden hiçbir şey olmaz!” ideolojisinin tohumları ekilmemeli. Bu kolaya kaçmanın en basit yoludur. Veya benden değil önce başkasından başlansın felsefesinin temel taşıdır.
   Mevcut durumdan en iyisini yaratmanın çözümleri aranırken zinde ve çalışkan beyinler bireysel değil, toplumsal çıkarlar etrafında birleştirilmelidir.
   Küçümseme ve alay felsefesinin temelini oluşturduğu eleştiri kültürümüz…
   Maalesef yıkıcı ve boş eleştiriden öte gitmiyor…
   Toplumun belirli mertebesindeki insanlardan yapıcı ve nitelikli eleştiriden müzdaripse, diğer kesimlerden yapıcı ve nitelikli eleştiri beklemek mümkün olmuyor…
   Şunu rahatlıkla söyleyebilirim; niteliksiz eleştiri kültürümüz toplumu ayrıştırıyor ve toplumsal değerlerden uzaklaştırıyor…
   Kırılgan, değerlere haiz olmayan, memnun olmayan ve sadece eleştirmek için eleştiren bir toplum haline geldik…
   Kimse kusura bakmasın ama bu oluşumun mimarları da siyasetçi ve belirli gurubun yönlendirdiği köşe yazarları…
   Bu gidiş doğru bir gidiş değil…
   Her geçen yıl bir önceki yılı arar hale geldik…
   Yıllardan beri bilişim yasasının geçmesini bekliyoruz; adeta sosyal medyayada küfür etmek serbest…
   Neyse bir ülkenin kaderini sadece yönetenlerin ufku ve kalitesi değil; yönetilenlerin kültür ve eğitim düzeyi de belirler…

 

YORUM EKLE

banner96