Kimin hayatı?

Kalıplaşmış rollere sıkışan bir hayat... Unutulan hayaller... Aslında çok mutsuz olduğunu anlayan bir kadın...

Bu yaşanmış hikayemizde toplum kurallarının ve kadına biçilmiş rollerin kendi hayatında yarattığı şiddeti bizimle paylaşan direnişçi bir kadın var. Yazımızda gerçek isimleri değil rumuz kullandığımızdan, hikayesini bizlerle paylaşan kişiden “Derya” olarak bahsedeceğiz…
Toplum kuralları çerçevesinde yetiştirilen, kadın olarak önceliklerinin evlenmek, çocuk doğurmak, kocasına ve çocuklarına bakmak olduğu öğretilen Derya, mutsuz geçen yaşamında geriye dönüp baktığında, hayatında birçok şeyi kaçırdığını, hayallerini derinlere gömdüğünü fark eder. Aslında içinde bambaşka bir kadın olduğunu ama hiçbir zaman kendi olamadığını ve dolayısıyla da mutsuz olduğunu bizlerle paylaşan Derya’nın yaşadıklarını gelin kendi ağzından dinleyelim:

 

Kalıplaşmış roller
 

Geleneksel, toplum kurallarının önemli olduğu bir ortamda, kadınlara biçilmiş keskin rollerin etkisinde büyüdüm. Çocukluğum doğanın içinde çok güzel geçti. O zamanlarda kız çocuğu olmak, kadın olmak ne demek farkında değildim. Çevremdeki herkes kalıplaşmış kadın rollerinin içinde olduğundan, bana öğretilen ve beklenilen davranışları hiç sorgulamamıştım. Kız çocuğu olarak; büyüyecek, evlenecek ve çocuklarım olacaktı. Evime ve çocuklarıma bakacak, yuvamdan sorumlu olacaktım. Olmam gereken, beklenilen ve makbul olan buydu. Bu kalıplardan dışarı çıkmanın bedeli de kadın için çok ağır oluyordu.
 

Kendim göğüsleyebilirdim
 

Liseyi bitirdikten sonra çalışmaya başladım, bir zaman sonra da evlendim. Evlendikten sonra ilk çocuğum doğana kadar çalışmaya devam ettim. Maddi durumumuz çok iyi değildi. Çocuğuma kendim bakmak istiyordum ama aynı zamanda ekonomik nedenlerden ötürü çalışmam gerektiğini de biliyordum. Böylelikle hem evimle, hem çocuğumla ilgileniyor, hem çalışıyordum.
Çocuk olduktan sonra sorumluluklarım daha da artmaya başladı. Eşim ise bana yardımcı olması gerektiğini düşünmüyordu. Zaten nedense ben de bunları tek başıma göğüsleyebileceğimi düşünüyordum. Kadın olarak bu görevlerin hepsini sorgulamadan tek başıma yapmam gerekiyordu. Yalnızca nedenini bilmiyordum. Kocamla aynı evi paylaşıyor, ikimiz de eve maddi kazanç sağlıyor ama nedense beraber yaptığımız çocuğa, beraber kaldığımız eve benim bakmam gerekiyordu.

 

Kendimden vazgeçmiştim
 

Tüm zamanımı karşılığı para olan ve olmayan işler arasında çalışarak geçiriyordum. Çocukların dersleri, okulları, sorunları, yemek, temizlik, evin düzeni, eşe yardım ve aklıma gelmeyen daha birçok işe harcadığım emeğim paraya dönüşmüyordu. Zamanımı, emeğimi, enerjimi alan bu işlerin bir değeri yok gibiydi ama yapılması zorunluydu. Bunlarla birlikte bir de özel sektörde çalışıyordum.
Ev, iş ve çocuklar üçgeninde, önceliklerim hiçbir zaman kendime ait olmadı. Bu kısır döngünün içinde, hep başkaları için koşturarak geçti hayatım. Kendimden vazgeçmişim de, haberim yokmuş ama bunu seneler sonra fark ettim.
İnsan olarak benim de hayallerim ve isteklerim var. Zihnimin derinliklerinde bir yerlere itilmiş olsalar da, bir gün gerçekleştirme umudumu koruyorum ve hayata devam ediyorum. Ama gün geliyor, zaman ilerlemiş ve bir şekilde hayata geç kalmış olduğunuzu fark ediyorsunuz. Bir kere gelinen bu hayatta, gerçekte kendinizi yaşamadığınızı görüyorsunuz. Yani aslında hiç yaşanmamış bir hayat oluyor sizinkisi.

 

Bir gariplik vardı
 

Hayatımı programlanmış bir robot gibi yaşamam gerektiğini kim söyledi bilmiyorum. Akan bir yol var ve sorgulamadan bu yolda ilerlememiz bekleniyor. Ama bu neden böyle olması gerekir farkında değiliz. Mesela ben çocuk doğurmayı istemiyordum, eşimi de istemiyordum. Ama ailem uygun gördüğü için evlendim, toplumsal olarak kadının çocuk doğurması neredeyse zorunlu olduğu için de doğurdum.
Bugüne kadar kendim de dahil, kimse bana ne istediğimi sormadı. Şimdi geriye dönüp baktığımda, hayatımdaki hiçbir şeyin benim seçimim olmadığını görüyorum. Yaşadığım hayatta bir gariplik olduğunu hissediyordum ama etrafımda oluşmuş doğal engelleri aşamıyordum. Çevremdeki yaşantılara, kadınlara bakıyor, hani yalnızca ben miyim bu şekilde yaşayan diye gözlemliyordum.

 

Bilgeleşiyor insan
  

Kadın olarak başkalarının hayatının da beninkine benzediğini gördüğümde, böyle olması gerektiğine kimin karar verdiğini sorgulamaya başladım. Anne olmak, evinin kadını olmak, eşine eş, evine kadın, çocuklarına anne olmak. Ama aynı zamanda bu kadar görevin içinde, sanki hiçbir şey yapmıyormuş gibi gösterilmek, değeri bilinmemek.
Birileri senaryoyu yazmıştı ve kendimi bulmanın çok zor olduğu bu oyunda, ben de mutsuz oyuncuydum. Daha gençken bana biçilmiş rollerin farkında değildim. Çevremdekilerde benzer durumda olduğu için sorgulamadan, düşünmeden yaşıyordum. Ama insan yaş aldıkça bilgeleşiyor, bu dünyaya neden geldiğini sorgulamaya başlıyor ve farkındalığı artıyor.
 

Yaşarken ölüydüm
 

Bu süreçte kendi içime dönüp baktığımda, orada dünyayı gezmek, kariyer yapmak, aşık olmak, kadın gibi hissetmek isteyen birisinin varlığını gördüm. Ve gerçek beni hatırladım; toplum kurallarının altında ezilmiş, kendi olamamış, derinlere saklanmak zorunda kalmış ben. Zihnim, hayallerimin ve arzularımın mezarı olmuştu ve yaşarken öldüğümü yeni fark ediyordum.
Mesela bana kadın olduğumu hissettiren, beraber sohbet edip, bir şeyler paylaşabileceğim bir eşimin olmasını çok isterdim. Ama bırakın istemeyi, bunu dile getirmek kadın olarak damgalanmama neden olabilir. Maalesef kadının mutlu olması için erkeğin işi ve maddi imkanlarının olması yeterli görülüyor. Erkeğin, kadına karşı başka bir gerekliliği yokmuş gibi davranılıyor. Kadın olarak bundan fazlasını beklememe ve istememe hiç gerek yok. Koca buldum ya, bunun yeterli olması gerekiyor benim için.

 

Mutlu etmem gerek
 

Şu anda programlanmış bir makine gibi hissediyorum. Evde yemek yapan, düzenleyen, tertipleyen, temizleyen ayrıca dışarıda çalışıp ev ekonomisine katkı sağlayan bir robot. Gece eşine kadınlık yapan, mutlu eden ama kocanın, eşini mutlu edip etmemesi önemli olmayan bir hayat. Kocanın ihtiyaçları giderildi ya, kadının ihtiyaçlarının bir önemi yok. Erkek, kadının da tatmin ve mutlu edilmesi gerektiğinin farkında değil.
Kadın olarak çocuklarımı da mutlu etmem gerek yoksa toplum tarafından kötü bir anne olarak yaftalanıp, dışlanırım. Sonuç olarak toplumu mutlu etmem gerek. Davranışlarıma, kıyafetlerime dikkat etmem gerek. Makyajımı yapmazsam, saçıma başıma bakmazsam kendine bakmayan, aldatılmayı hak eden bir kadın olurum. Ama erkek kendine bakmasa da olur. Nasıl olsa kimse onu yaftalamayacak...

 

Çalınmış hayatlar
 

Peki bu durumun, bir kadın olarak gerçek beni yaşayamamamın sorumlusu kim? Şimdi anlıyorum ki, toplum kuralları hayatımızı şekillendiriyor. Ailemiz bu kuralların çerçevesinde bizleri yaşanması planlanmış hayata hazırlıyor. Namus ve ahlak kadının bedenine yükleniyor ve bir sorun olduğunda kadın mağdur olsa bile ilk suçlanan olabiliyor.
Hayata bir kere geliyoruz ama evlilik gibi önemli bir kararı bile gerçekte olan kendimize göre değil de, toplumun belirlediği kurallara göre yapıyoruz. Ve maalesef bu şekilde de mutsuz evlilikler, çalınmış hayatlar oluşuyor. Benim mutsuz bir evliliğim var. Gerçek benin istediği değil, olması beklenen bir hayatı ve evliliği sürdürmeye çalışıyorum.
Yaşla kazanılan olgunluğun ışığında fark ettiklerimi sizlerle paylaşmak istedim. Gerçek anlamda mutlu bir evliliğin kişi ancak kendi ne istediğini bildiğinde ve kendi gibi olabildiğinde mümkün olduğunu anladım. Özellikle evlenecek olan kişilere, önce kendi hayallerinin ve gerçekte kim olduklarının, nasıl bir hayatla mutlu olacaklarını ve bunu neden istediklerini sorgulamalarını tavsiye ediyorum.

 

ÖNERİ KÖŞESİ
 

Kadının ekonomiye katılması
 

Bu hafta öneri köşemizde ülkemizde faaliyet gösteren yardımlaşma derneklerinden Zeytin Ağacı Eğitim ve Yardımlaşma Derneği (ZAYDER) ile ilgili olarak Dernek Başkanı Rabia Özcömert bizlere bilgi veriyor:
Dernek olarak fakir ve muhtaç durumda bulunan ailelere, ihtiyacı olan, çeşitli gıda, giyecek, yakacak, temizlik vb. ayni ve nakdi yardımda bulunuyoruz. Bu noktada gerçek fakir ve muhtaçların tespiti için, başta mahalle muhtarları olmak üzere, aynı amaç için faaliyette olan kurum, kuruluş, dernek, vakıf, gerçek ve tüzel kişiler ile işbirliği yapıyoruz.
Özel çocukları olan annelere, eşinden ayrılmış hayata tutunmaya çalışan kadınlara,derneğe katkı sağlamak için gelen gönüllülere geri dönüşüm malzemelerini islah etmek ve el örgüsü bebek yapımı öğretilmektedir. Yapılan ürünler internet üzerinden satışa sunulmaktadır. Böylelikle hem kadınlar iş dünyasına katılmakta, hem sosyal hayata müdahil olmaktadır.
Başarılı ve güçlü kadın olmak adına çaba vermekte olan annelerimiz ve kadınlarımızı derneğimiz desteklemektedir. Bazı kadınlarımız derneğimize destek olmak adına kurslarımıza katılmakta ve diğer kadınlarımıza destek vermektedir. Bu noktada destek olmak, yardımcı olmak isteyen kişiler de derneğimize başvurabilirler. Kadınları ekonomik hayata kazandırmak amacıyla dikiş ve nakış ve baskı makinalarına ihtiyacımız var. Amacımız bir kadının ihtiyacını karşılamak değil, kadının kendi ihtiyacını kendisinin karşılayabilmesini sağlamak.
   ZAYDER
   (Pazartesi Salı Çarşamba sabah 9.00 11.00 arası)
   Gazeteci Abdi İpekçi Cad no 28 Lefkoşa
   05488372327
   05338501648
   Kayıt için bir kimlik fotokopisi yeterlidir

 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Husne sezikli
Husne sezikli - 7 ay Önce

Bunlarin farkina variyor insan da iste toplum baskisindan korkuyor adim at maya ben yaptim çok ta huzurluyum ama else beraber bir çok kisiyi de kaybetim yada ben yeteri kadar destek gormedigim için yanliz hisetigim için böyle dusunuyorum ama hiç bir kadin unutma sin ki en buyuk guc kendisi de olan dir .

banner107

banner96

banner108