KKTC Hükümeti’nde yaşanan kaos ve ibretlik öykü

   Geçtiğimiz hafta, Başbakan ile Maliye Bakanı arasında yaşanan kriz, Maliye Bakanı’nın görevden alınmasının Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmaması sonucunda, hükümetin istifa etmesine neden oldu.
   59 günle tarihin en kısa hükümetini de görmüş olduk. Zaten, hükümetin 15. gününde yine çok tartışmalı bir bakan değişimi de yaşanmış, bir bakan, bakanlık görevinden istifa etmek zorunda kalmıştı.
   Akabinde, Cumhurbaşkanı istifa eden Hükümetin başbakanına yeniden Hükümeti kurma görevi verdi. Sanırım bu da bizim ülke demokrasisine özgü bir şey olsa gerek. Hükümette bir bakan değişimi ile süreç devam edecekken, yeni baştan, hükümet kurma süreçleri, hükümet programı, güven oylaması yapılacak, kısaca ülkeye böylesine kriz ortamında yine zaman kaybettirilecek.
   Neticede, dün itibarıyla sadece Maliye Bakanı’nın değişimi ile yeni hükümet Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı. 5 ayda 3. Faiz Sucuoğlu Hükümeti kuruldu. Sanırım bu da bir rekordur. Halkın hükümete güveni ise, günden güne eriyor.
   Peki ama, Cumhurbaşkanı geçen hafta bahse konu Maliye Bakanlığı değişimini niye onaylamayıp, sürecin bu hale gelmesine, ülkenin zaman kaybetmesine yol açmıştır? Bu noktada ciddi bir hata yapılmıştır.
   Muhalefet partileri de, haklı olarak bu yaşanılanlara tepki göstererek, Hükümet programının okunacağı meclis oturumuna katılmayacağını, bu oyunda figüran olmayacağını açıklamıştır.
   Halkımız, ekonomik sıkıntılarla, pahalılıkla boğuşurken, zamlar devam ederken, elektrik kesintileri ve akaryakıt, gaz kuyrukları yaşanırken, binlerce kişi açlık sınırında bir gelirle hayatını idame ettirmeye çalışırken ve hükümetin bunlara odaklanması gerekirken, UBP içindeki iç çekişmelerden dolayı esas çözülmesi gereken sorunlarla mücadele edilemiyor. Özellikle makam, mevki, bakanlık kavgaları, bireysel menfaat, aşırı hırs ve ego davranışları, neticede ülkeye ve halka zarar veriyor.
   Şimdi sizlere, bütün bu yaşanan siyasi kaos ve basiretsizliğin üstüne, içinde büyük dersler barındıran anonim ve ibretlik bir hikayeden bahsetmek istiyorum. Başka kaynaklarda da paylaşılmış bir hikayedir.
   Bahse konu hikayemiz Mezopotamya’da anlatılan ve aşırı hırsın zararını irdeleyen kadim bir hikayedir. Bütün bu yaşanılanlardan sonra, gündeme uygundur diye düşünüyorum. Sizleri bu hikayeyle baş başa bırakmak istiyorum.
   Develer, yemeden içmeden 3 hafta boyunca çölde yürüyebilecek kadar dayanıklıdırlar. Ama develerin çölde çok sevdikleri bir diken vardır. Gördükleri yerde o dikeni yemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar. Tuzlu kanın tadı, dikenin tadı ile karışınca devenin daha çok hoşuna gider. Dikeni yedikçe ağzı kanar, kanadıkça yer. Bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından deve ölür.

   Bu dikenin adı Arapça’da Harese’dir. Hırs, ihtiras gibi kelimeler bu Harese’den türetilmiştir. Düşünsenize, hırs, ihtiras insana lezzet veriyor. Hoşuna gittikçe daha fazla hırslanıyor. Peki nereye kadar? Hırsın verdiği lezzetin sonucunda, insan da sonunu getirebiliyor.
   Öyküyü sizlerle paylaştım. Öyküden alınacak çok önemli dersler bulunmaktadır. Bazı insanlar para, mal, mülk, menfaat, makam, mevki, israf hırsı içinde debelenirken, gözleri hiçbir şey görmez.
   Netice itibarıyla, herkesin, develerin hikayesini hatırlayarak ve bundan ders alarak hayatını yaşaması gerekmektedir.
   Hayatın bize öğrettiği en önemli sonuçlardan biri de aşırı hırsın, dünyaya, insanlığa, ülkelere, ailelere, arkadaşlara verdiği büyük zararlar, ilişkilerin ve dostlukların bozulması ve yaşanılan sıkıntılardır.
   Buna, ülkelerini aşırı hırsla yöneten yöneticiler de dahildir. Yöneticilerin aşırı hırsı, ülkelerini felakete de sürükleyebilmektedir. Dünya, bunun örnekleriyle doludur.
   En doğrusu, makam, mevki, mal gibi, hiçbir maddi ve manevi hırsa ve ihtirasa kapılmadan, itibarımızı, onurumuzu kaybetmeden, görevimizi sürdürmek olmalıdır.
   Yazımın sonunda özellikle vurgulamak istiyorum ki, Ülkemizde son günlerde yaşananları gördükten sonra, büyük usta Aziz Nesin’in hikayesinden uyarlanan ve başka bir usta Kemal Sunal’ın başrolünü oynadığı Zübük filmini hatırladım. Zübük filmindeki siyasetçi figüründe, hedefe gitmek, amaca ulaşmak için her türlü yöntem mubah kabul ediliyordu.
   Zübükleri ortaya çıkaran, var eden, çıkar, menfaat için, hiç sorgulamadan onların peşinden giden halk kitleleridir. Yani, kimin peşinden gideceksen, iyice düşünüp, karar vereceksin ki, sonradan pişman olmayasın. Bütün bu yaşananlardan sonra, şunu diyorum ki, kabahatin çoğu sende canım kardeşim.

 

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104