KÖPRÜYÜ GEÇMEDEN

Selamünaleyküm

   Efendim, sevgili eşimin sevgili kız kardeşi veya sevmediğim tabirle ‘baldızım’, KKTC’deki huzura, bolluğa ve başkentte her gece burnumuzun direğini kıran ‘milli kokumuza’ daha fazla dayanamadı ve eşini veya yine sevmediğim tabirle ‘bacanağımı’ da yanına alarak, yakın geçmişte Almanya’ya göç etti.

   Çalıştığı şirketteki Alman bir yönetici, ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ pasaportunu görünce, sevgili eşimin sevgili kız kardeşine “Sizin sorun ne zaman çözülecek?” diye sormuş. Sevgili eşimin sevgili kız kardeşi afallamış ve “Kıbrıs sorununu biliyor musunuz ki?” diye kontra atağa kalkmaya çalışmış fakat bunda muvaffak olamamış zira ‘elin Almanı’ Kıbrıs’ın iki toplumlu bir ülke olduğunu, Kıbrıslı Türk ve Rumların kurduğu ortak cumhuriyetin uzun ömürlü olmadığını, çatışmalı bir sürecin yaşandığını ve Türkiye’nin askeri müdahalesiyle meselenin başka bir merhaleye evrildiğini… falan bir güzel anlatmış.

   Sevgili eşimin sevgili kız kardeşinin, daha da sevmediğim tabirle ‘eniştesine’ anlattığı bu hadiseye yönelik yaşadığım ‘gururla karışık sevinç’ ise ne yazık ki kısa sürdü.

   Neden mi?

   Anlatayım…

   Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, New York çalışmalarının ardından ‘uçağa binmeden’ gazetemize konuştu. Kendisinin, ‘Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’ temaslarına dair zaten her kafadan ‘yeterince’ ses çıkıyor da… İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri ‘Hüseyin İbrahim Taha’ ile yaptığı bir toplantı var ki, evlere şenlik!

   Özetle naklediyorum; Sayın Tatar, Sayın Taha’nın, ‘Kıbrıslı Türkleri bildiğini’ fakat ‘Kıbrıslı Türklerin yaşadığı ambargolardan bihaber olduğunu’ söylüyor.

   İyi ki Sayın Tatar’ın ekibinde değilmişim çünkü ezkaza orada olsaydım, ağzımdan ‘çok muhtemeldir ki’ çok ayıp bir şey çıkardı.

   Sayın Genel Sekreter! Sizin bu teşkilat ‘neden’ var? Yoksa 1969’dan bu yana, belirli aralıklarla toplanıyor ve Çağrı filmini izleyip dağılıyor musunuz?

   Hani bazı film yönetmenlerinin çok sevdiği bir tarz vardır… ‘tek sekansta’ çekilen, olay örgüsüyle ‘hiçbir alakası olmayan’ yani filmden çıkarmanız durumunda filmin konu bütünlüğüne hiçbir şey kaybettirmeyen fakat bu ‘kel alaka’ haliyle bile filme çok şey katan ‘plan sekans’ denilen sahneler. Söz gelimi, Goodfellas’taki “Komik derken?” tartışması, Reservoir Dogs’un açılışındaki ‘masa başı sohbet’ sekansı, Pulp Fiction’daki ‘ayak masajı’ muhabbeti ve No Country for Old Men’deki ‘meşhur’ benzinlik sahnesi…

   Öyle görünüyor ki, Sayın Tatar’ın, Sayın Taha ile yaptığı sohbet de ‘böyle’ tek sekansta ve ‘olay örgüsünden bağımsız’ yaşandı.

   Bre nefret ettiğim tabirle ‘mübarek!’

   Sizin televizyon, TRT Spor Yıldız’ı çekmiyor mu? Daha dün, Türkiye’de ‘İslami Dayanışma Oyunları’ düzenlenmedi mi? O oyunlara, ‘nüfusunun yarısı’ Müslüman olmayan ülkeler ‘bile’ katılmadı mı? Madem Kıbrıslı Türklerin, haydi yaşadıkları ambargoları bir kenara bıraktık ‘varlığını’ biliyorsunuz, “Kıbrıslı Müslümanlar nerede?” demek aklınıza gelmedi mi?

   KTV’de yaptığım bir programda Erhan Arıklı’yı konuk etmiş ve kendisine ‘İslami Dayanışma Oyunları’na katılıp katılamayacağımızı’ sormuştum. Sayın Arıklı da “Çalışmalarımız sürüyor. Aman bunu çok konuşmayalım da kimse uyanmasın” kabilinden şeyler söylemişti.

   Oyunları izlerken, “Birilerini uyandırdım mı acaba? Yoksa oyunlara, şom veya Trakya tabiriyle ‘kapçık’ ağızlılığım yüzünden mi katılamıyoruz?” diye kendime sordum.

   Meğer İİT’deki ‘mübarekler’ nezdinde, ‘halı sahaya gelmeyen arkadaş’ kadar bile statümüz yokmuş.

  Türkiye’nin uluslararası arenada bir dönemki en yetkin futbol hakemi Ahmet Çakar, kariyerinde yaşadığı bir anısını paylaşmıştı.

   Buna göre Çakar, ‘yanlış hatırlamıyorsam’ Meksika’nın bir maçını yönetiyor ve Meksikalı futbolculardan birisi, ne zaman fırsat bulsa, Çakar’a “Sela-mu-naleykum” diyor. Bir, iki, üç, beş… derken, bu durum, maçın ilk yarısı boyunca sürüyor. Nihayet devre arası oluyor ve Çakar, oyuncuyu yanına çağırıp soruyor: Ve aleyküm selam da… ‘neden’ sürekli bunu söylüyorsun?

   Meğer hazret, müsabakayı Türk hakemin yöneteceğini öğrenince, Cezayirli eşine “Ne yapmalıyım?” diye sormuş; “Hakeme selamünaleyküm de, o anlar” yanıtını almış.

   ‘Selamünaleyküm’ Sayın Taha!

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104