Korku, çare değildir…

   COVID-19’u, öncelikle, bizden binlerce kilometre uzaklarda yaşananlardan öğrendik.

   Geleneksel ve sosyal medyadan yansımalar nedeniyle, daha “yüzünü görmeden” korktuk.

   Korku, çok doğaldır.

   İnsan organizmasının, savunma sisteminin parçası gibidir.

   Bütün mesele, korkunun olması gereken süre var olması, gereğinden fazla sürmemesidir.

   Bir de korkunun kaynağını ve korkunun kendisini abartılı bir şekilde büyütmemek önemli.

   ***

   COVID-19’u, öteki grip virüsleri kadar mı ciddiye alalım?

   Öyle bir yaklaşımım yok.

   Ancak, bilinmeyen yanlarından yola çıkıp, yaşamımızdaki ekonomik ve sosyal etkinlikleri alt sınırlara indirmek de gerekmiyor.

   ***

   Bize göre, COVID-19’la ilgili çok daha ağır bedel ödeyen ülkeler bile normalleşme yolunda ilerliyor.

   Biz de ilerliyoruz.

   Bütün mesele, normalleşme sürecindeki denge ve önceliklerdir.

   ***

   KKTC’deki en yetkili ağızlar da söylüyor.

   COVID-19 tehdit ve tehlikesi dünyada ortadan kalkmadığı sürece bizde de kalmayacak.

   Uzun süredir yapılan testlerde COVID-19 pozitif vakaya rastlanmadı Kuzey Kıbrıs’ta.

   Bu, COVID-19’a karşı kalıcı bir zafer mi?

   Değil.

   İlk vaka bizde 10 Mart 2020’de görülmüştü.

   Alman turistte görülmüştü COVID-19.

   Hem korkmuş, hem de paniklemiştik.

   O günden bugüne geçen sürede COVID-19’a karşı da bireysel olarak ne yapacağımızı öğrendik.

   İşletmeler de ne yapacağını biliyor.

   Digital menüler oluştu örneğin.

   Sağlık sistemimizin, yeterliliğinden korkmuştuk.

   Şimdi o korkumuz çok çok az.

   Çünkü hem teknik donanım, hem ilaç, hem de doktor deneyimi bakımından daha iyi noktaya geldik.

   ***

   Tedbiri elden bırakmayalım.

   Ancak hayatın normalleşmesine de ayak uyduralım.

   Hepimiz, ansızın yüzleşeceğimiz yeni vaka veya vakalara hazır olalım.

   Çıkacak pozitif vakalar, toplumsal yaşamdan alınıp, sağlık sisteminin kontrolüne girecek. Temasta bulunduğu kişiler bulunup test yapılacak.

   Bunlar yapılırken de hayatımız devam edecek.

   ***

   Bunun başka yolu yoktur.

   Hiç kuşkusuz, önlemlerimiz, yeni koşullara uyumlaştırılarak sürecek.

   Kendi adıma söyleyeyim.

   Önce mahalle sınırlarında kendimi korumaya almıştım.

   Sonra eve çekilmiştim.

   Devamında korku beni odanın dört duvar arasına hapsediyordu. O noktada durdum. Yaşamdan kopmadım.

   Şimdi adım adım daha geniş yaşama geçiyorum.

   Maskem var… Mesafeye uyuyorum… Toka moka yok… Sarılma yok…

   Dün Girne’ye gittim.

   Kurallara uyarak, Erbil Arkın’la çok keyifli bir sohbet yapıp, yemek yedik.

   Anladım ki, korkunun ömrü uzadıkça, ruh sağlımızın kalitesi bozuluyor.

   Korkuya stop dedim.

   Tedbirlere devam… Yaşama da devam…

YORUM EKLE

banner75