Korona “sonrası” siyaset okumaları

   Son yirmi yılımıza şöyle bir dönüp bakıyorum, aslında ne baş döndürücü günler yaşamışız. Bankalar krizi, ahalide kurulu düzene karşı hoşnutsuzluğun tavan yapması, Türkiye’deki siyasi çalkantı ve değişim, Annan Planı süreci, onca yılın ardından sınır kapılarının açılması… Büyük bir umut, değişim isteği ve hüsran… Sonrası için en doğru tanım ne olabilir? Belki, “kanıksama” diyebiliriz.

“Annan, halimizden sen de annaman”

   Açıkçası ben hiç umutlanmamıştın Annan Referandumundan. Benim şiarın o günlerde şöyleydi: “Annan, halimizden sen da annaman!”  O kadar heyecan eksikliğim vardı ki Annan Planı’na karşı, o sırada Türkiye’de olmamı da bahane edip oy kullanmaya bile gelmemiştim. Neyse, bu konuyu belki ileride daha detaylı konuşuruz.

   Ama Annan rüzgârının estiği o günlerde bir şey çok hoşuma gidiyordu. Sokaklarda çözüm isteyen, barıştan yana tavır koyan 20’lerinin başındaki Kıbrıslı Türk gençlerin fotoğrafları. Tüm dünya basınında yer aldılar. 1963-74 arasının silah, kan, vahşet görüntülerinin ardından dünya ajansları belki de ilk kez bu kadar çok Kıbrıslı Türk fotoğrafını servise koymuştu. O gençler görünmek, bilinmek, dünya toplumunun bir parçası olmak istiyorlardı ve dünyaya bambaşka bir görüntü vermişlerdi. Sanırım bir parça şaşkınlık ve beraberinde ister istemez bir sempati vardı onları gören dünyalıların gözlerinde.

Sonra?

   Sonra? Sonrası, bugünlerdeyiz işte. Kendi evimizde, kapılarımızı, pencerelerimizi kapatmış, biz bize oturuyoruz hâlâ. Dünya küresel salgınla cebelleşirken biz de hiç değilse “bizim ev çok temiz” diye seviniyoruz. Ama dünya için hâlâ yokuz. Daha doğrusu hem varız hem yokuz. Bu da bize dışarıdan bakanın, içinde yaşamayanın pek de anlayamayacağı tuhaf hüzünlü hikâyemiz…

  Aslında dünya için Kıbrıslı Türk toplumu olarak varız. Hem de 1959 – 60 Anlaşmalarından bu yana. Arada olanları hepimiz biliyoruz, tekrar konuşmanın manası yok. Bugün halen Cumhurbaşkanlığı makamı için yaptığımız seçimler uluslararası toplum tarafından tanınıyor, dikkate alınıyor. Çünkü o makamda oturan kişi KKTC Cumhurbaşkanı sıfatıyla olmasa bile Kıbrıslı Türk toplumunun meşru lideri olarak kabul görüyor. Yani KKTC Cumhurbaşkanlığı bizim dünya vitrinine açılan en önemli siyasi kapımız.

Lider profillerine baktığımızda…

   Kıbrıslı Türklerin o makama layık gördüğü siyasi lider profillerine baktığımızda da son on beş yıldır her defasında toplum olarak birbirinden çok farklı çizgide farklı adaylara meylettik. Geriye dönüp baktığımızda cumhurbaşkanı seçilenler açısından toplum liderliği yapma hususunda bir kısırlık oluşmuş durumda olduğunu görebiliyoruz. 2005 yılında 2. Cumhurbaşkanı Talat göreve geldiğinde uluslararası alanda özellikle 2003-2006 yılları arasında hem dönemin rüzgârı hem de kişisel mahareti sayesinde aslında çok başarılı bir liderlik ve cumhurbaşkanlığı görevi yürüttüğünü söyleyebiliriz.  Bunu ileride yeniden ele alıp kıyaslamalarla somutlaştırmak istiyorum.

   Bildiğiniz üzere Talat’ın arkasından 2010 yılında güçlü halk desteğiyle Eroğlu göreve geldi ve onun döneminde uluslararası alanda müzakereler dışında nerdeyse hiçbir varlık gösteremedik. İşin doğrusu Eroğlu’nun uluslararası alanda görünür olması hususunda ciddi fırsatlar da yakaladığını ama değerlendiremediğini yakından bilen birisiyim.

2015 yılında cumhurbaşkanlığı seçimleri ve değişim atmosferi…

   2015 yılında Eroğlu koltuğunu güçlü bir halk desteği alarak ikinci turda Cumhurbaşkanı seçilen Akıncı’ya devrettiğinde müzakerelerle ilgili belki de ölüyü diriltme konusunda ciddi bir performans gösterildi ama oradan da somut bir kazanım elde edemeden elimiz boş kaldı.

   Akıncı uluslararası alanda görünür olma hususunda Eroğlu’nun tersine çok güçlü kabul gören bir algıya ve desteğe sahip olmasına rağmen bu değerli karizmasının Kıbrıslı Türklere bir faydası dokunur bir etkinliğe dönüşmediğini üzülerek yazmak durumundayım.

   Bu üç farklı ekoldeki lider profillerinin uluslararası alanda görünür olma hususunda saraya tıkanıp kalmayan yegâne kişinin 2003-2006 yıllarıyla sınırlı bir şekilde Talat olmasının. Nedenleri nelerdir?

   Neden Kıbrıslı Türklerin seçtiği siyasetçiler liderlik yerine daha kısır mevzulara kendilerini bağlayıp vizyonlarını bir tık yukarı çekemiyorlar?

Karizmatik lider ile cumhurbaşkanı farkı?

   Sayın Akıncı mesela “4 Boyutlu Siyaset”i 2015 seçimlerinde ortaya atmış ve seçmenlerden de gereken ilgiyi görmüştü. Ama bu memleketin bu günlük hay huyundan yakasını sıyırıp da bu dört boyuta ilişkin ciddi bir profil sergileyebilmesi mümkün olmadı.  Kendisiyle de konuştuğum bir konu olan uluslararası görünürlük hususunda bu geçen 5 yıl boyunca sıfır çekilmiş olması benim için hayal kırıklığıdır biraz.

Gelelim karizmatik lider ile cumhurbaşkanı makamındaki kişinin farkına…

   Karizmatik liderin kendisine oy vermeyen seçmenin de takdirini alabilen kişi olduğu tarifine sanırım kimse itirazı etmez.

   Peki bu nitelikleriyle son üç cumhurbaşkanının performansını nasıl görüyoruz?

   Talat’ın 2003 yılından 2006 yılına kadar toplumda kendisine oy vermeyen yurttaşların da takdir ettiğini anlamak zor değildir. Eroğlu’nun dönemine bakıldığında ise kendisinden kaynaklansın kaynaklanmasın Cumhurbaşkanlığının son üç yılını kendisinin de uzun yıllardır başkanlığını yaptığı UBP’den başbakan olmuş merhum bir siyasetçiyle kavga içinde geçti. Bu kavga çok kıymetli ve devlet adamlığıyla saydığım sevdiğim bir müsteşarın hapse düşmesine bile sebep oldu hatta.

   Elbette Eroğlu’nun uluslararası alanda görünürlük iddiası sair adaylar gibi hiç olmadığından bir yere kadar anlayabilirim. Lakin Akıncı’nın cumhurbaşkanlığı makamında müzakereler dışında birikimi ve arkasındaki halk desteğine oranla uluslararası alanda etkisiz ve pasif kalmasını hiç anlamış değilim.

Korona sonrası cumhurbaşkanı seçimlerinde ne öne çıkacak?

   Bugünlerden yani Korona salgınından sonra siyasiler yeniden Cumhurbaşkanlığı seçimine kendilerini hazırlamak ve aslında akıllarından hiç çıkarmadıkları 2020 seçim travmasına soyunmak istiyorlar.

   Hükümet üyesi iki cumhurbaşkanı adayı ortada başarı adına dişe dokunur hiçbir şey yokken Dünya Sağlık Örgütü’ne mektup göndermiş olma iddialarıyla övünerek ısınma turlarına hafiften başlama gayretinde olduklarını görüyoruz. Şimdilik haklı bir başarı kazandığımızı söyleyebilsek de daha bu işin ikinci, hatta üçüncü dalgasından bahseden bolca bilim insanının sözlerini göz ardı edemiyorum. Eğer korkulan olursa bunun çok ciddi ağır bedelleri olacak hepimize. Umarım bu olasılığa seçimden daha fazla hazırlık yapıyorlardır.

   Kanımca, hükümet üyesi olup da cumhurbaşkanı aday olan her iki siyasinin de icraattaki performanslarını gören halkın onlara oy vereceğini sanmaları en büyük yanılgıları olacak. Korona karantinası boyunca görevlerinin başında olan üç adayın da yaptıkları tamamen seçim gailesiyle değerlendirmek haksızlık olmaz sanırım. Çünkü bunlar yaygın biçimde konuşuldu, konuşulmaya devam ediyor, klasik tabirle sıradan vatandaş böyle algılıyor.

   Evet haklısınız, aslında bir adayımız daha var. CTP Genel Başkanı da bu denkleme dahil. Ancak inanılmaz pasif ve sinmiş bir role soyunmuş oldu ki korona karantinası boyunca durumu idrak etmekte herkes çok zorlandı. Erhürman da hükümetteki ikiliden farklı bir çizgiye sahip olamadı. Aslında çok şaşırtıcı bir durum mu, çok emin değilim.

   Hasılı korona salgını muhtemel cumhurbaşkanı adaylarımızın ne kadar siyasetin dar sokaklarında kaybolduklarını da ifşa etmiş oldu…

   Kıbrıs Türk toplumunun önceki 15 yılına göre önümüzdeki dönemde göreve getireceği kişinin daha kısır ve verimsiz bir cumhurbaşkanı olmaması için bir mucize lazımdır.

   İzleyip göreceğiz. 

   Haksızlık da olmasın, eksik kalan son bir şeyi de belirtmek gerek. İçinde olduğumuz bu durum sadece o makama talip olan olası adaylardan kaynaklanmıyor. Kıbrıs Türk toplumunun atomize olmuş hali de bu doğal liderlik sıkıntısıyla paralellik arz ediyor.

YORUM EKLE

banner75