Küçük bir çocuğun haykırışı…

Bazen egolarla döşenmiş insan kalıplarına rastlarsın; bir müddet sonra her tarafın egolarla dolu insan bedenlerinin betonlaştığını ve duygusuz bir insan yığınına döndüğünü görürsün.
   Parkta küçük oğlumla birlikte vakit geçirirken 10 yaşında olan Burak’la karşılaştım. Bir müddet Burak’ı gözlemledim. Derin bakışlarla etrafındaki aileleri ve oyun oynayan çocukları izliyor; onlarla sohbet etmiyor, birlikte oyun oynamıyordu.
   Bir şekilde ufaklığın yanına yaklaşıp ismini, hayatını, düşüncelerini öğrenmeye çalıştım. Dinledikçe içim düğümlendi. Anne ve baba ayrı, baba Türkiye’ye çoktan dönüş yapmış. En son Burak’la karşılaşması ve konuşması üç yıl önceye dayanıyor.
   Anne Kıbrıs’ta bir yıl önce başka bir evlilik gerçekleştirmiş. Üvey Baba Burak’ı istemiyor ve aynı evde yaşamasını kabul etmiyor. Burak şu an teyzesinin yanında kalıyor.
   Yine oynamıyorsun dediğimde hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı:
   “Annem ve babam beni bir kez olsun parka oynamaya getirmedi. Babamı görsem zor hatırlarım; zaten beni sevmiyor. Sevse bir telefon olsun açardı. Dün benim doğum günümdü. Ama kimse bana doğum günün kutlu olsun demedi, beni öpmedi. Ben kendimi bir çocuk olarak görmüyorum ki; niye oynayım. Kaydıraktan kayarken veya parka koşarken kimin yüzüne bakayım. Boşver abi ben oynamayım, sadece izleyim.”
   Burak onurlu ve gururlu bir çocuk; ona oğlumla birlikte dondurma alayım dedim; kabul etmedi. Teşekkür edip, yürüyüp gitti.

 

Anahtarı yerleştireceğin mekanizma bozuk, temel çürük…
 

Ne deyim şimdi, nerden başlayıp neresinde cümleyi tamamlayım. Marifet çocuk doğurmak değil aslında, marifet çocuğu sağlıklı ve düzgün bir şekilde büyütüp yetiştirebilmektir.
   Eğitim ailede başlar deriz; aile temeli ne kadar sağlam ve bilinçliyse çocuğun gelişimi ve eğitimi de o derece sağlam temeller etrafında şekillenir.
   Birçok Buraklar yaratmaya başladık; bozulan ve yıpranan aile yapısı beraberinde istendik tutum ve davranışlara haiz olmayan bireyler yetişmesine neden oluyor. Sadece okul ve öğretmeni bu hususlarda sorgulamak ve eleştirmekle bir yere varamayız. Bilinçli ve sağlıklı bir aile yapısıyla eş güdüm içerisinde eğitimin ilerleyebileceğini unutmamak lazım.
   Bir eğitim sistemi öğretmenin kalitesiyle aynı oranda ve değerde ölçülür. Aslında sistemin ve eğitimin başarısının da anahtarı öğretmendir.
   Ama bu bizim için aynı orantıda değildir. Bu derece bozulan aile yapısının eğitime yansıması ve etkileşimi tahminlerin de üzerinde olumsuz olacaktır.

 

Komik oluyorsunuz…


   Yazmazsam rahat edemeyeceğim. 23 ve 29 Temmuz tarihleri KKTC üniversitelerinin TC’li öğrenciler tarafından tercih edildiği dönemdi. Birçok gazetede KKTC Yükseköğrenimi ve üniversitelerimiz hakkında yükseköğrenimi yıpratan ve itibarsızlaştıran, yükseköğrenime genel anlamda zarar veren haberler yapıldı, köşe yazıları yazıldı.
   Kimse kusura bakmasın ama Yükseköğrenimde toplumsal dayanışma ve bilinç noktasında sınıfta kaldık. Daha yürüyecek çok yolumuz var. Böyle bir dönemde bu şekilde haber yapan başka bir ülke yoktur. Tercih döneminde Almanya’da, İngiltere’de, Güney Kıbrıs’ta veya Amerika’da haber yapın da sizi göreyim. Aynı gün sizi ülkeden sınır dışı ederler. Hele de ülkenin atar damarı durumunda yükseköğrenim varken.
   Bir de yerleşme sonuçları iyi olmayacak diye bilgiler alıyorlarmış; kusura bakmayın ama en son eleştirecek sizlersiniz. Bu sürecin hazırlayıcılarından biri olduğunuzu unutmayınız.

 

YORUM EKLE

banner96