'Acının algılanışı ortaktır'

banner37

Kıbrıs’ın kuzey ve güneyinden tiyatrocular ile bir araya geldik…“Kayıp” oyununu, tiyatroyu ve biraz da Kıbrıs’ın tarihini konuştuk

banner87
'Acının algılanışı ortaktır'
banner90
banner99

Murat OBENLER

 Kıbrıs’ın Kuzey ve Güneyi’nden tiyatrocular biraraya gelerek  “Kayıp” oyununu Aliye Ummanel’in yönetiminde “O Αγνοούμενος” olarak Satirigo Tiyatrosu’nda sahnelemeye başladı. Biz de “O Αγνοούμενος” oyuncularından Antony Papamichael ve İzel Seylani ile tiyatro, yakınlaşma, arkadaşlık, sanatın önündeki engelleri konuştuk. İnsani boyutu güçlü röportajın en güzel yanı bu oyunla başlayan dostluk ve mücadele kardeşliğinin yeni projelerle devam edecek olmasıydı.

 

SORU:Öncelikle bizlere kısaca kendinizden ve  tiyatro geçmişinizden biraz bahsedebilirmisiniz?
CEVAP: Adım Antony Papamichael. İngiltere’nin Oxford şehrinde doğdum, Limasol’da büyüdüm ve 5 yıldır da  Lefkoşa’da yaşamımı sürdürüyorum. 1,5 yıl amatör tiyatrolarda çalıştıktan sonra Satirigo Tiyatrosu’ndaki okulda 4 yıl oyunculuk eğitimi gördüm. İkinci yılımda bazı oyunlarda da oynamaya başladım. Profesyonel oyuncu olarak dördüncü yılımdayım.
İsmim İzel Seylani. 16 yaşında amatör olarak oyunculuğa başladım. Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nda Yaşar Ersoy’un yönettiği bir oyunda ilk kez sahneye çıktıktan sonra Eskişehirde Konservatuvar’ını kazanarak oraya gittim. Eskişehir Devlet Konservatuarı’nı 1.bitirdikten sonra tiyatro ve performans üzerine İngiltere’deki Univercity of Mancester’de master eğitimi aldım. Sonra da Kıbrıs’a gelerek bir yandan “Eğitimde Dramanın Bir Araç Olarak Kullanılması” konusundaki doktora çalışmamı sürdürüyorum bir yandan da sanatın mesele olarak algılandığı ve mesele olarak yürütülebileceği ortamlarda tiyatro yapmaya başladım. LBT’deki Aliye Ummanel’in yazıp yönettiği “Kayıp” oyunu profesyonel anlamda bunun ilk kıvılcımlarından biridir. Beyarmudu Belediyesi’nde Güney Mesarya Halk Tiyatrosu’nu kurdum. Ara Bölgede “Awakening Ensemble olarak iki toplumlu, çok kültürlü fiziksel tiyatro projlerine imza attım. İngilizce olarak “Othello” oyununu Othello Kalesi’nin yenilenmiş halinin açılışında sergiledim.

 

SORU: “O Αγνοούμενος-Kayıp” oyununda nasıl yer aldınız?
A.P: Satirigo’da “Charlie’in Çukulata Fabrikası” oyununu oynuyorduk ve bir gün Aliye ile İzel hem oyunu hem de beni görmeye geldiler. Beni tebrik ettikten sonra bu oyundan sonra başka bir oyunum olup olmadığını sordular. Ben de “Hayır” dedim ve kendi aralarında da konuştuktan sonra Kostas Kafkarides’e konuyu götürdüler. Gerekli oluru da aldıktan sonra bana “Kayıp” oyununda oynamamı teklif ettiler. Ben onlara “Kayıp” oyununu görmediğimi söyledim, sadece Satirigo’daki fotoğraflardan ve bazı yazılardan oyunu biliyordum.
İ.S: O gün ilginç bir şey yaşadık. Tabi ki ben tüm ekipten önce oyunun bir parçası olacağımı biliyordum(Hem daha önce oynadığım için hem de sanatın sanatçının kendi limitlerine, sınırlarına bir nevi meydan okuma olduğunu düşündüğümden dolayı Aliye’nin bu zor işin altından-Yunanca konuşma- kalkacağıma olan inancı tamdı ve biz Aliye ile oyun hakkında el sıkışmıştık). Aliye sahnede Antony’i izlerken “Ben Hamlet’imi buldum”dedi. Süreç o gün başladı ve o an aramızda güzel bir enerji oluştu. Antony’nin enerjisi çok sıcak, içten ve samimiydi. Onla aynı sahnede çalışmaktan büyük zevk alacağımı düşünmüştüm ve hislerimde yanılmadım (Tabi diğer arkadaşlarla da).

 

 “Sanatta imkansıza inanmam, ne kadar çalıştığınız önemlidir”

 

SORU: Bizim ülkemizin tiyatrolarının dili Türkçe olduğu için farklı bir dilde oyun oynamak nasıl bir histir? Profesyonel oyuncu çalışıp sahneye çıkar ve rolünü oynar mı yoksa özel çalışmaları, heyecanları, korkuları var mıdır bilmediğiniz bir dilde oynamanın?
İ.S: Ben öncelikle sanatın bizatihi kendisinin bir meydan okuma süreci olduğunu düşünürüm. Benim tiyatroyu bir meslek değil de mesele olarak görmem sanırım benim bu riskin ve zorluğun altına girmemde bana büyük destek oldu. Sanat özelinde imkânsız diye bir şey olmadığına inanırım. Önemli olan sizin ne kadar çalıştığınız ve hedefleriniz ne koyduğunuzla ilgilidir.
 

 “Aynı görüşteki insanlardık ve bu oyuna hep beraber inandık”
 

SORUI: Antony için de mekân aynı ama daha önce hiç oynamadığı iki toplumlu bir kadro oluştu. Sen ne diyeceksin bu kadroyla ilgili. Bu kadro nasıl bir takım oluşturdu? Çalışmalar nasıl geçti?
A.P: Yani aslında Tiyatro aynıydı ama biz 2.kattaki 150 kişilik salonda oynadık. Orası ana sahneye göre daha küçük ama daha samimi bir ortam oluşturdu. Çünkü büyük sahnede en son kişiye sesinizi duyuracak şekilde sözcükleri kullanırken bu salonda daha normal bir şekilde konuşabiliyorsun. Bu salonda seyirci ile daha bir yüz yüzesiniz.
Aslında Satirigo Tiyatrosu’nda olmak, yani ayni sahne, aynI ortamlar vardı ama yeni bir ekip vardı. İzel ile Aliye ile daha önce çalışmamıştım. İyi bir aktör olduğunu bildiğim Diomedes ile daha önce çalışmamıştım,  benim Satirigo’daki hocam olan Bay Mouaimis ile ayni sahnede olmak çok iyi bir şey ve Christina ile aynı oyunda olmak çok güzeldi. Oyunu nasıl çıkaracağız diye ilk toplantımızda müthiş bir şekilde ekip arasında çok iyi bir bağ oluştu ve bu oyunu birlikte yaratacağımıza ve sahneye koyacağımıza inandık. Mental olarak ayni görüşte olan insanlardık ve bu oyuna hep beraber inandık.
Dürüst olmam gerekirse yönetmenimiz Aliye’nin de bize “Şunu şunu istiyorum bunu bunu yapacaksınız yerine hepimizin önerilerini alarak sahneleri çıkarmamız beni çok rahatlattı ve sahnede çok iyi çalıştık. Çünkü hepimiz farklı şehirlerde yaşayan,farklı yaşanmışlıklardan gelen ve stilleri olan oyunculardık.  Bir de mental olarak Türkçe yazılmış bir metin vardı ve onu Rumcaya çevirdiler ama çevirirken anlam olarak aynı kalan bir metin vardı. Benim için senaryonun mental olarak farklı etnik kökenden insana hitap edebiliyor olması çok harika bir şey idi.

 

 “Farklı tarihsel şekillerde anlatılmasıa rağmen acının, travmanın algılanışı ortaktır”
 

SORU: Sen(İzel) oyunun serüvenini başından itibaren içindeydin. Senin için nasıl geçti çalışmalar?
İ.S: Daha önce metin üzerine çalışırken gerek Kayıp Şahışlar ile ilgili, gerek yeni nesillerin yaşadığı savaş travmaları ile ilgili (bizler travmayı yaşayan ama savaşı yaşamamış bir nesiliz) noktalara çok hassasiyet gösterdik. Bu oyunun anlattığı nesiller arası savaşın ve savaş travmasının algılanış biçimi, bizim hayatımızdan neler götürdüğü derinlemesine anlatılıyordu. Tabi ki oyunun seyirci üzerinde bıraktığı etki çok önemlidir ama bunun ötesinde oyunu çalışan( entellektüel ve felsefi anlamda tüm donanıma sahip olmak adına araştırma yapmak) aktörler olarak da derinlemesine bazı noktalara ulaşırsınız. Benim için de hem kuzeyde hem de güneyde türkçe altyazılı bu oyunu oynadığımızda çok iyi tepkiler almış olmak önemlidir. Zaten bunun üzerine Aliye’ye bu teklif geldi ve bu işe giriştiğinde artık önünde başka bir sayfa vardı çünkü aynı topraklarda yaşayan benzer savaş travmasını yaşamış farklı insanlara aynı meseleyi anlatma göreviniz vardı. Bu benim için oldukça heyecanlı bir noktaydı. Acaba benim hisettiklerimi Antony, acaba Erol amcanın hissettiklerini Mouayimis de hissedebilecekmiydi? Evet, benzer duyguları hissettik. Masa başında bunları konuştuğumuzda farklı eğitim stratejilerinden dolayı toplumlara farklı şeyler öğretildiğini gördük ve bunun da en büyük sıkıntılarımızdan biri olduğunu gözlemledik .Ortak acılarımız farklı tarihsel şekillerde anlatıldı fakat acının ve travmanın algılanışı ortaktır.
 

 “Oyun her iki tarafta da izleyenlere de dokunmayı başardı”

 

SORU: Oyun bitip de selamda alkışlar dakikalarca sürdüğü anlarda neler hissettiniz?
A.P:İlk gece bizi karışık bir seyirci grubu birlikte izledi ve oyun sonunda herkes ayağa kalkıp bizi uzun süre alkışladı. İnsanlara dokunduğumuzu görmek çok güzeldi. Oyun sonrası resepsiyonda herkes kendi dilinde oyunu konuşuyordu, yorumluyordu.
İ.S: Aramızda o kadar iyi bir iletişim ve arkadaşlık kurulmuştu ki benim provalar sırasında mırıldandığım “Çay Elinden Öteye” şarkısını bir süre sonra Antony de öğrenip söylemeye başladı. İlk gece sonundaki yemekte Antony bizlere bu şarkıyı söyledi. İşte tiyatronun da tam olarak yaptığı budur: Hayata dokunmak. Biz sahnede oyun oynamanın yanısıra çok iyi de arkadaşlar kazanıyoruz. Bizim Antony ile dostluğumuz muhtemelen uzun zaman devam edecek. Çünkü daha bu oyun bitmeden yeni projeleri konuşmaya başladık.
Oyun hem kuzey hem de güneyde izleyenler üzerinde benzer etkiyi bıraktığını söyleyebilirim. Özellikle belli bir olgunluğa ermiş, savaşı yaşamış veya çocukluğunda savaşı yaşamış insanların bu gibi oyunlarla etkileşime girmeye daha açık olduğunu gözlemledim. Oyun sonrsında o neslin savaşın ne kadar kanlı ve kötü bir şey olduğunu algılayıp,  barış kültürünü içselleştirmeye daha meyilli insanlar olduğunu da gördük. Tabi ki eğitim sistemi ile öğretilen şeyler sonucunda kuzey ve güneyde yeni neslin farklı farklı algılayış biçimlerini de görüyoruz. Bu öğretilen şeyler değişebilir. Sanat buna ışık çakar ama eğitim de bunu destekleyici olmalıdır.

 

 “Ortak konsensüsle hazırlanmış tarih kitaplarının eğitim müfredatlarına girmesi gerekir”

 

SORU: Yeni kuşak sanatçılar tam da bu savaşın travmalarını yaşamış iki farklı travmatik toplumda yaşıyorlar ve üretiyorlar. Güneyde bu travmatik etkiler ve sanatın reaksiyonu ne durumdadır?

A.P: Bazı ressamların üretimleri, Satirigo Tiyatrosu, Bay Kafkaridis’in Yaşar Ersoyla yazdığı kitap gibi örnekler var. Küçük grubların küçük yerlerde ürettikleriyle verdiği mesajları da gördüm. Hükümete de bu gibi oyunlara destek vermesi için öneriler getirmeliyiz çünkü bu bizim sorunumuzdur. Bir de insanların Kıbrıs konusunda çok iyi eğitimli, donanımlı olduğunu düşünmüyorum(Buna ben de dâhilim).Örneğin ben Limasol’da yaşarken Kıbrıs sorununu çok fazla yaşamımda hissetmiyordum ama Lefkoşa’ya gelip dağlardaki bayrağı görünce bunun daha fazla farkediyorsun. Yıllar önce kuzeye geçip Girne’ye gittiğimde tanıştığım yaşlı biri bana Limasollu olduğunu, şu şu yerde yaşadığını söyledi ve ben de ona aynı bölgede yaşadığımı söyledim. Bir anda ortak sorunlarla yaşadığımızı fark ediyoruz. Evet sorun var ama yaşamın çeşitli zamanlarında ve yerlerinde bunu daha fazla farkediyorsunuz. Problem tamamıyla özdeştir ve kültürel miras olarak günümüze taşınıyor.
Bazı insanların bu soruna hiç bulaşmamayı istediğinden eminim çünkü sorunun çözüleceğine inanmıyor ve bu konunu kendi üstünde yük olarak asılı kalmasını istemiyor. Çünkü her söylediğiniz politik oluyor(söyledikleriniz her zaman Kıbrıslıların yarısının karşı durduğu fikirler olacak). Biz kendi düşünce ve görüşlerimizi oluşturmalıyız.(Eğitim sistemi bunun karşısında ise büyük sorunlar olabilir)
Kayıp oyununa sırf barış kültürünü savunduğu için gelmeyi reddeden insanlar bile vardır (o düşüncenin bir parçası olacak diye) ve bu tehlikeli bir durumdur. Bazı insanlara da oyuna gittiği için onu işaret ederek bir nevi ayrımcılık/dışlama yapılıyor ve bu da bazı insanları korkutuyor.
İ.S: Tam da bu noktada ortak konsensusla hazırlanmış tarih kitaplarının eğitim müfredatlarına girmesi çok önemlidir. Barış kültürünün içselleştirilmesi çok önemlidir.

 

SORU: Oyunda Hamlet’in yaşadığı tarihle 20.yüzyılın yaşanmışlıklarının(savaşlar acılar travmalar) güzel bir harmanlamasını izliyoruz. Bunu yapmakla oyun bize savaşların ve acıların zamansızlığını mı anlatmaya çalışıyor?

İ.S: Ortaçağ’dan Rönesans’a geçiş dönemlerinde Sheakspeare’nin hümanizma anlayışı üzerine derin düşünceleri ve Hamlet oyununu yazması çok önemlidir. Yazar olarak Aliye Ummanel’in bu oyunu yazarken bunları dramaturjik anlamda ele alması insanın öğrendiği( eğitimi, korkuları, travmaları) şeyler üzerinden bir paralellik kuruyor. Hamlet ile kralın soytarısı Yorik karakteri arasındaki ilişki ile babası kayıp olan çocuğun bu olay karşısında bir kurukafa kemiğine değil de baba figürüne yaklaşıyor olması kuşaktan kuşağa bizlere aktarılan(aşılanan) savaş travmasını ve travmalar arası paralelliği çok iyi gösteriyor. Yani “Kayıp” tam anlamıyla insani anlamda bunun altını deşen bir metindir.

 

SORU: Tam da bu noktada Güney Kıbrıs’ta geçmişle ilgili toplumsal bellek oluşturulma süreçlerinde sanatçılara uygulanan bir sansür ,engelleme, kötüleme var mı?
A.P: Kişisel olarak böyle bir şey yaşamadım. Böyle baskıların, engellerin var olduğunu biliyorum ama bu bariyerler nerelerdedir bilmiyorum.

 

 “İnsanın değişimi arzulaması ve bunun için birşeyler yapması gerekir”

 

SORU: Aliye Ummanel’in Satirigo’daki prömiyerde söylediği “...birlikte çalışıp, birlikte üretmeye, birbirini anlamaya  “barış”  diyoruz” cümlesinden yola çıkarsak ve görüşmelerin yine buzdolabına kaldırılma süreçlerini yaşadığımızı düşünürsek bu soğuk dönemde işilkileri ısıtma görevi ve sorumluluğu sanatçıların omuzundadır. Sizler neler yapmayı düşünüyorsunuz?

A.P: Tabi ki herşeyden önce kişinin insanlık değerlerinin boyutu önemlidir. Önce insan olabilmeliyiz ki daha sonra ada için iyi şeyler yapabilelim. İnsanın değişimi arzulaması ve bunun için birşeyler yapması gerekir. Berlin Duvarı’nda olduğu gibi talep ederek baskılar yaparak duvarları yıkması lazım. Herşey bizim elimizde.
İ.S:Antony sadece iyi bir aktör değildir. Benim için iyi bir insandır,yeteneklidir,eğlencelidir ve onla birlikte birşeyler yapmak istiyorum ve birlikte yapacağız. Kıbrıs’ın ortak kültürel değerlerinden biri olan Karagöz oyunu üzerine birlikte bir projemiz var. Karagöz bizim kültürümüzdür ve birleştiricidir.

 

 

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 12 Mart 2017, 13:08
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75