'Ben hangisiyim'

banner37

Moda Tasarımcısı ve Kurgucu Abdullah Öztoprak, Uyuşturucuyla Mücadele Projesi kapsamında hazırladığı projeyle uyuşturucu batağını her yönüyle ele aldı ve farkında olmadan bu batakta rol alınmış olunabileceğini anlattı

banner87
'Ben hangisiyim'
banner90
banner99

Ceren ÖZBİL

Mahkemelerde her gün onlarca uyuşturucu ile ilgili dava görüşülüyor. Her gün onlarca genç daha bu batağa sürükleniyor. Gazetelerin ilk sayfalarında her gün birilerinin uyuşturucu kullandığı ve sattığı için tutuklandığını okuyoruz.

Birçoğumuz bu kişileri sadece yargılıyor, onları gözümüzde “canavarlaştırarak” ikinci bir şans vermekten kaçınıyoruz.

Kendilerine yeni bir hayat kurmak istediklerinde kapıları yüzlerine kapatıyor ve daha da dibe sürüklüyoruz. Ancak kapıları kapatarak da aslında bu batağa destek verdiğimizin farkına varamıyoruz.

İşte tam da bu konularda farkındalık yaratmak için Moda Tasarımcısı ve Kurgucu Abdullah Öztoprak, Uyuşturucuyla Mücadele Projesi kapsamında çok güzel bir proje hazırladı.

“Ben hangisiyim” adlı kısa film gösterisinde uyuşturucu batağına düşen ve çıkmaya çalışan gençlerin hikayeleri anlatılırken hartuç ve tişörtlerle de toplumun bilinci artırılmaya çalışıyor.

İlk gösterim bu akşam

Toplumdaki farkındalık ve bilinç düzeyini yükseltmek amacıyla Başbakanlık Uyuşturucu ile Mücadele Komisyonu adına yürütülen proje çerçevesinde hazırlanan ve “…kanatlarımı kırsaydık keşke anne…” adlı sahne gösterisinin ilk turnesi ise bu akşam Lefkoşa Fuar Alanı’nda gerçekleştirilecek. Ardından ise 11 Nisan Salı akşamı Gazimağusa Kültür ve Kongre Merkezi’nde sahnelenecek. Daha sonra ise cezaevinde gösterime sunulacak.

Ayrıca proje kapsamında yine farkındalık düzeyini yükseltmek için “Hartuç” (kağıt torba) kampanyası da başlatıldı.

Bu kampanya doğrultusunda, arzu eden herkes evlerindeki gazete kağıtlarından hartuçlar yaparak Uyuşturucu ile Mücadele Merkezi'ne gönderecek. Gönderilen hartuçların üzerine farkındalık yaratacak fotoğraflar ve yazılar eklenip, bu hartuçlar manav ve marketlerde kullanılarak hemen hemen her eve ulaşacak.

Tüm bunların dışında yine uyuşturucu konusunda farkındalık yaratan tişörtler hazırlanıp, çok düşük fiyatlara satılacak.

“Ülkenin en büyük problemlerinden biri”

Uyuşturucunun ülkenin en büyük problemlerinden biri olup, gittikçe de derine kök salan bir sorun olduğuna değinen Öztoprak, erken mücadele edilmemesi halinde tehlikenin daha da büyüdüğünü anlattı.

Öztoprak, uyuşturucu ile mücadele konusunda iki başlı çalışmak gerektiğine işaret etti ve şu ifadeleri kullandı:

“İki başlı çalışmak lazım… Biri mevcut olayı geliştirmek, biri de gidişatta bilinçlendirme ve farkındalıkla eğilimi durdurmak. Yani insanların veya özellikle gençlerin bir nevi teselli noktası, bir çare, bir kaçış amaçlı gideceği adres olmamasını sağlamak. Bu bilince varmak gerekir. Bunun oluşması içinde sosyolojik bir takım problem ve travmalara farkındalık getirip, kendi içimizde de bunu düzeltmeye çalışmak gerekir. Aileye de ulaşarak, öğretmen ve eğitmenlerle bir arada yargılamadan, önyargısız mücadele etmeliyiz. Bizim bu projeyle aslında yapmaya çalıştığımız toplumun kendi kendine ayna tutmasıdır. Çünkü biz genelde kendimizi inkar ediyoruz. En kötü halimiz o…”

“Mazeretler üretiliyor”

Uyuşturucu kullanmak için mazeretler üretildiğine değinen Öztoprak, bu mazeretlerin, “kanser hastaları da kullanıyor”, “hiperaktiviteye iyi geliyor”, “konsantrasyonu düzenler” şeklide olduğunu belirtti.

Ancak bu tür maddeleri kullanmaya yönelenlerin hasta olmadığını ve bunları kullanmak için sadece mazeret ürettiğini söyleyen Abdullah Öztoprak, insanların kendi doğal yaşamlarının dışından suni yaşamda görme arzusuna girdiğini kaydetti.

“Haberdar etmek gerek”

Çocukluktan beri ispiyonculuğun kötü bir huy olarak öğretildiğini ancak bu gibi durumlarda birinin uyuşturucu kullandığının fark edilmesi durumunda mutlaka ilgili yerlere bildirilmesi gerektiğini söyleyen Öztoprak, bunun adının ispiyonculuk değil, haberdar etmek olduğunun altını çizerek, sessiz kalmasının aslında o kişiyi desteklemek olduğuna vurgu yaptı.

“Arda Erkan'ın hikâyesinden çok etkilendim”

Abdullah Öztoprak, bu projeye başlamadan önce kendisini en çok etkileyen olaylardan bir tanesinin Arda Erkan'ın hikâyesi olduğunu anlattı ve Arda gibi sokakta birçok çocuk olduğunu belirtti.

Arda Erkan'ın yaşamını kaybetmesinin ardından birçok kişinin “ya neler oluyormuş” gibi sorgulamaya başladığını kaydeden Öztoprak, bunun bir milat olduğunu kaydetti.

Öztoprak, Başbakanlık Uyuşturucu ile Mücadele Komisyonu'ndan kendisine böyle bir teklif gelmeden öncede böyle bir projeyi hayata geçirmeyi hedeflediğini belirterek, Arda gibi sokakta farkına bile varamadığımız birçok kişi olduğunu söyledi.

“Kapıları kapatmamalıyız”

Öztoprak, “Ben hangisiyim” isimli kısa filmde de, siciline işlenmiş bir çocuğun çaldığı ve yüzüne kapanan kapıların konu edildiğini kaydetti ve şu ifadeleri kullandı:

“Çocuk tek tek kapıları çalıyor. Ancak kapılar yüzüne kapanıyor. Uyuşturucu satıcısı orada bekliyor. Çünkü olayı biliyor. Satıcının yüzü gülüyor, çünkü hikayenin devamını biliyor. En sonunda bir kadın kapıyı açıyor ve film bitiyor. Aslında hayatta da böyle... Bu insanlara herkes kapı kapatıyor ve çıkışına şans vermiyor. Bu film sayesinde herkes kendini sorguluyor. Ben hangisiyim. O arkadaş mı, anne mi ve en sonunda “oh ben hiçbiriyim” derken bir kadının kapı açtığını görüyor. Biri bana anlatmıştı. Kurban satışı yapıyordu. Siciline işlendikten sonra tek bir kurban satışı yapamadı. Bu insanların hep alem, zevk ve fantazi için bu maddeleri kullandığını düşünüyoruz. Ancak öyle değil. Bir noktadan sonra vücutları onunla besleniyor. O maddeye bağımlı yaşıyorlar. Uyuşturucu bulamadığında tüp gaz hortumunu kesip, çeken var. Bu nedenden ölen oldu. Biz bu insanlara bir şeyleri değiştirmeleri için şans vermeliyiz. O insanlara, onların da emeğine ihtiyaç duyduğumuzu göstermeliyiz.”

“Bir anne, oğlunu ve kendini öldürmek istedi”

Öztoprak, bu proje için çalışırken öğrendiği bir annenin hikayesini de paylaşmak istiyor. Öztoprak hikayeyi şu şekilde anlatıyor:

“Genç kadınlığı zor geçmiş bir annenin iki oğlu var. Biri bu belaya bulaştı. Bir türlü kurtulamıyor. Diğeri ise bu olaylara karışmadığı halde kardeşi ve annesi nedeniyle zor durumda kalıyor. Anne belaya bulaşan oğlunun en sevdiği yemek olan molohiyayı pişirip, içine fare zehri katıyor ve oğlunu yemeğe çağırıyor. Oğlu tam o yemeğe ekmeğini bandırıp yiyecekken anne eline vuruyor ve “Dur oğlum yeme” diyor. Oğlu ise “Beni öldürmek mi istedin anne?” diye soruyor.”

Güncelleme Tarihi: 07 Nisan 2017, 10:08
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75