Çağlayan geri gelmez…

banner37

Lefkoşa'nın Çağlayan bölgesi geçtiğimiz günlerde bir yenisine daha tanık olduğumuz Lefkoşa Festivali’nin kurgulandığı mekân… Gelgelelim, adı yıllanmış belleklerde hep yazılı olan bu nostaljik semtin eski güzelliklerini hiçbir festivalin geri getiremeyeceği acı gerçeğimizdir. İşte bu gerçeğin altını çizmek adına kaleme alınan bir yazıdır bu…

Çağlayan geri gelmez…
banner99

Ahmet TOLGAY

50'li yılların başından başlayarak 70'li yıllara dek orası sadece başkentin değil, Kıbrıs'ın da önde gelen, gözde eğlence bölgelerindendir. Surlar içindeki yaşam Lefkoşalılara dar gelmeye başladığında yeni bir yerleşim ve açılım alanı olarak göze kestirilen ilk yerdi orası. Surların ötesini bilinmezliklerle yüklü derinlikler olarak algılayan Lefkoşalılar, geceleri kapıları kapanan surların içindeki "kalebent" yaşamını, güvenliklerinin ve huzurlarının gereği olarak görürlerdi. Ta 40'lı yılların başına dek…
Baf, Mağusa ve Girne kapıları, surların geçit verdiği 3 ahşap dev kapıydı… Bu kapılardan dışarıya çıkmanın sınırlı amaçları vardı. Ya diğer kasabalara gitmek, ya kırlarda gezebilmek ya da dericilik, çiftçilik gibi işlerde çalışabilmek için çıkılırdı bu kapılardan dışarıya. Surların civarında dolananlar da gecenin karanlığı bastırmadan tekrar güvenli kalelerine dönerlerdi. Geceleri, kırlardan gelen kurt-çakal sesleri surlara çarpıp yankılanırdı. Karanlığın içinden Trodos dağlarından kopup gelen ve surların kıyısından geçip Mesarya ovasına yönelen Kanlı Dere'nin şırıltıları duyulurdu. Yaz aylarında bile... Derenin Lefkoşa'ya yakın kıyılarına dericilik yapanların kurduğu ilkel atölyeler yerleşmişti. Bugünün lüks güzergâhı o ünlü Dereboyu (Mehmet Akif Caddesi), adlarına “debbağ” denilen deri işletmecilerinin kötü kokulu mekânıydı… Hayvan postlarının dayanılmaz kokusunu rüzgar buradaki kirli ve ilkel atölyelerden alıp, Lefkoşa'nın içlerine taşırdı…Bilemezsiniz ne pis bir kokuydu o!.. Rüzgâr Beşparmaklar’dan esmeye görsün; Lefkoşa tümden leş kokularının egemenliğine girerdi...

Hüseyin Çağlayan

Surların içi büyüyen nüfusu barındıramaz duruma gelince Türk ailelerin surlar dışında ilk tercih ettikleri yerleşim alanı orası olacaktı. Baf Kapısı ile Mağusa Kapısı’nın ötesine ise Hıristiyan topluluklar yayılmaya başlamıştı. Rumlar, Ermeniler ve Maronitler… Ermeniler Anadolu, Maronitler ise Lübnan göçmeni… Verimli işletmeler kuran Yahudiler bile vardı bunların arasında. Girne kapısının önündeki alanlar yerleşim için asla düşünülmezdi. Çünkü oralarda bir korku platosunu çağrıştıran, geceleri baykuş seslerinin eşliğinde cadıların ve uğursuzların cirit attığı mezarlık vardı!.. O eski ve geniş mezarlığın yerinde şimdi Lise binaları, Atatürk Kültür Merkezi ve TC Büyükelçiliği vardır.
“Çağlayan” işte bu bölgenin doğusunda kalan yerdir. Uzun yıllar isimsiz duran semt belleklere kazınan adını "Hüseyin Çağlayan" adlı girişimci Türk'ün gelip oraya yerleşmesinden sonra alacaktır. 2 katlı sarı taştan bir bina yapan Hüseyin Efendi, buranın üstünü kendi evi, altını ise işyeri olarak kullanmaya başlar. Tarih 40'lı yılların sonu. Ve Hüseyin Efendi'nin işyeri ününü gittikçe yayan otantik bir fenomene dönüşmektedir.

Orası, zamanın koşullarına göre lüks bir restorandır. Adı da "Çağlayan"... Aslında zengin bir menüsü yoktur Çağlayan'ın. O lokal, patates ve kuzu etiyle hazırlanan Kıbrıs'a özgü fırın kebabı yapmakta ve akın akın gelmeye başlayan müşterilerine bunu çoban salatası ve süzme yoğurt eşliğinde sunmaktadır. Dileyen müşteri buz kalıpları altında soğutulan litrelik Keo biralarından da alabilmektedir yemeğinin yanında. O zamanlar Keo'dan başka bira yoktur zaten Kıbrıs'ta…
Fırın kebabı Kıbrıs'ın en yaygın, en geleneksel yemek türüdür. Hemen her restoranda ve evde pişmektedir. Ne ki, Hüseyin Çağlayan'ın fırın kebabının lezzetini başka hiçbir mutfak yakalayamadı. Babacan ve espritüel bir adam olan Hüseyin Çağlayan Kıbrıs'ta efsaneye dönüşen doyumsuz fırın kebabının formülünü de ölünceye dek kimseye açıklamadı. Bu konuda "canımı veririm, sırrımı vermem" der, keyifli kahkahalar atardı.
Hüseyin Çağlayan’ın müşterileri arasında, Paul Newman, Sal Mineo, OttoPreminger, RaquelWelch, Richard Johnson, TellySavalas gibi uluslararası alanda ünlenmiş isimler de vardır. Newman, Mineo ve Preminger“Exodus” filminin çekimi dolayısıyla Kıbrıs’tayken Çağlayan Restoran’ı onurlandırdılar… RaquelWelch ile Richard Johnson ise “TheBeloved” filminin çekimlerini Karmi (Edremit) köyünde yaparken, Çağlayan’ı ziyaret edip ünlü fırın kebabının tadına bakmayı ihmal etmediler...

banner134

Eski Çağlayan’ın manzarası…

Çağlayan mekânı büyüyüp kökleşirken, çevresindeki yerleşim de giderek yoğunlaşır. Bölgenin nüfusu geceleri 10 katına kadar çıkar. Çünkü yazlık sinemalar, açık hava gazinoları, pastaneler, kebapçı dükkânları ve arabacıkları binlerce insanı oraya çekmeye başlamıştır. Bölgeyi tıklım tıklım dolduran insanlar arasında hurma yapraklarına dizilmiş yaseminlerini satmaya çalışan çocuklar, el arabaları içinde kuruyemiş ve dondurma satan esnaf, sinemalarda gösterilen filmleri sıtma görmemiş sesleriyle herkese duyurmaya çalışan tellallar nostaljik bölgenin unutulmaz figürleridir. Hüseyin Efendi'nin restoranının karşısında hisar altında bir İtalyan mimar tarafından projelendirilen park da, hiç kuşkusuz "Çağlayan Parkı" adını alacaktır. Bölgedeki açık hava sinemalarının adı “Beyrut”, “Taksim”, “Halk”, “Çiçek”, “İstanbul”, “Şahin”, “Kristal” olabilir. Ama, "Çağlayan Sinemaları" bunların topunun birden adıdır.
O semte damgasını vuran girişimci Türk, yıllar sonra adını tüm dünyada da yankılatacaktır. Çünkü ekol yaratan Usta Modacı Hüseyin Çağlayan onun Londra'da parlayan torunundan başkası değildir. Babasının yanında çok iyi bir aşçı ve işletmeci olarak yetişen ve aldığı akademik eğitimle bu yeteneğini Londra’da da kanıtlayan Ata Çağlayan’ın oğludur Hüseyin Çağlayan…
Yıllar boyu bayram yerlerinin, sirklerin ve eğlence parklarının da kurulduğu bölgedir Çağlayan. Yurt dışından gelen sirkler, çadırlarını bugünkü Gençlik Gücü Lokali’nin bulunduğu hisar altına kurarlardı.
O nostaljik ve özgün semtin inanılmaz süksesi 60'lı yılların ortasında inişe geçer. Çünkü 1964'ten sonra toplumlararası çatışmaların orta yerinde kalmıştır. Sıcak ve gergin sınır bölgesine dönüşür Çağlayan... Savunma siperlerinin kurulduğu yer olur. Kanla, ölümle, ateşle, tanışır. Ve o eğlenceli, şölenli yaşam orayı isteksizce terk eder. Her şey anılarda kalır.   
 

Güncelleme Tarihi: 03 Eylül 2017, 14:02
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75