banner6

Dünya onu ayakta alkışlıyor

banner37

Dans ve müzikallerle dünyayı dolaşan sanatçı Özgen… Adını birçok ülkeye yazdıran Kıbrıslı bir Türk… Şimdi en önemli isteği ise Kıbrıs’ta ortak bir projeye imza atmak

Dünya onu ayakta alkışlıyor
banner151 banner143

Murat OBENLER

Güzelyurt’tan dünyaya ayak basan, Gazimağusa’da İletişim okuduktan sonra dansı merkezine koyduğu hayallerinin peşinde önce Türkiye sonra Hollanda ve en son da İngiltere’ye kadar uzanmış bir dünyalı sanatçı olan Sanatçı Özgen ile bu ilginç olduğu kadar renkli olan sanatsal serüvenini konuştuk.

“Ülkemizin yetiştirdiği değerler” ünvanını sanat alanında sonuna kadar hakeden ve İngiltere’de “tek kişilik büyük kültür elçisi” diye anılan hippi ruhlu Özgen ile koreografisinden kostümüne, dansından müziklerine kadar her noktasında imzası olan başarılı müzikalerle dolu kariyerinden yeni hedeflerine kadar keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Çıktığı turnelerle dünyayı dolaşan sanatçı Özgen’e kültürel/sanatsal farkındalığı üst düzeyde(!) olan ülke yöneticilerimizden herhangi bir teklif gelmemesi de tam bir ironi olarak kayıtlarımıza geçti...

“Dansla ilgili yolculuğum folklorla başladı”

SORU: Şu anda sanatsal projelerinizle dünyayı dolaşan bir sanatçısınız. Sanatsal yolculuğunuz ne zaman ve nasıl başladı?

CEVAP: Ben 1980 yılında Güzelyurt doğumluyum. Benim ailemde sanatla ilgilenen kişiler vardı(iki dayım ressamdır, bir dayım da şairdir) ve resimlerin içinde büyüdüm ama bunun sizde de olması doğal bir hissiyattır ve özel bir yetenektir. Üniversiteyi Gazimağusa’da okudum. DAÜ İletişim Fakültesi’nde Radyo-Televizyon bitirdim. Sürekli dans eden biriydim. Gençlik yıllarımda folklor dansı yapardım. Tabi folklor dansı da bir teknik ister ve bir nevi dans eğitimidir. Üniversiteyden dans kulübü kurdum, fan clubu kurdum. Orada müzikallerin dvdleri gelirdi ve onları izlerdim. İlk izlediğim CATS müzikalinden çok etkilendim. Daha sonra Notre Dame de Paris müzikali de benim için etkileyiciydi.

“Türkiye’de birçok dans eğitimi aldım ve esas Anadolu Ateşi’nde piştim”

SORU: Kıbrıs’tan dünyaya doğru keşif yolculuğu nasıl başladı?

CEVAP: Burada dansla ilgili arzu ettiğim hedeflere ulaşamayacağımı düşündüğüm için İstanbul’a yerleştim.5 yıl İstanbul’da yaşam deneyimim oldum.22-23 yaşlarında Türkiye’deki Anadolu Ateşi’ne kabul edildim ve orada piştim. Orada bale, modern dans eğitimi aldım. Dans ederken de Türkiye’nin efsanevi dansçılarından Tolga Han Dans Grubu’nda eğitim aldım. Latin danslarını da orada iyice öğrendim. 10 tane stil öğrenmeye çalıştım. İstanbul’un bana kazanımları çok oldu. Sonra AB pasaportu alınca Avrupa’daki uygulamaları da deneyimlemek için Amsterdam’a gittim. Orada biraz takıldıktan sonra Kıbrıslı Türklerin adadan sonra en çok yaşadığı yer olan İngiltere’de soluğu aldım. Oradaki akrabaların yanına gittim. Bir entrepreneur(girişimci) gibi düşündüm ve kendi menejerliğimi de kendim yaparak Türk ve Kıbrıslı kimliğimin taşıdığı kültürleri birleştiren birşeyler ortaya koymaya karar verdim.

Gittiğim yolda öğrenmeyi seçtim”

SORU: Zaten Batı’da oryantalizmin her türlü sanatsal üretimleri ilgi görür? Nasıl bir başlangıç yaptın İngiltere’deki kariyerine?

CEVAP: Türkiye’de ünlü dansöz Nesrin Topkapı’dan da stil dersleri almıştım. Çeşitli klüplerde verdiğim derslerde, çingene, ortadoğu ve modern oryantal danslara da merak salmıştım. “Sultans of the Dance” da da öğrendiğim birikimimi sahneye yansıtarak oryantalist stilde, batılılara çok egzotik gelen çeşitli küçük gösteriler hazırladım. Böyle bir başlangıç yaparak bir yola çıktım ve gittiğim yolda da öğrenmeyi seçtim. Ben sahneye çıktıkça daha da popüler oldum ve yurtdışıdaki festivallerden de davetler almaya başladım.

“Dünyaya gelme hikâyem dans etmekti ve hayalim olan müzikalleri yapıyorum”

SORU: Her 3 projende de oryantal ve roman danslarının önde olduğu kareografiler var. Biraz yaptığın koreografilerin sanatsal ve fikirsel arka planından bahsedebilir misin?

CEVAP: Ben ilk başladığım yıllarda Türk dansları yapan yoktu(bir tek Tarkan vardı ki o da pop müzik dansları yapıyordu).Ben Türk müziklerini kullanarak üzerine dans yaparım. Ben aslında İngilizlere geniş bir yelpazasi olan Türk müzisyeni ve müziğini de tanıştırarak sevdirdim. Bir nevi kültür elçisi görevi de yaptım ve hala daha yapıyorum. Solo danslar yaptım ama artık hayalim olan bir hikâye üzerine kareografi yazarak dans etmek istiyordum. Yani artık Londra’daydım ve dans-müzik-hikâye bütünleşmesi olan müzikallerin zamanı gelmişti. Benim bu dünyaya gelme hikâyem dans etmekti. Bunu çok geç farkettim ve farkında olmaya başladıktan sonra bu dans yeteneğimi olabildiğince projelerle insanlarla paylaşıyorum.

İlk müzikalim “One Day İn İstanbul” benim bebeğim gibi doğdu. İstanbul’un büyük kültürel zenginliğini ve çeşitliliğini sahneye yansıttığım bu ilk müzikalimde oranın aşklarla dolu, gizemli,şiirsel dünyasını dansla anlattım. Düşük bütçeli bu işimin ilk bölümünde roman danslarına, ikinci bölümünde de Osmanlı aşk hikayelerine yer verdim.3 aylığına İspanya’ya gitmiştim. Meşhur Cortez’lerin dans okullarında da dersler verdim. İlk gösteriyi Madrid’de yaptık ve bu proje ile dünyanın farklı noktalarına ulaştık.

Müzikallerimin kostümünü, danslarını,ses sistemlerini,ışıklarını, müziklerini(editleme) hep ben yaparım o yüzden İngiltere’deki gazetelerde benim için  “Tek kişilik büyük kültür elçisi” tanımını kullandılar.

Daha sonra “Aşk” müzikalini ve “Tales of a Sleeping Man-Uyuyan Bir Adamın Efsaneleri” müzikalini yaptım. Üç şovumda da kendime özgü bir stil kullandım. Ben dünyanın çeşitli yerlerinde yaptığım bu müzikaller için oraya gidip orada 3 ay yaşıyorum ve oradaki yarı profesyonel- profesyonel insanlarla çalışıyorum(onlar iyi bir referansı olduğu için benim projelerimde yer almak için bana para veriyorlar). Benim farklı  dansları birleştirdiğim stilimle oluşturduğum şovum aslında “Best of the best-En İyilerin En İyisi” seviyesindedir.

“Üç ay Londra’da kalır ve sonrasında 3 ayda bir şehir değiştiririm”

SORU: Yani hem Anadolu dansları, hem roman dansları hem ispanyol dansları hem ortadoğu coğrafyasına özgü danslar konusunda iyi seviyede bilgi ve uygulamaya sahip biri olarak bunların kombinasyonu hem senin kendi tarzın olarak ilgi çekiyor hem de bir kültürler buluşması oluyor...

CEVAP: Evet benim stilim bunların hepsinin bir sahnede buluşması gibi. Klasik dansın dışına çıkıyorum. Bu tür bir kareografi çok ilgi topladı ve beğenildi. Her 3 ayda bir şehir değiştiririm ve farklı yerlerdeki şovlarım için her defa 50-60 şarkıyı mixlerim.  Aslında 3 ay Londra’da diğer 9 ayda ise turdayım. Lady Gaga’nın otelde yaşam modeli gibi yaşarım. Belli bir yere ait olmayan, her yerde yaşayan hippi ruha sahip bir insanım. Durağan şeylerden sıkılan, bir yere bağlı kalamayan bir kişiliğe sahibim. Bu bana verilen yetenek sonucunda sahip olduğum meslekle hem sürekli farklı yerler dolaşıyor hem de ticari olarak hayatta kalıyorum. Şanslıyım yani.

Benim şovlarımda aşk, ayrılık, kıskançlık, ölüm temaları vardır. Son “Uyuyan Bir Adamın Efsaneleri” işimde mitoloji ve mitolojik karakterlere de yer veriyorum. Şimdi Japonya’ya turneye gideceğim. Oradaki gösterilerde Siren(Medusa-Şahmeran),denizkızı, Salome gibi mitolojik karakterleri de kullanacağım. Şimdilerde şan dersleri almaya başladım. Şovlarımda şarkı da söylemem lazım ve bunun için de kendimi derslerle geliştiriyorum.

“Kültürel alışveriş”

SORU: Şarkı demişken Vatan Kültürel Korosu ile yollarınız nasıl kesişti?

CEVAP: Bazı koroları da şovlarımda arkada kullanıyorum. Şef Türkan Nalbantoğlu ile bir vesile görüşmemiz sırasında onlara gelip bir şarkıyı söylemeyi teklif ettim. Sonuçta hem o insanlara da bir farklı bir deneyim sunmuş oldum hem de bir kültürel alışverişe fırsat tanıdım.

Eskiden araştırılarak yapılan işler daha değerliydi, şimdi tembellik var”

SORU: Yaşadığımız çağda çok fazla müzikal şeyin üretildiğini, yine çok hızlı olarak tüketildiğini gözlemliyoruz. Nitelik-nicelik dengesinde ibre sanıyorum nitelikten uzaklaşıyor. Eğlence amacı ile üretilen çok şey var, yüzyıllar öncesine uzanan sanat tarihinde 21.yüzyıl en az sanatsal üretim çağı olacak gibi görünüyor. Senin bu yüzyılın bir sanatçısı olarak gidişatla ilgili düşüncen nedir?

CEVAP: Teknoloji çağı üretimlerin insanlara ulaştırılmasını inanılmaz kolaylaştırdı. Üretimler ürettikleri ürünü çok hızlı piyasaya sunuyor ve tüketiliyor. İnsan eskiden bilgiye ulaşmak için(bu sanatta da geçerli)daha fazla arıyordu, araştırıyordu, zaman harcıyordu ve bu daha değerli oluyordu, yetenek yoğunluklu oluyordu. Şimdilerde tembellik söz konusu oluyor. Ticari üretimler inanılmaz fazla oldu.

“Rum ve Türk dansçıları aynı sahneye birlikte çıkartmayı çok isterim”

SORU: Ben sanatsal üretimleri ile dünyayı dolaşan sanatçılarımızla ne kadar gurur duyuyorsam bu insanlardan birhaber ülke yöneticilerinin olduğu bir devlette yaşadığım için de utanıyorum. Bizim tanıtım içi daha fazla sanata ihtiyacımız var dedikçe yöneticiler daha fazla sığ siyasi argümanlarla önümüze geliyorlar. Dünyayı gezen bu Kıbrıslı Türk sanatçısının eserlerini kendi doğduğu, büyüdüğü topraklarda sahneleme şansı nedir?

CEVAP: Geçtiğimiz yıl Home For Cooperation ile görüşmüştüm ve projemi çok beğendiklerini söylemişlerdi ama sanırım fon meselesinde takıldılar ve projeyi burada somutlaştıramadık. Benim 2018 sonuna kadar nerelerde sahneye çıkacağım bellidir. Kendi ülkemde de bu üretimlerimi sahnelemeyi çok isterim ama bana bir teklif gelmedi. Buradaki şovumda hem Rum hem de Türk dansçıları aynı sahneye birlikte çıkartmayı çok arzularım.

“Sakin bir hayatım var”

SORU: Özgen sahnelerde görünenin dışında günlük hayatında nasıl biridir?

CEVAP: İnsanlar genellikle sahnelerde ışıklar altında müthiş kostümlerle dans ederken beni görüyor ama günlük hayatta daha sakin, evde zaman geçiren biriyim. Belirli standartlarım, kıstaslarım içinde eğleniyorum da dinleniyorum da sosyalleşiyorum da. İletişim okuduğum için gözlem yeteneğim de vardır ve oturup hayatı, insanları gözlemleyip hikâyeler üretirim. Barda, uçakta ilham geldiğinde notlar alırım.

2017’de Sheffield, Zürih, Japonya, Los Angeles’te sahnede olacağım”

SORU: 2017’de gösteri rotasında nereleri var?

CEVAP: 19 Aralık’ta Kıbrıs’tan ayrılıyorum. Christmas’ta biraz tatil yapacağım(ilhamiyi-ilham gelip üretmek-bekleyecem).2017 yılında sırasıyla Mart’ta Sheffield’de büyük bir şovum var, sonra 1 ay Zürih’te ve sonra da 1 ay Japonya’da turnede olacağım, sonra Amerika’da dersler ve Los Angeles’te şov, daha sonra da Belçika ve Avustralya turneleri ile yılı kapatacağım.

Türkiye’de daha büyük projeler yapmak istiyorum. Türkiye’den sanatçıları da projeye katıp farklı bir kombinezasyon ile daha geniş kesimlere ulaştırma hedefim var.

Güncelleme Tarihi: 18 Aralık 2016, 12:27
YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104