Dünyayı dolaşan 'Sugarpie and The Candymen' bu kez de Kıbrıs'taydı

banner37

Farklı tarzlardaki müzikleri başarıyla yorumlayan grup iki unutulmaz konsere imza attı

Dünyayı dolaşan 'Sugarpie and The  Candymen' bu kez de Kıbrıs'taydı

Murat OBENLER

   Çıkardıkları 5 albümle ünleri İtalya’yı aşıp dünyada cazın tutkusunun hissedildiği her bölgeye ulaşmış “Sugarpie and The Candymen” grubu üyeleri ile Alsancak’ta gerçekleşen 1.Etel ve Alsancak Uuluslararası Caz Festivali sırasında keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

   Ilgaz’daki Gillham Vineyard Otel’de üzüm bağları arasında gerçekleştirdiğimiz söyleşide Miss Sugarpie ( Lara Ferrari), Candymen: Jacopo Delfini (gipsy gitar), Renato Podestà (electronik gitar, banço ), Roberto Lupo (vurmalılar) ve Claudio Ottaviano (kontra bas) bizlere müzikal türler arası çeşitliliğe dayanan eklektik yöntemlerle ve progressive-swing türündeki müzikal yolculuklarını anlattı.  

“Düğün sahnesinden artık dünyayı dolaşan bir grup olduk”

SORU: Biraz grubun kuruluşundan bahsedebilir miyiz? Sanıyorum ilk kadro tam olarak bu değildi?

RENATO: Grubumuz 2008 yılında kuruldu ve bugün 11 yaşındadır. Aslında bir düğün organizasyonu için organizatörün bir grup talep etmesi ile başladı hikaye. İlk topluluk kadromuz Jacopo, Roberto ve ben, başka bir bascı ve vokalde Georgia’dan oluşuyordu. İlk başlarda Kuzey İtalya’da caz klüplerde çaldık ve daha sonra İsviçre’deki (zürih) caz mekanlarında sahne almaya başladık. Bu yüzden repertuarımızla ilgili çok konuştuk, tartıştık ve İtalya’nın dışındaki kitleye de hitap edebilecek geniş bir repertuarı yorumlamaya karar verdik.

   5 yıl sonrasında kontrabas yorumcusu Claudio gruba katıldı onu köprü altında bulduk(gülüşmeler) ve 2016’da bizim ilk ana şarkıcımız Georgia bir karar vererek İsviçre’ye göç ederek müzik yaşamını orada sürdürmeye karar verdi. Bu süreçte Lara Ferrari’yi bulduğumuz için çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Tek bir çalışma yaptık ve “işte o kadın Laradır” dedik. 2 yıl önce gruba katıldı ve grup daha da repertuarını geliştirerek yoluna devam ediyor. Artık dünyadaki birçok festivale katılan, birçok ülkedeki caz klüplerinde çalan bir grup haline geldik.

SORU: Bu aşamada İtalya’da cazın yaygınlık oranını da sormak istiyorum?

RENATO: Çok iyi olduğunu söyleyemem. Genel durumlardan dolayı caz kulüplerinin sayısı giderek azalıyor çünkü ekonomik olarak ayakta kalamıyorlar. Belli başlı birkaç kulüp ayakta kalabiliyor ve rekabet edebiliyor. Tabi bizim için de caz kulüpler önemli ama bir tek caz kulüpleri değil ayrıca festivaller ve birçok özel etkinlikte de sahne almak gibi bir çalışma çeşitliliğimiz var. Bu tür özel etkinliklerde çalmak grubun devamı ve ayakta kalması için çok değerli bir yere sahip oluyor.

SORU: Müziğin birçok tarzı arasında adeta bir kuş gibi daldan dala uçuyorsunuz. Böyle farklı müzikal çeşitlilik sizin geçmişinizden mi geliyor yoksa grup olduktan sonra mı tarzınızı oluşturdunuz?

JACOPO: Tabi ki hepimiz çeşitli müzikal altyapılardan ve icralardan geliyoruz. Mesela ben daha çok swing  yapıyorum, popu da, rocku da, manouche cazı da, blues müziği de seviyoruz. Mesela bizim kontrabasçımız Claudio tam bir Beatles hayranıdır ama grup olmadan önce de hiçbirimiz tek bir türde müzik yapmıyorduk. Biz istediğimiz müziği yapıyoruz ve buna “Progressive- Swing” adını taktık. 

“Albümlerimizin yarısında bizim ürettiğimiz şarkıları çalıyoruz”

SORU: İtalyan kökleriniz müziğinizde ne kadar yer tutuyor? Yerel ezgiler, sözler, anonim hikayeler gibi...

JACOPO: Bazı müziklerimiz ansızın sahnede oluşuyor. Mesela Kıbrıs’ta çaldığımız “Zürih” öyle bir parça. Grupta o işleri ben ve Renato daha çok yapıyor. 6 kaydımız var ve bunların yarısı bizim tarzımızı yansıtan orijinal ürettiğmiz şarkılardan oluşuyor.

SORU: Festivaller veya halka açık konserlerle caz klübü veya özel organizasyon konserleri arasında nasıl farklar var?

LARA: Ben festivallerde söylemeyi tercih ederim. Atmosferi, dinleyicileri daha samimi buluyorum. Büyük caz festivallerinde sahnede büyük kitlelere söylemeyi her zaman daha keyifli ve iyi bulurum.

ROBERTO: Caz müzisyenleri ile festivallerde söylemeyi isterim çünkü az kişi olunca daha soft ve daha keyifli çalabiliyorsun.

CLAUDİO: Ben bu müziğin farkına varan her yerde çalabilirim. Burada bulunduğumuz Gillham’da çok iyi ağırlanıyoruz, burada müziğe çok duyarlı bir kitle var.

SORU: İlk kurulduğunuzdan bugüne müziğinizde nasıl farklılaşmalar oldu?

RENATO: İlk başladığımızda bir soundumuz yoktu. Jacopo ve ben birçok farklı gitarı tecrübe etmiştik. (folk, progressive)  Jacopo, Jimmy Page ile çaldı. Daha sonra kontrabas aldık ve ilk başlarda bir cover band olan grubumuz bir dönüşüm, değişim içine girdi. 2-3 yıllık bir süreçten sonra biz de kendi müziğimizi yazmaya ve yapmaya başladık. Lara’nın gelmesinden sonra da kendi soundumuzu oluşturma sürecimiz hız kazandı. Daha önceki solist Georgia’ya göre Lara daha soul söyleyen bir şarkıcıydı ve grup da o yöne doğru evrildi. Bir kayıt yaptık ve yine parçalar yazmaya başladık. Yeni yapacağımız kayıdın bir öncekinden daha iyi soundu olacağını düşünüyoruz.

SORU: Hayatınızda çok değer verdiğiniz usta isimler veya sizin örnek aldığınız ustalar var mı?

LARA: Ella Fitzgerald ve Louis Amstrong’dan çok etkilendiğimi söyleyebilirim. Billie Holliday, Amy Winehouse çok sevdiğim sanatçılar. Beethoven ve Stravinsky de hayran olduğum klasikçilerden.

CLAUDİO: İtalyan besteci Giuseppe Garibaldi’yi çok severim. (gülüşmeler)

JACOPO: The Beatles, Django Reinhardt, Louis Amstrong.

ROBERTO: Jelly  Roll Morton, Louis  Amstrong, John Coltrane, Miles Davis, klasik müzikten Bella Bartok, Stravinsky, rock müzikten Frank Zappa, King  Queen .

RENATO: İlk olarak Jimi Hendrix, daha yaşlılardan Manny Walters, Robert Johnson vs.

SORU: Müzikal çeşitlilik, müzikal tutku ve progressive-swing bir tarz Grubunuzu müzikal olarak nasıl tanımlarsınız?

RENATO: “Progressive-swing”  tarzında çalıyoruz. Biz birçok müzik tarzını biraraya getirerek kendi soundumuzu oluşturduk. Ghipsy gitar ile caz yapıyoruz. Pop, rock müziği caz standarlarıyla çalıyoruz. Ghipsy gitar yorumlarımız Avrupa cazını hatırlatıyor.

LARA: Ben ilk gruba girdiğimde icra edilen müziğin çeşitliliğine hayran kalmıştım. Ben de bu çeşitliliğe kendimce katkı koyarak kendimize özgü bir tarz yarattık.

“Zengin ve ünlü olmak için değil keyif için müzik yapıyoruz”

SORU: Grup olarak hayalleriniz nedir?

LARA: Bu işi yaptığım için kendimi şanslı hissediyorum. Birçok hayalim var ama birlikte uzun yıllar daha müzik yapabilmeyi umuyorum.

JACOPO: Müzisyen hayatı bana göre çok güzel. Bu ekiple birçok yere gidiyorsunuz, defalarca sahne alıyorsunuz ve müziğinizle onlarla bağlantıya geçiyorsunuz, birçok insanla tanışıyorsunuz. Ajanssız, menejersiz olarak kendi tanıtımımızı ve organizasyonları biz ayarlıyoruz. Mesela ünlü bir italyan sanatçının size “Bu bugüne kadar dinlediğim en iyi Bohemian Rhapsody yorumlarından birisi” demesi sizin için çok değerli bir şey. Biz zengin ve ünlü olmak için bu işi yapmıyoruz, keyif almak için, kendi tarzımızla insanlara müzikle ulaşmak için yapıyoruz.

“Deniz, doğa, şarap, fiesta benzer özelliklerimiz”

SORU: İlk kez geldiğiniz Kıbrıs’ı nasıl buldunuz? Nasıl izlenimlerle İtalya’ya dönüyorsunuz?

LARA: İstanbul’dan Ercan’a indik ve Etel’e gelir gelmez biraz dinlenip denize girdim. Dağları çok beğendim.

ROBERTO: Burası benim evim Sicilya’ya çok benziyor o yüzden kendimi evimde gibi hissettim. Güneş, deniz, doğa, şarap, fiesta vs. çok tanıdık.

RENATO: Şaraplar çok güzeldi. Etrafta güzel bir yürüyüş yaptım. Doğa çok güzel. Tek olumsuz şey başıboş dolaşan vahşi köpekler. Tek başınıza yürümeye korkarsınız.

 

Güncelleme Tarihi: 13 Mayıs 2019, 10:12
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER