“En tutkulu evrensel dil müziktir”

banner37

Modern bir halk ozanı Iyeoka, edebiyat, eğitim, sağlık ve müzikle donanmış bir siyahi müzisyen olarak dünyayı dolaşıyor

“En tutkulu evrensel dil müziktir”
banner87

Murat OBENLER

   Şair, müzisyen, eczacı, kültürlerarası elçi, anne, eğitmen, aktivist, müzik yapımcısı kimliklerini müthiş bir şekilde taşıyan adeta modern bir halk ozanı olan Iyeoka (isminin anlamı -Bana saygı göstermeni istiyorum-) ile şiirden müziğe, eczacılık mesleğinden annelik tecrübesine, aktivist özgür ruhundan evrensel sevgi anlayışına kadar keyifli bir sohbet yaptık. 

   Dünya turu çerçevesinde Menejer Egemen Hasan Koç tarafından ülkemize getirilen Iyeoka ile konser verdiği Salamis Harabeleri’nde söyleştik...

“Çocuklarıma ağlamayacağım demiştim ama ortam çok duygusaldı”

SORU: Ailenizle ilgili bir soruyla başlamak istiyorum. Babanızla ilgili bir şarkı da yazdınız. Bunun hikayesini sizden dinleyebilir miyiz?
IYEOKA:
Nijerya dilinde “Baba” baba demektir. Ben 14 yaşından itibaren Kaliforniya’da yaşıyorum ve bu şarkıyı orada yazdım. Dürüstçe söylemem gerekirse ben bu şarkıyı kendi babama değil daha geniş bir kavramsal boyutta yazdım ama daha sonra olan bazı gelişmelerden sonra artık bu şarkıyı söylerken kendi babamı düşünüyorum. O beni yıllardan sonra aradı ve sesini duydum. Kıbrıs’taki Salamis Harabeleri’nin müthiş ortamı da bana babamı, evimizi hatırlattığı için çok duygulandım. Çocuklarıma da ağlamayacayım demiştim ama buranın şiirsel ortamı, tutkulu atmosferi sayesinde gözyaşlarım döküldü. Buranın müthiş bir ortamı var ve daha önce hiçbir ortamda bu kadar duygusal olmamıştım.

 

“Gerçekten konserden çok keyif aldım”

SORU: Burada seyirciyle karşılıklı duygunun geçtiği bir konser yaşadık. Tekrar buraya gelmeyi düşünüyor musunuz?
IYEOKA:
İki yıl önce bu konser için davet almıştım. Geçen yıl çocuklarımın bakımı (emzirme vs.) olduğu için evet diyememiştim ama bu yıl bir aylık turumuzun son ayağı olarak burayı koyduk ve gerçekten çok keyif aldığım bir gece oldu. Tekrar çağrılırsam memnuniyetle gelirim. 

SORU: 2004’deki ilk albümün “Black and Blues”den 2017’deki son albümün “Gold”a kadar Iyeoka nasıl müzikal gelişimler sağladı? Müzikten beklentileri, kendi potansiyeli, müzikal türler vs. nasıl değişimler gösterdi?
IYEOKA:
İlk albümüm benim müzik ve şiir sanatını birleştirdiğim ilk çalışmamdır. Bir bilim insanı olarak bu iki alanı birbirine entegre ederek insanlara bütüncül bir şekilde sunmak istedim. Ayrıca bir şair olarak topluma birşeyler verdiğim ve profesyonel olmama yardımcı olan bir çalışma oldu. O dönem benim nasıl biri olduğumu anlatan tutku dolu, iyi bir çalışma oldu.


   “Gold” ise kültürler arası gelişmeleri birleştirerek popüler cazibe yaratmak için üzerinde oldukça kafa yorduğum bir çalışma oldu çünkü sadece Amerikan ve Nijerya kültürü değil birçok farklı kültürden birçok insanın beni youtube üzerinden takip ettiğini farkettim. Boston’da lisedeki okulumda kitaplardan öğrendiğim birçok ülkeye müzik yoluyla seyahat etmek, oranın kültürlerine dokunmak çok ummadığım şeylerdi ama bunu yapıyorum. Oralarda olmak benim için birer başarıdır çünkü hem oralara sesimi ulaştırdım hem de oralarda günde 20 sayfadan fazla yazma imkanı buldum. Tabi benim ailem Nijerya’dan Amerika’ya taşındıklarında yeni bir kültüre adım attılar ve ben her iki kültür arasında bir nevi köprü görevi görüyorum. Ben tüm bu süreçlere tanık oldum.

 

“Her türlü sınırlamalara karşı müziğimle karşı duruyorum”

SORU: Zorlukları olmuştur bu köprüyü inşa etmenin herhalde...
IYEOKA:
Siyah bir insan olarak her türlü “kölelik ve modern kölelik” uygulamalarının sonuna kadar uygulandığı bir tarihsel geleneği yaşadım, her türlü sınırlamalara tanık oldum ama buna karşı yaratıcılığım olan müziğimle karşı durdum ve duruyorum.

   Şu anda içerisine girdiğim büyük topluluğa da bu evrensel dil ile ulaşıyorum. Bu dili kullandığım için 4 çocuğum ve benim yaşamda tutunma şansımız oldu.


  

SORU: Favori müzisyenleriniz kimlerdir?
IYEOKA:
Gençliğimde yaşadığım Boston’da tur için gelen ve müzik yapan birçok Afrikalı müzisyeni dinledim ve gerçekten onlar ruhumda büyük bir yere sahip. Örneğin; Femi Kuti, Fema Kuti,  Babatunde Olatunji…

   Onlar o kadar tutkulu müzik yapıyorlardı ki etkilenmemek mümkün değildi zaten. Eczacılık eğitimi alan biri olarak mesleğe başladım ama sonra eczacılık yapmayı bıraktığımı aileme söylemedim. Müzik ve şiir benim tutkuyla yapmak istediğim şeydi ve ben ailede müziği seçen tek kardeşim.  Müzik ve şiir beni adeta delirtiyordu ve gelişen kültürel birçok mesajı insanlarla paylaşma noktasında doğru yerde, doğru zamanda ve doğru işte olduğumu düşünüyorum.
  

“Müziğin gücü herkese ulaşabilmesi/herkesin de ulaşabilmesinden geliyor”

SORU: Peki siz bu doğru iş dediğiniz müziğe ne zaman başladınız?
IYEOKA:
Müzik 12 notadır. Gençken bu 12 notayı keşfettim ve müziğin esrarlı, bilinmeyen bir şey değil de kolayca kavranabilecek bir şey olduğunu farkettim. Ben müziği çocuklarıma da öğrettim. Herkese ulaşabilecek ve herkesin de ulaşabileceği bir şey. Müziğin gücü buradan geliyor. Ritimle çalışan biri olarak müziğin dengeli, sağlıklı düşünme ve buna bağlı müthiş bir hayat tarzı oluşturma yönünde büyük katkıları olduğunu düşünüyorum.

 

“Şiirlerin müziğe uyarlanışı sihirli bir dokunuş gibidir”

SORU: Şiir yazıyor olmanın kendi müziğini oluşturmak üzerindeki olumlu etkilerini sormak isterim...
IYEOKA:
Kendi duygu ve düşüncelelerimi yansıtan şiirlerin müziğe uyarlanışı sihirli bir dokunuş gibidir. Örneğin ben ikizlerimi doğurduktan sonra onları emzirecek anne sütüm olmadığı için depresyona girmiştim. Dışarıdan destekleyici süt aldım. Kendimi ve bu duygularımı da şiir olarak ürettim. “Lotuce Wine” adlı şarkıyı yazdım. Müzik ve şiir vücudumun bu eksikliğinden dolayı oluşan durumla yüzleşmemi ve kendimi affetmemi hızlandırdı. 13 ay boyunca birçok şey yazdım.

 

SORU: Karakterinizin oluşması sürecinde müzisyenliğin mi şairliğin mi daha çok etkisi olduğunu hiç karşılaştırdınız mı?
IYEOKA:
Bu tamamen kendi özünüzü anlamak ve nasıl anlatmak/söylemek istediğinizle alakalıdır. Bunu zaman zaman yazarak anlatırsınız zaman zaman müzikle anlatmayı seçersiniz. Ses benim için şifa verici bir olgudur çünkü vücudumu açma, ruhumu açma imkanı tanır. Yaptığım şeyin dinleyici üzerindeki etkisi de benim için bir kriterdir. Örneğin sahneye dönmem için çok büyük bir talep varsa bu o seyirci üzerindeki bıraktığınız etkinin bir göstergesidir. Konser sonrasında bir insanın gelip sizinle iletişime geçmek istemesi, size sarılması kendinizi özel hissetmenizi sağlar. Eve gittiğimde bu hatıraları hep aklıma getiririm ve bir sonraki sabaha yine her gelecek teklife evet diyecek motivasyonla uyanırım. Evde olmayı seviyorum.4 çocuğumla vakit geçirmeyi seviyorum ama bir telefon geldiğinde mütevazi bir şekilde kabul ediyorum.
   Sanki de her zaman okyanusların derinlerine dalmak, yeni derin şeyler keşfetmeyi isteyen bir karakteriniz var. Ben sahnedeyken de bu enerjiyi hissettim.
   Mecazi olarak, fiziksel olarak böyle bir yapım var. 4 çocuklu bir anne olarak evden çok uzakta kalmak benim için kolay bir şey değildir. Yılda 300 gün evden uzakta kalanlar var. Bu bana göre değil. Ben erken yaralanan, incinen bir yapıya sahibim. Eczacı olduğum içim şanslıyım çünkü kendi kendimin tedavisini yapıyorum. Herkese de sağlıklı bir vücuda kavuşmak adına bu tecrübelerimi aktarmak isterim.

 

SORU: Aktivist bir sanatçı olmak ne demek? Bu dünyaya ve olup bitenlere karşı politika mı üretmek demek, şarkılarla mücadele etmek mi?
IYEOKA:
Sizin mesajınız aşk/sevgi ise bunun için nasıl bir mesai harcıyorsunuz, nasıl kafa patlatıyorsunuz, nasıl ona yoğunlaşıp iyi bir şey üretiyorsunuz. Sadece müzik yapmayı mı seviyorsunuz. O da güzeldir ama bazı insanlar hayatın kökenini, olan bitenlerin nedenini/kaynağını öğrenmek ister ve şarkı sözlerinde/şiirin dizelerinde bazı kelimeleri beklerler.

 

SORU: Etrafta çeşit bin türlü şiddet varken, dünyayı mahveden küresel ısınma varken, sömürüye dayalı adaletsiz bir yaşam varken mesela sanatçı nasıl sessiz/tepkisiz kalır ki?
IYEOKA:
Tam olarak bunlardan bahsediyordum. Edebiyat işin özünde durur. Eğer okuyorsanız ve öğrenirseniz bazı şeylere karşı duyarsız, sessiz kalamazsınız. Bunu çıkıp sahneden haykırmak, yazıya dökmek ihtiyacını hissedersiniz. Öncelikle kendinizi önemseyin ve sonra da herkesi önemseyin. Sağlıklı mesajlar vermeliyiz. Bence aktivistlik budur.
   Örneğin bir kere hastalanıp hastaneye kaldırıldığımda oradaki doktor ve hemşirelere lütfen beni önemseyin ve bana doğru ilacı verin dedim. İnsanları umursamak, önem vermek ve dinlemek gerekir. Ailemde 3 eczacı var ve her zaman birbirimizle iletişim içindeyiz. Tedavi sadece ilaç vererek tedavi etmek değildir.
  
SORU: Alternatif tıp da mı uyguluyorsunuz?
IYEOKA:
Batı tıbbını öğrendim ama ben bununla yetinmeyip başka şeyler de öğrendim. Edebiyat, müzik, ses meditasyonu ve başka şeyleri nasıl tedavi süreçlerine entegre edebileceğimiz üstüne kafa yoruyorum. Şu anda bu röportajda bile yeni şeyler keşfediyorum.

 

“Trump insana neden aktvist olması ve mücadele etmesi gerektiğini anlatır”

SORU: ABD Başkanı Trump size neleri çağrıştırıyor?
IYEOKA:
Bana tamamen ilham veriyor. İnsanoğlunun neden aktvist olması gerektiğini, neden mücadele etmesi gerektiğini, neden daha fazla derinlere inmesi gerektiğini anlatıyor. Çünkü ne kadar derine inersen soruların yanıtlarına da ulaşırsın. Ne kadar bilgiyle donanmış bir diliniz olursa o kadar çok derin cevaplarınız olur.  ABD’de siyahi bir kadın olarak bu yelpazenin üzerinde yer alıyorum. Ama annem eğitim almadığı için bu cevapları veremiyor. Babamın 3 eşi vardı ve 14 çocuk. Edebiyat, eğitim, sağlık ve müzikle donanış bir siyahi müzisyen olarak dünyayı dolaşıp bu tutkuyu, bu ruhu onlara aktarmaya çalışıyorum.  İlk zamanlar sadece blues yapıyordum ve sonra eğitim alıp kendime hedefler koyarak yoluma devam ettim. Şu anda yaptığım müzikle imkansız diye bir şey görmüyorum çünkü en tutkulu evrensel dil müziktir.

 

SORU: Çocuklarınızın müzisyen olmasını arzu eder misiniz?
IYEOKA:
Ben tabi ki onlara müzik öğretiyorum çünkü müzik evrensel bir dildir. Önemli olan 12 notayı bilmek değil, önemli olan müziğe tutkunuz olmasıdır.

 

Güncelleme Tarihi: 25 Temmuz 2019, 10:24
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER