‘Engelim’, azmimi engelleyemedi

banner37

Geçirdiği çocuk felci sonucu yüzde 60 engelli olan Nihat Nalbantoğlu, hayat hikayesini “Dezavantajlarına Rağmen Başarılmış Bir Hayat” adlı kitabında anlattı. Tüm engellilere örnek olabilecek yaşam sevincine sahip olan Nalbantoğlu, şu vurguyu yaptı:

banner87
‘Engelim’, azmimi engelleyemedi
banner99

Aliye ÖZENCİ

Nihat Nalbantoğlu, 3 yaşındayken çocuk felci geçirdi…

Bu hastalık fiziksel olarak bedenine büyük zarar vermiş… Fiziksel hareketlerinden dolayı insanlar tarafından çoğu zaman hor görülmüş… Bu hastalık sonucu yüzde 60 engelli olmuş…

Ama o, yaşam sevinciyle, engelinin azmine engel olmasına izin vermemiş…

Nalbantoğlu, üniversiteyi bitirdi, kooperatiflerde ve devlette 36 yıl görev yaptı… Ve şimdi, yaşadıklarını, insanların kendisine hissettirdiklerini, hedeflerini ve yaşamını kaleme alan Nalbantoğlu, kitabına “Dezavantajlarına Rağmen Başarılmış Bir Hayat” adını verdi…

Kitapta yazılanlar engellilerin hiç vazgeçmemesi için örnek hikayelerle dolu… Ama yazarın topluma verdiği mesajlar da var… Toplumun, engellilere bakışlarının ve sözlerinin, engelli bireyleri nasıl etkilediğini anlatıyor Nalbantoğlu…

Bence, bu sözlere herkes kulak vermeli…

Yayın yönetmenliğini Ceyhan Özyıldız’ın yaptığı kitap, 612 sayfa. Kapak tasarımı Ahmet Karaca, sayfa düzeni Zeliha Özyıldız, düzeltisi ise Yıltan Taşçı’ya ait.

Nalbantoğlu, uzun soluklu bir çalışma sürecinden sonra tamamladığı kitabını, hem kendi gibi fiziksel engeli olan bireylerin normal insanlar gibi yaşayabileceklerini göstermek için hem de kendi hayatını kayıt altına almak istediği için yazdığını söyledi.

Nalbantoğlu, 1 Ağustos 1947’de Lefkoşa ilçesine bağlı Cihangir (Abohor) köyünde doğdu. Kitapta soy ağacına da yer verdi.  İlkokulu Cihangir, Küçükkaymaklı ve Lefkoşa Atatürk ilkokullarında, ortaokulu Bayraktar Ortaokulu’nda, liseyi Lefkoşa Türk Lisesi’nde okuyan yazar, 1965’de Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Toprak İlmi Bölümü’nden mezun oldu.

Nalbantoğlu eşi Neslihan Hanım’dan kitabında “meleğim” diye söz ediyor… Hayatının her alanında yanında olan eşine teşekkürü de defalarca dile getiriyor.

“Dezavantajlara rağmen kazanılmış hayatımı yazmaya başlamadan önce önemli ölçüde bir çekingenliğim mevcuttu… Bilgisayardaki yazma hızımın çok az olduğunu bildiğimden bütün gün boyunca bilgisayarın önünden kalkamayacağımı, engelimin bana birçok sorun yaratacağını hep düşlerdim. Fakat bu düşüncenin üstesinden geleceğimi, bu konuda gerekli azmin bende fazlasıyla bulunduğu ve sebatla bu işi yapabileceğime kanaat getirdikten sonra yazmaya başladım. Bu projemi gerçekleştirmek için belki de üç-dört sene bekledim. Şunu ifade etmek isterim ki, bende bu azim ve sebat olmasaydı, ne liseyi ne de üniversiteyi bitirip, kooperatiflerde ve devlette 36 yıl görev yapma imkanım olurdu”.

“Belki yüzde 60 oranında özürlüyüm; ama hayata tutunmak için elimden gelen her şeyi yaptığıma inanmak isterim. Bana ‘sakat’ diyebilirler. Beni küçük düşürecek sözler söyleyebilirler, bir sofraya topluca oturduğumuzda yemek yiyişim hoşlarına gitmeyebilir, kaplumbağa ve tavşan misali ben onları hep arkalarından takip edebilirim. Kahvehanede, diğer insanlar gibi kahve fincanını elime alıp ağzıma götüremeyip, ağzımı kahve fincanına götürüşümden dolayı beni ayıplayabilirler. Beni mükemmel bir insan olarak görmeyebilirler. Ama kişiliğime dair bir söz söyleyemezler”

“Çocuk felci denilen o amansız hastalık beni üç yaşında yakalamış. Hayatım boyunca ellerimin ve boynumun titremesine sebep olmuştu. Diğer insanlar hastalığımdan dolayı beni hakir görmekte ben de kendimi aşağılanmış vaziyette hissetmekteyim. Buna karşılık kendini bilen insanlar, bana gıpta ile bakmakta ve benim kendimi daima iyi hissetmemi sağlamaktadır. Hayatımda en imrendiğim husus, insanların kahvehane veya herhangi bir yerde kahvesini yerinden alıp, ağzına götürmesidir. Bu eylem, her normal insanın yapabildiği bir harekettir; fakat ben yapamıyorum. Bu beni kahrediyor. Hele başımın titremesi beni o kadar rencide ediyor ki, sanki bütün insanlar bana bakıyor ve beni küçümsüyorlar gibi geliyor”.

“1967-1968 yaz döneminde, Avrupa Üniversiteleri ile Ankara Üniversitesi arasında yapılan talebe değişimi çerçevesinde, Almanya’da Stuttgart’ın 12 km güneyinde bulunan Lerchenfeld Çiftliği’nde 3 ay staj yaptım. 1969 güz döneminde üniversiteyi bitirdikten sonra Nisan 1970’te Kıbrıs Türk Kooperatif Merkez Bankası’na bağlı Çömlekçi Eğitim –Üretim Çiftliğinde sorumlu olarak göreve başladım.  Daha sonra toprak ve tarım konusunda çeşitli görevlerde bulundum”

“Engellilerin yaşadığı en büyük sıkıntı ayrımcılığa uğramadır. Evde, yolda, kahvede, misafirlikte ayrımcılık. Ve her yerde…Engellilik sanki bir hurafeymiş gibi, normal olan insanlar, hep ayrımcılık yapar. En cahilinden en okumuşuna kadar tüm sağlıklı insanlar, engelli insanlara bakış açıları yamuktur. 21. yüzyılda bu bakış açısı biraz olsun değişmiş olsa bile genel olarak sağlıklı insanlar engelli insanlara iyi gözle bakmayı düşünmez. Biz engelli olmak istemezdik. Yaratan engelli yaratmış ve bizim bunu değiştirme imkanımız yok. Örneğin, engellilerin üretime katılmaması dolayısıyla işsizlik sorunu yaşaması en temel sorunları olarak ortaya çıkarmaktadır”.

“1976’da yılında bir cumartesi gününün akşamüzeri Akdoğan’a giderek Neslihan’ı istedik. Kız babası, kararını vermesini beklerken ‘kız orada… o ne söylerse, onun dediği olur’ dedi ve bir alkış koptu. Çünkü kızın beni daha önce beğenmiş olduğunu biliyorduk. Memnun ve müreffeh ayrılmıştım, hayatım boyu gideceğim kapıdan. Havalarda uçuyordum, aile kurup, çocuk yapıp, mutlu bir hayat sürecektim. Maddi olarak evliliğe hazırdım; ancak sıhhatimden endişe etmekte haklıydım. Şimdiki durumda sıhhatim ile ilgili bir sorun yoktu; ama ileride ne gibi problemlerle karşılaşacağımdan emin değildim”.

“Ben hayatım boyunca ileriyi düşünerek, plan yapmayı kendime destur edinmiş bir kişiliğe sahibim. Gerek aile hayatımda ve gerekse iş hayatımda, atacağım adımları her defasında planlayarak attım. Evlilik evresinde de atacağım adımları bir bir hesap ederek attım. Söz kesilmişti. Artık nişan ve düğün planları vardı. Kısa süre sonra da 1977’de eşim Neslihan’la mutlu bir yuva kurdum. Bu mutlu yuvada iki evlat sahibi oldum. Eşim benim için bulunmaz bir cevher oldu. Yürüdüğüm yollarda hiç beni yalnız bırakmadı. Yemeği, döktüysem bile, “Niye bu yemeği döktün?” demedi Bir restoranda veya bir toplulukta beni hiçbir surette küçük düşürmedi. Daima gözü pek ve yalanı hiç sevmeyen birisi oldu. Çocuklarım beni hiçbir şekilde küçümsemediler, hep sevip saydılar”

YORUM EKLE
YORUMLAR
Şafak Baydar
Şafak Baydar - 1 ay Önce

Allah onlardan razı olsun

SIRADAKİ HABER

banner96