Garip ama gizemli Varanasi

banner37

Bir önceki yazıda anlattığım gibi, parmağınızı bile değdirmek istemezsiniz, buna inanın!

Garip ama gizemli Varanasi
banner87

Nibel TEKTAN

Varanasi! Hinduların yaşam- ölüm döngüsünden kurtulmak için ölmeye geldiği şehir. Dünyada görebileceğiniz en garip yerlerden biri. İçinden geçen kutsal Ganj’da yıkanmak Hindular için arınmak bizim için çeşitli bakteriler edinmek, muhtemelen hastanelik olmak demek hatta.

Güneş doğarken Ganj nehrinde başladığımız sandal turu boyunca kendini ve çamaşır  yıkayan, sürekli suya batıp çıkan, hatta suyunu bile içen insanları hayretle izledim. Bir önceki yazıda anlattığım gibi, parmağınızı bile değdirmek istemezsiniz inanın! Nehir boyunca uzanan ghatlardaki (nehre inen beton basamaklar) renkli ve enteresan görüntüler eşliğinde ilerledik. Bir şey kaçırırım diye gözlerimi bile kırpmadım.

Tenha ghatların önünden gerisin geriye dönmeye hazırlanırken, uzaklardan bir feryat duydum. Tıpkı Anadolu kadınlarının ağıtlarına benzeyen bir sesti bu. O an aklıma sürekli duyduğum veya okuduğum uyarılar geldi - “Her an nehirde yanarak ilerleyen bir cenaze görebilirsin!” Sesin geldiği yöne baktığımda, üst üste dizilmiş bir sürü odun ve yerde kumaşlara sarılı bir insan bedeni gördüm. Bir kaç kadın yerde çömelmiş ağlıyor, adamlar ayakta duruyordu. Zaten karmaşık olan hislerim bir o kadar daha karışmıştı. Biraz sonra, bir insan bedeninden arda kalan küller daha kutsal Ganj’a karışacaktı. Umarım böylece yaşam ve ölüm döngüsünden kurtulur diye düşündüm. Ganj’da yakılma amaçları bu! Bu döngüden kurtulup Nirvanaya ulaşmak.

Hava kirliliği ve sis birleşince güneş puslu bir camın arkasından yükseliyordu sanki ve ortama bir o kadar daha gizem katıyordu. Etrafımız başka sandallarla doluydu. Bazı sandallarda turist grupları, bazılarında yerliler vardı. Sandalları onlarca kuş takip ediyordu ama benim hala kulaklarımda kadının feryadı ve  aklımda o gördüğüm sahne vardı.

 

“Ruhum bedenime yetişmeye çalışıyor”

Yine ruhum bedenime yetişmeye çalışıyordu. Varanasi’ye geldim geleli aynı şeyi yaşıyordum. Gördüklerim beni o kadar şaşırtıyordu ki sindirmekte zorlanıyordum. Ve işte o anda onları gördüm! Sandallarını takip eden kuşlara yem atan kızla, onun fotoğrafını çeken rasta saçlı çocuk. Az önceki manzaradan sonra iyi gelmişti bu. Ölümü kabullenip, hayat devam ediyor dedirttiren bir manzaraydı. Sanki 1967’de başlayan Hippi hareketinden bir kare gibiydi. Barış, özgürlük ve aşk sloganıyla yollara çıkan hippilerin bir durağı da Varanasi imiş o zamanlar.

Tur bitip sandaldan indiğim anda karşıdan gelen ‘sadu’yu (Hint Münzevisi) gördüm. Dünyevi nimetlerden uzak yaşayan, sürekli meditasyon yapan, bazen yarı çıplak (doğumu temsil ediyor) gezen, vücutlarına ölü külü (ölümü temsil ediyor) süren bu insanlar Hindular arasında çok saygı görür ama sene 2016 olunca sanırım kapitalist sistemin bozmadığı bir kültürün kalmadığını kabullenmek lazım.

Ben kameramı çekinerek hazırlamaya ve bir fırsatını bulup izin istemeye çalışırken, o bana ‘foto’ diye yaklaşınca, ben de ‘money?’ diye karşılık verdim hemen. Anlamıştım bunun turistik sadu olduğunu ama yine de fotoğrafını çektim parasını verdim. Sevimli bir turistik sadu idi ben kaçmaya çalışırken, o ‘foto with you’ dedi, bir de birlikte çektik. Hatta fotoğrafı kontrol etmemi bile bekledi. Hani beğenmezsem bir daha çekelim diye. En azından aldığı paranın karşılığını vermek istiyor belli ki.

 

“Kirliliğinden çok gizemi görüyorsunuz”

Sabah seramonisi böyle bir şeydi ama bir de akşam seramonisi yani ‘Aarti’yi izleyecektim Varanasi çevresindeki bir kaç tarihi yer ve tapınağı gezdikten sonra. Aslında şimdi düşünüyorum da keşke oralarda geçireceğim vakti ghatlarda geçirseydim. İnsanları izleseydim. Ama neyse Varanasi’ye tekrar gitmem için bir sebep var. Hem belki gerçek bir sadu ile karşılaşırım bu sefer! Anlayacağınız, güzel tapınaklar, bir üniversite falan gördüm ama aklım hep ghatlarda idi.

Sonunda akşam olmuş ‘aarti’ zamanı gelmişti. Yine sandala binmem gerekiyordu ve üstelik güneş batacak ve zaten karanlık olan sular daha da kararacaktı. Ya batarsak??? Her zamanki gibi maceracı Nibel modunu devreye sokup, endişelenmeyi bıraktım. Uyarımı yapmayı ihmal etmedim tabii ki, “sandalım yeni ve sağlam olsun lütfen.”

Güneş batımından hemen önce yine sandala binmek için hazırlanırken yanıma küçük bir kız yaklaştı, dilek dileyip suya bırakmak için çiçeklerle çevrili yüzen mumlardan aldım ondan. Akşam karanlığında suda yüzen mumlar süslüyordu kutsal Ganj’ı… Kirliliğinden çok gizemi ön plana çıkıyordu böylelikle.

 

Tanrıları Şiva için…


Yine etraf içi insan dolu sandallarla çevriliydi. Biraz ilerledikten sonra bulduğu ilk boşluktan sahile yaklaşmaya başladı sandalcı. Diğer sandallara çarpa çarpa, eliyle diğerlerini ite ite kendimize bir yer edindik. Mum satan çocuklar cambaz gibi sandaldan sandala zıplayarak satış yapıyorlardı. Ben “amman şimdi bu çocuklardan biri suya düşecek!” diye panik yaparken onlar çoktan uzaklaşmıştı bile...


Birden bire sesler yükselmeye başladı, çan ve zil sesine benzeyen sesler. Daha sonra tütsüler yakıldı. Yan yana iki farklı rahip grubu aynı seramoniyi  gerçekleştiriyordu. Birinde 7, diğerinde beş rahip vardı. Yedi vücudumuzdaki çakraları, beş ise beş elementi temsil ediyor. Şimdi diyeceksiniz ki ateş, toprak, su, hava dört eder, bu beşinci nereden çıktı?  Cem Yılmaz’ın dediğinden, beşinci element tahta deyip konuyu kapatmak isterdim ama, değil işte. ‘Akaşa’ denen bir şey ki, şimdi anlatmaya kalkmayacağım çünkü kısaca anlatmak mümkün değil. Felsefesi çok daha derin olmakla birlikte en basit şekilde buna her şeyin kökeni olan ‘boşluk’ diyebiliriz. Merak edenler araştırabilir yoksa bu yazı bitmez...

Rahipler seramoni boyunca büyük tütsülükler, onlarca mum yanan piramit şeklinde şamdanlar ve peruk gibi püsküller çeviriyorlar ve her biri bir elementi temsil ediyor yine mantralar okunuyor. Bunların hepsi en popüler tanrıları Şiva için istisnasız her akşam yapılıyor. Şiva herşeyi yaratandır ve bu yüzden tanrılar arasında en önemlilerindendir.

 

“Dileğim karanlık sularda…”

Neyse, bunlar her yerde anlatılıyor zaten ben konumuza döneyim. Sandalın içinde oturup hayran hayran seramoniyi izledim. O an tek düşündüğüm ne kadar şanslı olduğumdu. Kaç kişi bunu izleme şansını elde eder ki, şükret dedim kendi kendime. Etraftaki herkes aynı hayranlık içerisindeydi ve ellerindeki mumları yakmış dualar ediyorlardı.

Bir süre izledikten sonra yine sandalları ite ite kalabalıktan ayrıldık. Artık mumumu Ganj’ın kutsal sularına bırakma vakti gelmişti belli ki, daha ben bir şey demeden sandalcı amcam yanımızdan geçen sandaldaki çocuktan ateş istedi. Tecrübeli amca ne de olsa. Çocuk elindeki kibrit kutusunu fırlattı, geri de istemeden yoluna devam etti. Mumumu yaktım, dileğimi diledim, mumu suya bıraktım ve dileğimin karanlık suyun üzerinde benden uzaklaşmasını izledim…

 

Belki olur! Ne dersiniz?

Sahile ulaştıktan sonra seremoniyi bir süre de karadan seyrettim. Etrafım rahiplerle birlikte mantralar okuyan, ellerini dua pozisyonunda havaya kaldırıp indiren insanlarla doluydu. Bazıları oturmuş Ganj’ı izliyorlardı. İzleyenlerin arasında koskocaman bir inek vardı ki gecenin yıldızıydı! Ganj’ı izleyen bir adamın yanında sere serpe yatıyordu ve keyfi oldukça yerindeydi.

Hindistan’daki en şanslı hayvan inekler. İneklere tapılmıyor aslında ama kutsal sayılıyor ve verdiği nimetlerden (sütünden, dışkısına) dolayı onlara saygı duyuluyor. İşte bu inek de, bunun bilincindeydi besbelli ki insanların arasında Kleopatra gibi uzanmış Ganj’ı süsleyen dilek mumlarını izliyordu.

Oradan ayrılırken neden bu tarz yerleri, pisliğine, zorluğuna ve tüm negatif yönlerine rağmen sevdiğimi anladım. Hiç alışkın olmadığınız manzaralar, tatmadığınız hisler ve hatta genelde kötü olsa da duymadığınız kokular tecrübe etme şansı yakaladığım için. Diyeceksiniz ki, rahat rahat medeni yerlerde temiz temiz gezmek varken, niye bu eziyet? O da bir seçenek, siz buyurun öyle yapın... :)

 

Eziyetten zevk almak


Ben sanırım eziyetinden bile zevk alıyorum ve çok şey öğreniyorum. En önemlisi, sahip olduğum her şey için şükretmem gerektiğini hatırlıyorum ve bu beni daha mutlu bir insan yapıyor. Dünyanın en bilge insanlarının çıktığı bu kültürü biraz daha ciddiye almak gerekiyor sanırım. Fakirlikleri, ülkenin pisliği ve bunun gibi gerçekler yanında, günümüzde, mutluluğun sırrı hakkında karşımıza çıkan birçok özlü söz ya Buddha’ya, ya en popüler gurularından  biri Osho’ya veya diğer Hint filozoflarına ait.

Yazımı Hindistan bağımsızlık hareketinin ruhani lideri Mahatma Gandi’nin en sevdiğim ve anlamlı bulduğum birkaç sözüyle bitirmek istiyorum.

· Dinler aynı noktada birleşen farklı yollardır. Aynı amaca ulaşacak olduktan sonra ayrı yollar seçmemizin ne önemi olabilir?

· Dünya, herkesi doyuracak kadar kaynağa sahiptir. Ama herkesin açgözlülüğünü doyuracak kadarına değil.

·  Dünyada görmeyi istediğiniz değişimin kendisi olunuz.
 

Güncelleme Tarihi: 27 Şubat 2017, 16:33
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER