Gerçekliğin paradoksunu anlatan bir edebi-müzikal eser; Ucubeler Sirki

banner37

Gerçekliğin paradoksunu anlatan bir edebi-müzikal eser; Ucubeler Sirki
banner90
banner99

Murat OBENLER
 

Ülkemizin üretken sanatçılarından Hüseyin Kırmızı (Japon) bu kez kendi yazdığı edebiyat türü hikaye ve aynı hikayenin müziklerinden oluşan “Ucubeler Sirki” adlı eserini sanatseverlerle buluşturdu.


İnsanın kendi içindeki paradokslardan hayatın yarattığı paradokslara, gerçeklik paradoksundan ailenin, evin, paranın, mutluluğun ve hayatın anlamının paradoksuna kadar birçok konuya değinen Kırmızı, Julian karakteri üzerinden müzikal-edebi bir özgürlük arayışı hikayesi sunuyor.
 

“Paradokslar çok sihirli ve çok ders alınabilecek şeylerdir”
 

SORU: Müzik alanında üretimleri olan bir sanatçı olarak bu kez edebiyat ile müziği birleştirdiğin bir proje ile karşımıza çıktın. Kitapta da değinilen paradoks meselesine üretim olarak nasıl girdin?
KIRMIZI:
Paradokslar çok sihirli şeylerdir ve çok ders alınabilecek şeylerdir. Ben paradoksları severim. İnsanın beslenebileceği şeylerdir. Her insanın hayatında paradokslar vardır. Ülkemiz de paradokslarla dolu bir topraktır. Paradoks meselesi her zaman ilgimi çekerdi ama benim lisanım müziktir ve klasik müzikte senfonik poem dedikleri herhangi bir olaya, nesneye, sürece müzik yapmayı severim.

Bir şeyler besteleme ihtiyacımın olduğu bir dönemde kütüphanemde neler olduğuna baktım ve konu olarak bir şeyler ararken hikayeyi kendim yazmaya karar verdim. Kendi yarattığım bir dünya olsun istedim.

 

SORU: Bir müzisyen için edebi hikaye yazmak biraz deli cesareti de değil mi bizim ülkede?
KIRMIZI:
Öyle de denebilir ama kütüphanemde okuduğum birçok kitap var ve bu konudaki bilgi birikimi altyapıma da güvenerek kalemi elime alıp bir sayfalık fikirlerimi taşıyan taslak bir hikaye yazdım. İçinde bulunduğumuz dönem, coğrafya, sınırlarla çevrili ülkenin de bu fikirlerin oluşmasında etkisi oldu. Sanatçı her şekilde her yerden beslenir (iyi veya kötü) ve sanatsal bir dille onu anlatır.

 

“Müzik ve hikaye ikiz bebekler gibi birlikte doğdu ve gelişti”
 

SORU: İlk müzik mi hikaye mi çıktı yoksa birlikte bir süreç mi ilerledi?
KIRMIZI:
İlk hikaye oldu. İlk bir sayfalık taslak çıktı ve yavaş yavaş notaları yazmaya başladım. İkisi birden birlikte gelişti. İkiz bebekler gibi birlikte doğdu ve gelişti. Çok zaman harcadım çünkü çok araştırma yapmam gerekti. Kitapta da değindiğim yerlerin hepsi vardır ve onları tüm karakteristik özellikleriyle hikayeye aktarmak istedim. Bazılarına bire bir gittim, yaşanmışlıkların da yansıması var, bazılarını da çeşitli kitaplarda okudum. Örneğin çingenelerin gezdiği rota benim de zamanımda gezdiğim bir rotaydı. Araştırma aşamasında, yazma aşamasında çok zorluklar yaşadım, çok görüşler aldım.

 

SORU: Teşekkürlerde de gördüm. Hem edebiyat hem de müzikal bölümde çok değerli isimlerin katkısını almışsın...
KIRMIZI: Evet gerçekten öyle oldu. Araştırmacı yazar-akademisyen Şevket Öznur hoca ilk taslağı okudu, bana geri dönüşler yaptı ve bu da beni daha fazla cesaretlendirdi. Eski felsefe öğretmenim Nügen Duru da iki-üç kez metni okudu, geri dönüşler yaptı, üzerine tartıştık. Bu iki insanın kitabın çıkmasında büyük emekleri vardır. Müzik aşamasında da ülkemizde çok önemli isimlerle çalıştım. Çok sesli koro alanında ülkemizde sıkıntı var. Yd. Doç. Dr. Emine Kıvanç Öztuğ, YDÜ Korosu ile çok yardımları oldu. Galeri Kültür Alaşiya Yayınları ile önemli bir katkı koydu ve Hasan Egemen Koç menajer olarak birçok konuyu halletti, çok katkıları oldu.

 

SORU: Bu eser edebi ve müzikal toplamda nasıl bir felsefi yapının üstüne oturuyor?
KIRMIZI:
Felsefi ve mantıksal açıdan bu eser aslında basitçe kendi içinde bir paradoks yaratıyor. Özgürlük ve temel insan haklarını yaşamaya bir gönderi yaparken aynı zamanda bunları devamlı elde etme çabası içerisinde sonsuza kadar devam eden bir döngü yaratıyor. Bu hikayedeki en büyük sorulardan biriyse geleceğimiz için şikayet ettiklerimizden kaçmamız mı gerek yoksa onları düzeltmeye çalışmamız mı lazım?

 

“Hikaye Julian’ın iki dünyayı anlaması,

çözmek istemesi üzerinden ilerliyor”
 

SORU: Ucubeler Sirki okuyucuları hem tarihe götürüyor hem de günümüze dair paradokslara kapılar açtırıyor. Julian karakterinin hikayesinde senin hayatından otobiyografik unsurlar taşıdığını düşünüyorum.
KIRMIZI:
İsim olarak 1800’lerin sonunda Amerika ve Avrupa’da çok popüler olan Ucubeler Sirki’nden esinlendim. Ucubeler Sirki ana karakter Julian’ın iki dünyayı anlaması, çözmek istemesi üzerinden ilerliyor. Gerçeklik hangisidir? Sirk mi dışarıdaki dünya mı? Hikaye Julianın devamlı olarak bir yerlere varması için, kendi hayatını kurması için dünyayı sorgulamasıdır.

 

SORU: Sirk ve sirk dışı yaşamda bir tezatlık, karşıtlık ve siyah-beyaz bir dünya tasviri görüyorum. Bu her insanın hayatında da yaşadığı bir gerçeklik. Bunu bir insan gelişimi hikayesi olarak da okuyabilir miyiz?

banner134
KIRMIZI: Ucubeler Sirki dünyada anatomik olarak farklı doğan kişilerin buluştuğu ve gösteri yaptıkları bir yerdi. Bu yanıyla atların, ayıların, köpeklerin de dahil olduğu sirklerden ayrılıyordu. Korkunç olan bu durumu da izlemeye giden insanlar vardı.  Bu sirkte bir tek sirk sahibesinin sağlıklı bir anatomik yapısı vardı ve o da dünyaya bir çocuk getirdi. Bu çocuk da anatomik olarak sağlıklı büyüyecek. Bu sirktekiler, izlemeye gelen izleyiciler de dahil toplumdan kimseyle temasları olmadığı için kapalı devre bir yaşamları var. Julian ise perde arkasından gelen insanların davranışlarını, görüntülerini gördüğü için daha küçük yaşlarda bir gerçeklik sorgulamasına giriyor. Kendine yeni bir hayat kurmak isteyen Julian 17 yaşında sirkten ayrılır ve kendi hikayesini özgürce kendi yazmak ister.
 

SORU: Özgürlüğün tasvirini çingenelerle yapmışsın. İçine de ne güzel şeyler koydun bu özgürlüğün...
KIRMIZI:
Çingeneler daha özgür ruhlu insanlar, devamlı ülkeden ülkeye göç eden ve tüm kıtayı gezen bir topluluk. Bu kendilerine has müzik kültürleri olan, yetenekleri olan keyifli insanlar bir dönem Julian’a aradığını veriyor ama yola da devam etmesi gerekiyor.

 

SORU: Hikayede birçok şehre uğruyorsun (Paris’te uzun bir mola versen de) ama insan temelli bir özgürlük hikayesi anlatmaktan hiç vazgeçmiyorsun.
KIRMIZI:
Burada ana karakter Julian’ın yaşamının öyküsünü anlatmaya çalışıyorum. Bu iyi bir yaşam arama hikayesine sevdiğini bulma hikayesi de ekleniyor ve kendini Paris’te buluyor. Zaman zaman dallanan budaklanan hikaye sona doğru tekrardan toparlanır.


 

SORU: Askerlik sorunsalı da St. Dominik halkının Fransızlara karşı verdiği bağımsızlık mücadelesi şekilde bu hikayeye giriyor.
KIRMIZI:
Evet. Sanatçı gezip gördüğü yerden, yaşadıklarından, çevresinden beslenir. Saint Dominik’te verilen özgürlük mücadelesi çok değerli ve o devrimi yaparak Fransızlardan bağımsızlıklarını almış bir halkın hikayesi de var kitapta.

 

SORU: Kıbrıs Türk toplumunun hayatında sürekli olarak yaşadığı göç sorunsalını da farklı kişi ve gruplar üzerinden anlatıyorsun...
KIRMIZI:
Çingeneler rahat ve özgür olarak mutlu bir şekilde yer değiştirirken Ucubeler Sirki ahalisi derin bir ruhsal mutsuzluk içinde sahibesinin kararları çerçevesinde mecburi olarak yer değiştiriyorlar. Julian’ın, Anna’nın, Josef’in, Sylvia’nın da kişisel hikayeler yer değiştirmelerle dolu.

 

“En zor süreç besteleme idi”
 

SORU: Eserin müzikal kısmını hikayeyle nasıl harmanladın?
KIRMIZI:
Senfonik bir eser olduğu için hem yazım hem kayıt süreci çok zor geçti. En zoru besteleme idi. CSO elemanlarından LBO elemanlarına ve çevremdeki arkadaşlara birçok değerli ismin katkısı oldu. YDÜ Çok Sesli Korosu da çok yardımcı oldu. Ben ilk olarak yazıya döktüğüm bu hikayeyi notalarla da vermek istedim. Hikayenin paradoksal yapısını da senfoniye yansıtmam lazımdı ve bir yandan zor bir süreç olurken bir yandan da çok keyifli bir süreç oldu. Zaten üretim süreçleri hem sancılı hem de keyifli olduğunda bir sanatçı için anlamlı olur. Senfonik ama daha melodik de olması gerekirdi (Özellikle karakterleri güzel melodilerle anlatmam gerekirdi).

 

SORU: Kitapta bir Spotify QR Kod dikkat çekiyor.
KIRMIZI:
Müziklere ulaşmak için de ülkede çok uygulanmayan ama dünyada popüler olan bir yöntem kullandık ve kitabın arkasına Spotify’da okunan bir kod koyduk. Bu kod okutulduğunda doğrudan albüme gidersiniz.

 

SORU: Disiplinler arası sanat çalışmalarını seven bir sanatçı olarak bu eser bu haliyle tamamlandı mı yoksa başka sanatlarda da kendini var edebilir mi?
KIRMIZI:
Kesinlikle. Yapımcım-menajerim Hasan Egemen Koç ile de konuştuk ve bu eseri kısa bir film veya animasyon bir filme çevirmeyi düşünüyoruz. Bu konuda çalışma yapabileceğim sinemacı arkadaşların bana ulaşmasını rica ederim.
SORU: Sen hem kafasında hem bilgisayarında hem de piyasada taslak/düşünce/eseri olan bir sanatçısın. Şimdi sırada ne var?
KIRMIZI: 4. albümüm yoldadır. Progfessive-rock, progressive-metal veya djent tarzında olacak. İlk albümümdeki sert sounda geri dönüyorum. 6 parça bitmiştir ve sonra kayıt aşamasına geçeceğim. Bu parçaları single olarak çıkaracağım. Bir de rahmetli Haşmet Muzaffer Gürkan’ın kitabını senfonik bir esere çevirdim. Onu da müzikle anlatmaya çalıştım.  Proje bittiğinde Litvanya Devlet Senfoni Orkestrası ile Avrupa’da prömiyer yapmaya bir hafta kala politik nedenlerle prömiyeri yapamadık. O projeyi de hayata geçirmeye çalışacağız.


 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75