'Gölgeler ve Suretler'… Ve de Derviş Zaim

banner37

Kıbrıslı Türkler yaşam biçimine dönüştürdükleri o büyük sevdalarıyla sinemanın tutkulu izleyicisi oldular. Ama yıllar boyu sinemanın üreticisi olamadılar. Bu durumu değiştiren ve Kıbrıslı Türkleri uluslararası sinema üretiminin de içine sokan 1964 Limasol doğumlu Derviş Zaim’dir.

'Gölgeler ve Suretler'… Ve de Derviş Zaim
banner99

O sadece Kıbrıslı Türklerin arasından çıkmış ve yeteneğini uluslararası alanda kanıtlamış usta bir sinemacı değil. Aynı zamanda bir edebiyat tutkunu ve “filozof” tanımına girebilecek bir düşünce insanı. “Ares Harikalar Diyarı”nda adlı ödüllü romanıyla Türk edebiyatında iz bıraktı.
Film çalışmalarına 1991’de deneysel filmi “Kamerayı As” ile başladı. Ardından bir televizyon belgeseli olan “Caminin Etrafındaki Taş”ı yönetti. Londra’da Hollywood Film Enstitüsü tarafından organize edilen bağımsız film yapımcılığı ile ilgili bir kursa katıldı.1992 ve 1995 yılları arasında TV yönetmenliği ve yazarlığı yapan Derviş Zaim, birçok televizyon programı da yönetti. Zaim’in uzun metrajlı filmleri ve belgeselleri birçok ödülle döndüğü yerli ve uluslararası film festivallerinde gösterildi.
Soyadı kimi zaman “Zaimoğlu” olarak telâffuz edilen Derviş Zaim, tıpkı adı gibi, yani adıyla müsemma… Alçak gönüllülük ve hoşgörülülük anlamına gelen dervişlik mertebesine genç yaşında ulaşabilmiş seçkin bir Kıbrıs Türk insanı. Özenle ve özveriyle ürettiği filmlerine “Evlâtlarım” der ve evlâtlarını da en yüce duygular, sorumluluklar ve duyarlılıklarla donatmaya çalışır.
Evlâtlarından birini de Kıbrıs’ta, Kıbrıs’ın acı gerçekleri içinde dünyaya getirmeye kesin kararlıydı ve en sonunda bu kararını ‘Gölgeler Ve Suretler’ ile gerçekleştirdi. 2009’un sonbaharında, Lefkoşa’da düzenlenen sinema günleri dolayısıyla onunla bir kez daha yakınlaşma fırsatını bulmuştum. Sinema günlerinin düzenleyicisi Anber Onar’ın Beşparmaklar’daki kartal yuvası evinde verdiği özel akşam yemeğinde ise Girne’nın aşağılardaki ışıltılı manzarası üstünde, onunla baş başa derinlikli bir sohbetim olmuştu. İşte o günlerde son evlâdı ‘Gölgeler Ve Suretler’in doğum sancıları içindeydi… Bu evlâdın doğumu sayesinde Kıbrıslı ünlü yönetmenin ülkesine dair büyük ukdesi gerçekleşecekti.

Sinema büyüsü

En sonunda büyük emekle ortaya çıkan Kıbrıs’ımıza dair dokunaklı sinema başyapıtını 4 Mart 2011 gecesi düzenlenen galada izlerken şunu düşündüm: Bir sanatçının içinden çıktığı topluma ve kendisini yetiştiren ülkeye borcunu ödemesi ancak bu şekilde olabilir… Derviş Zaim, ürününün ilk gösterim onurunu kendi halkıyla, kendi halkının bir sinema salonunda paylaşıyordu. Gerçi o gece orada, o törensel gösteride sinemaya çok az gelen, hatta ilk kez gelen bir zümreyle buluşmuştum ama yine de bu film sayesinde o zümreyi sinemanın büyüsüne çekmeyi başaran Derviş Zaim’in mütevazı gururunu duygulanarak izlemiştim. Şu anda ise ‘Gölgeler Ve Suretler’, protokolün ötesindeki geniş halk kitleleriyle sanatsal yolculuğuna çıkmış durumda…

Derviş Zaim, filmlerinde odaklandığı simgeleriyle ünlü. İlk sansasyonel çıkışını yaptığı ‘Tabutta Rövaşata’da öyküsünü bir tavus kuşuna, ‘Filler Ve Çimen’de ebru sanatına, ‘Çamur’da arkeolojik eserlere, ‘Cenneti Beklerken’de minyatür sanatına ve ‘Nokta’dada hat sanatına yaslandırdı.
‘Gölgeler ve Suretler’de ise gölge oyunlarıyla Kıbrıslı acı yaşamlar arasında paralellik kurdu… Karagöz – Hacivat geleneğini bu Kıbrıslı filminin odağına ustaca yerleştirerek Kıbrıs Türk halkının geleneksel Anadolu kültürünün devamı olduğunun altını çok anlamlı biçimde çizmiş oldu. Derviş Zaim, Anadolu kültürüyle ne denli yakından ilgilendiğini ve bu kültürü nasıl derinliğine özümsediğini özellikle ‘Cenneti Beklerken’ ve ‘Nokta’ filmlerinde net biçimde belgelemektedir.
Sinema dünyasına adımını attığı andan bu yana ülkesine dair film yapma tutkusunda olan ve ‘Paralel Çizgiler’ belgeseliyle ‘Çamur’ filminde bu tutkusuna yetersiz de olsa uzanabilen Derviş Zaim’in esas ideali, ailesinin güneyden kuzeye göçünü anlatan Vıa Beyrut projesini gerçekleştirmek. 1974 olaylarına dair Vıa Beyrut, 1963’e dair Gölgeler Ve Suretler’in devamı olacak… Ne ki, Kıbrıs olaylarının yoğunluğuna tarihsel gerçekçilik içinde eğilen büyük prodüksiyonlu bu proje için yüklü bir bütçe gerekmektedir. Daha ilk filminden sonra o projesini yaşama geçirebilmek için kaynak arayışlarına çıktığında kapıları nasıl aşındırdığını ama sonuç alamadığını çok iyi bilenlerdenim. Lefkoşa’daki Bakanlık kapılarında birkaç kez onunla karşılaşmış ve düş kırıklıklarına tanık olmuştum… “O projeyi gerçekleştirebilmek için boşuna geçirdiğim zaman, ilk filmimle ikinci filmim arasında uzun bir sürenin oluşmasına neden oldu” diyordu bana buruk bir gülüşle…

İlgi ve destek

Cenneti Beklerken filmine, zamanın KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın özel ilgisi ve desteği oldu. O nedenle Talat’ın adı,  filmin jeneriklerinde şükranla geçmekte… Sonsuza dek yaşayacak ve arşivlerde korunacak bir sinema başyapıtına adını kazdırabilmek bir politikacı için büyük onur. Bu bilinci dilerim diğer yetkili politikacılarımızda da görürüz. Onların adlarıyla da Kıbrıs’ımıza dair, bizi dünyaya anlatan  iddialı bir sinema yapıtının jeneriklerinde ve afişlerinde yüzleşebilsek ne güzel olur!.. Sinemanın etkin diliyle dünyaya anlatacak çok şeyleri olan bir halkız. Maddi ve manevi olanaksızlıkları nedeniyle ilk iki filmini “gerilla usulü” çeken Derviş Zaim, “Artık yalnız değilim ve her filmimde düzenli ordumla çalışmaya başladım” diyordu bana 2009 yılındaki söyleşimizde. Sinemasal serüvenini son derece düzgün diksiyonu, bilgi, ironi ve espri yüklü zengin söz dizileriyle ve dingin bir ses tonuyla size sunarken, onun gerçekten bir anlatım ustası olduğunu teslim edersiniz. Onun söz ve yazı dili de sinema dili kadar güçlü ve etkileyici. Senaryo ve yönetmenlik dersleri verdiği “Bilgi” ve “Bahçeşehir” üniversitelerinin öğrencilerinin çok şanslı olduklarını nicedir düşünüyordum ki, onun artık KKTC’nin Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin de öğretim görevlileri arasına katıldığını öğrendim ve buna çok sevindim. DAÜ öğretim kadrosu Derviş Zaim’le daha bir zenginleşmiş durumda…
Gerek ayaküstü sohbetlerimizde, gerek Nokta’nın galasında gerek Anber Onar’ın o unutulmaz özel yemeğinde ve gerekse onun adına düzenlenen sinema günlerindeki toplu söyleşide söylediklerinin tek kelimesini kaçırmamaya ve çok değer verdiğim sinema kültürümü zenginleştirmeye çalışmıştım. İçimizden çıkan ve evrenselliği yakalamayı başaran bu değerimizi dinlerken, ileride de işime yarayacağına inandığım notlarımı özenle tuttum.
Derviş Zaim, vefa kültürüyle donamış yüksek duygulu bir insan. Kader adımlarını atmasına destek verenleri asla unutmuyor ve onların adlarını saygıyla anıyor. İşletme Fakültesi öğrencisiyken reklam filminin setine davet ederek ona ilk pratik sinema deneyimlerini kazandıran Üstün Barış Hoca’yı, ilk filminin çekiminde kendisine kamerayı ve ışığı sağlayan ve bizim de Kıbrıs’taki akademisyenliğinden dolayı tanıdığımız merhum SuhaArın’ı, Çamur filmine sponsor olan İnternet firması Comtech’in sahibi Hilmi Kansu’yu ve Cenneti Beklerken’in sponsorlarından Mehmet Ali Talat’ı Derviş Zaim sinemasını bilen herkes artık “sanatın dostları” olarak tanımaktadır. Zaim’in, “Kıbrıs’ta bana yazılarınla her zaman verdiğin desteğe teşekkür ederim” sözleri ise benim özel onurum.

banner134

Kara film türü

Özellikle o son derece özgün ve otantik Uzakdoğu ve Avrupa sinemalarını mercek altına alan Derviş Zaim’in bundan sonraki hedefi “kara film” türü üzerinde yoğunlaşmak. Kıbrıs’a dair Gölgeler Ve Suretler de o türden bir film zaten. “Her defasında farklı şeyler yapmak gibi bir niyetim var. Kara film türüne eğilirken Türkiye’nin ve Kıbrıs’ın bu işin madeni olduğunu keşfettim” diyordu…  Farklılıklar taşıyan filmlerinin övgülerin yanı sıra eleştiriler de aldığına değinen ve bunu anlayışla karşılayan Derviş Zaim, o konuda şöyle der:
“Bir insanın yaptığı ve yapacağı şeylerle ilgili kendisinin bir şey söylemesi gereksizdir. Çektiğim filmler benden bağımsızdır. Filminiz izleyici önüne ilk çıktığında onu yalnız bırakmayacaksınız. Ama bir süre sonra film kendiliğinden yürümeye başlar. İlk başta söylenenler de o kadar önemli değil.  Değeri sonradan keşfedilen filmler de var. Örneğin Metin Erksan’ın Sevmek Zamanı ilk gösterime girdiğinde afişlerde sadece iki gün kalabilmişti. Ama o film şimdi bir sinema klasiği ve Erksan’ın da başyapıtı.
Denemek ve yanılmak bu işte asıl olandır. Deneyerek ve yanılarak öğrenilir her şey. Genellikle birinci filmde acı çekilir, ikinci filmde daha az çekilir ve üçüncü filmde artık düzlüğe çıkılır…”
Özveriler ve acılarla dolu bir dönemden sonra artık düzlüğe çıktığına emin olduğum Derviş Zaim’in, hiçbiri rastlantı olmayan geçmişteki başarılarını doruklara taşıyan yepyeni yaratıcılıklar sergileyeceğine onu dinledikçe daha çok inandım. Ve bu inancımda ne denli haklı olduğuma Gölgeler ve Suretler’de yeniden tanık oldum.
Senaryosunu da yazdığı bu filmde Kıbrıslı Türk ve Rum sanatçıları bir araya getirerek uzlaşma adına soylu mesajını veren Zaim, ortaklık cumhuriyetinin yıkılmasına neden olan olayları özgün bir sinema diliyle anlatıyor. 1963 patlamasını hazırlayan nedenleri filminin başında Karagöz – Hacivat perdesi üzerideki satırlarla açıklıyor yönetmen… Arkasından, fanatizmin ve hakimiyetçilik hırsının cumhuriyetin ortaklarını birbirine nasıl düşürdüğünü, ilk kurbanların masumlar olduğunu kırsal kesimin otantiği içinde gerçekçi bir dille sunuyor.  O ana - baba günlerinde gölge sanatçısı babasından ayrı düşen ve babasını ısrarla, riskleri göze alarak arayan genç bir kızın gözünden yakın tarihimizin labirentlerine dalıyoruz.
Antalya Altın Portakal Film Festivali ile Sinema Yazarları Derneği’nin (SİYAD) ödülleriyle de onurlandırılan filmin konusu o kadar çok anlatıldı ki, burada ayrıntılarına girerek tekrarını gereksiz görüyorum.  Asıl vurgulamak istediğim oyuncuların başarısı. Yerel Kıbrıslı Türk sanatçılar Osman Alkaş, Erol Refikoğlu ve gencecik Hazar Ergüçlü bu başyapıt sayesinde adlarını sinema tarihine silinmez biçimde geçirdiler. Osman Alkaş ve Hazar Ergüçlü İstanbul’daki yapımcılar tarafından bu film sayesinde keşfedildiler. İlgi ve kabul gördüler. Çeşitli sinema filminde ve televizyon dizilerinde önemli roller üstlendiler, ilgi toplayan karakterleri beyaz perdede ve beyaz camda başarıyla canlandırdılar.
“Anna” karakterindeki tiyatro kökenli Rum kadın sanatçı Popi Avraam ise olağanüstü bir oyun çıkardı. Buğra Gülsoy, Settar Tanrıöğen, Ahmet Karabiber, Konstantinos Gavriel, PantelisAntonas ve Cihan Tarıman filmin öteki oyuncuları. Girne Amerikan Üniversitesi’nde eğitim gören Buğra Gülsoy, bu filmden sonra İstanbul’da televizyon dizilerinin popüler oyuncularından birine dönüştü. Filmin giderlerine KKTC’deki çeşitli yerel kuruluşun sponsor olarak katılarak başarıya destek vermesi, alkışlanmayı hak ediyor. Zaman içinde önemi ve değeri yükselen, her Kıbrıslının izlemesi ve her Kıbrıslının yabancıları da mutlaka izlemeye teşvik etmesi gereken öz be öz bir Kıbrıs filmi bu.
 

Güncelleme Tarihi: 19 Ağustos 2017, 13:55
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75