banner6

Hürrem Sultan'ın torunu Hanzade Özbaş'la söyleşi

banner37

Birkaç yıl önceydi… Televizyon ekranlarında ‘anchorman’lığının en parlak dönemini yaşamakta olan Ali Kırca bir sunumu sırasında, genç ve güzel bir kadınla buluşturmuştu izleyicilerini... İzmir’in “Yeni Asır” gazetesinde Yılmaz Özdil’in yanında başarılı bir gazeteci olarak yetişmiş olan genç kadına Ali Kırca’nın bu söyleşi sırasında sorduğu bir soru da, o soruya verilen yanıt da çok ilginçti. Kırca’nın sorusu şuydu: “Ailenizin Mustafa Kemal Atatürk hakkındaki düşüncesi nedir?” Genç kadın tarafından verilen yanıt ise aynen şöyleydi: “Atatürk ailemizi mahvetti. Ama koskoca vatanı kurtardı. Hayranıyız.”

Hürrem Sultan'ın torunu Hanzade Özbaş'la söyleşi
banner150 banner150 banner151 banner152

Kimdi bu Atatürk’ün mahvettiği, buna rağmen Atatürk’e büyük saygı ve hayranlık duyan aile?
Ali Kırca’nın söyleşi yaptığı genç kadının adı Neslişah Özbaş idi. Ve o söyleşiden sonra Türkiye’de halkın yoğun ilgisi Osmanlı Hanedanı’na yöneldi. Hanedana dair romanlarda, araştırma yayınlarında patlama oldu. Televizyon ekranlarına arka arkaya Osmanlı Hanedanı’na ilişkin yüksek reytingli televizyon dizileri gelmeye başladı. Bunların içinde ilginin odağında tavan yapan yüksek bütçeli “Muhteşem Yüzyıl”, sadece Türkiye’de değil, dünya genelinde yankılar yarattı. Televizyon ekranındaki söyleşisiyle Osmanlı Hanedanı’na dair böylesi bir etkilenişimi yaratan Neslişah Özbaş Osmanlı Hanedan’ının mensuplarındandı. Son Osmanlı Padişahı Vahdettin’in torunlarındandı…
Türkiye medyasındaki çalkantılara dayanamayarak mesleği bırakan Neslişah Özbaş’ın şimdilerde ne yaptığını daha sonra yazacağım. Ben şimdi bu yazımın esas öznesi olan kimliğe döneceğim.
Bir hafta kadar önce üniversitelerimizde ve bazı önemli turizm kuruluşlarımızda görev yaptıktan sonra şimdilerde Merit Royal’ın Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nü yürütmekte olan Ebru Bilgehan Denker tarafından telefonla arandım. “Yazılarınızı ilgiyle izlemekte olan bir hanımefendiyle sizi tanıştırmak isterim. Var mısınız?” diye soruyordu Denker… O hanımefendinin kim olduğunu merakla sorduğumda bana öyle bir isim söyledi ki, yanıtım şu oldu: Lütfen buluşmayı hazırlayınız. Koşarak gelirim.
 

Bir Osmanlı Sultanı ile buluşmak
Buluşma gerçekleştiğinde karşımda Osmanlı Hanedanı’nın son sultanı Hanzade Özbaş vardı… Neslişah Özbaş’ın annesi… Yani Padişah Vahdettin’in torununun kızı… Hanedan mensubu olduğunu her tavrı, her söylemi ve her vurgusuyla duyumsatan bir kimlik. “Doğan Kitap” yayınları arasında çıkan İnci Döndaş ve Ali Serim imzalı, çok baskılı  “Hürrem Sultan’ın Torunları” adlı kitaba esin kaynağı olan o soylu kadınlardan biri… Akşamın erken saatinde başlayan ve gece yarısına dek uzanan sohbetimizde zamanın nasıl geçtiğini hiç fark etmedim. Birbirinden ilginç anekdotları derinlikli yorumlarla harmanlanmış olarak dinleyip yazarken,  minik not defterime bakan muhatabım “benim anlatacaklarıma o deftercik yetmez ki Ahmet Bey” diyordu gülerek…
Elbette ki o not defterciği, romanlara, filmlere, dizilere konu olan bir tarihe yetersiz kalacaktı. Ama bir röportajın kaynağı olabilirdi. Hanzade Özbaş’ın en büyük ukdesinin annesi ile babasının aşkını gerçekçi bir roman formatında yazmak olduğunu öğrendim o gece...  Romanı hele bekleyeduralım, ben o aşkın özet öyküsünü burada sunabilirim:
Yıl 1942… İkinci Dünya Savaşı tüm dehşetiyle sürerken, Türkiye’nin Ege bölgesinden Halil Özbaş adlı genç, Princeton üniversitesindeki yüksek eğitimi için Amerika’ya gitmek üzere Afrika üzerinden yola çıkar. İzlediği güzergâhın o günlerdeki halini tahayyül edebilmek adına “Kazablanka” filmini anımsayınız… Halil, Söke’de çiftçilikle iştigal eden, Adnan Menderes’lere yakın, Sadrazam Sokollu Mehmet Paşa soyundan gelen zengin bir ailenin oğludur. Amerika’ya ilgi duyduğu için “Voice Of America” (Amerika’nın Sesi) radyosunu da sürekli izlemektedir. Bu radyonun Türkçe yayınlarında spikerlik yapan kadına, konuşma stilinden ve sesinden dolayı âşık olmuş durumdadır… Savaş ortamında zor bir yolculuğa çıkarken acaba o gizemli sesin peşinde midir?  Genç adam bir gün üniversitenin koridorlarında dolanırken “Amerika’nın Sesi” radyosunda dinleyip sevdalandığı o kadın sesinin kapalı bir kapının arkasından geldiğini duyar… Öylesine heyecanlanır ki, kapıyı hiç çalmadan hızla açar ve salonda Amerikalı subaylara Türkçe dersi veren genç kadınla göz göze gelir. “Cennetimi buldum” diye bağırır salondaki herkesin şaşkın bakışları altında… Hümeyra ile Halil’in ilişkisi bu garip rastlantıyla işte orada başlar.
 

Sürgündeki hanedan
Halil üç gün sonra genç kadına “benimle evlenip Türkiye’ye gider misin?” diye coşkuyla sorduğunda, onun iki sorusuyla karşılaşır: “Bu ne acelecilik? Hem sen benim kim olduğumu biliyor musun?” Sonra da sorduğu soruların yanıtını yine kendisi şöyle verir: “Ben Türkiye topraklarından sürgün edilen bir ailenin kızıyım. Benimle evlensen bile birlikte oralara asla gidemeyiz.”
Halil Özbaş öğrenir ki, sevdalandığı Hümeyra; tek oğlu Ertuğrul’u genç yaşında yitiren Padişah Vahdettin’in iki kızından biri olan Ulviye Sultan’ın kızıdır. Sevdiği kadını dinlerken, duyguları alabildiğine karmaşıklaşır… O günlerde Osmanlı’ya karşı Türkiye’de devrimci bir karşıtlık vardır… Osmanlı sisteminden çıkarılan ülke, baştanbaşa yeniden yapılandırılmaktadır. Ama Özbaş, evlilik kararından dönmez. Gerçek aşk her olayın ve duygunun üstündedir. Soğuk bir kış gecesinde söyleşiye giriştiğim Hanzade Özbaş’ın annesiyle babası olan bu büyük aşkın kahramanlarının Türkiye’ye dönebilmeleri, ancak Hanedan kadınlarına sürgün yasağının kalktığı 1952’de mümkün olur. Hanedan’ın erkeklerine ilişkin sürgün yasağı ise 1974’te kaldırılır.
Hanzade Özbaş’ın çocukluk günlerinde büyük annesi Ulviye Sultan’dan dinlediği sürgün öyküsü, derin acılarla sarmalanmıştır. Bir de Türkiye’deki okul yıllarında karşılaştığı bazı olumsuz tepkilerin, o acımasız siyasal dışlamaların silinmeyen burukluğu var hâlâ yüreğinde…
Türk Kurtuluş Savaşı’ndan sonra 1924’de İstanbul’u ve saray yaşamını terk etmek zorunda kalan Osmanlı Hanedan mensupları, İngiltere’yi, Mısır’ı, Beyrut’u ve hatta Amerika ile Brezilya’yı dolaşır perişan durumda... Hanedanın başı Sultan Vahdettin son durak olarak ailesiyle birlikte Fransa’nın San Remo kentine sığınır. 624 yıllık büyük ve güçlü bir imparatorluğun son neslini temsil eden aile, borç - harç içindedir. Hanzade Sultan kırgın bir sesle diyor ki:
“Büyük dedem Sultan Vahdettin yaşama veda edince, haciz davaları yüzünden cenazesi kaldırılamaz. Cenaze evde bir ay bekletilir. Bu ailemizi sarsan olayların en acısıdır.”
 

Padişahtan Atatürk’e mektup
Mustafa Kemal Atatürk’le dedesi Sultan Vahdettin arasındaki ilişkileri ise şöyle anlatmakta:
“Şehzadeliğinde yaveri olan Mustafa Kemal’e karşı dedemin büyük sevgisi ve güveni vardı. ‘Bandırma’ vapuru ile onu Samsun üzerinden Anadolu’ya gönderen de dedemdir. O ‘Bandırma’ vapuru kimilerinin iddia ettiği gibi salaş bir şey değildi. Devletin elindeki en donanımlı tekneydi. İçinde doktorları ve sağlık hizmeti bile vardı. Mustafa Kemal’le Hanedan’ın ilişkisinin hangi düzeyde ve anlamda olduğu İzmir’in kurtuluşundan sonra Sultan Vahdettin’in O’na gönderdiği telgraftan da anlaşılır.  Tarihi mektup; ‘size vatanı kurtarma görevini vermemde ne kadar isabet olduğunu zaferiniz kanıtlamaktadır’ mealindedir. Mustafa Kemal zaferden sonra rejimi değiştirme kararlığındaydı ve bunu da yaptı.”
Türkiye’nin eski başbakanlarından Bülent Ecevit’in Padişah Vahdettin’i aklayan konuşmalar yaptığını ve yazılar yazdığını anımsattığımda Hanzade Özbaş’tan şu açıklama geliyor:
“Çünkü merhum Bülent Ecevit, çok iyi incelediği ailemizi yakından tanıyordu. Onun teyzesi Ferhunde Oktay, benim üvey annem sayılır. Recep Tayyip Erdoğan’ın partisinin iktidara gelmesinden sonra devletin Osmanlı Hanedanı’na ilişkin arşivleri açılmıştır. Bilinmeyen birçok gerçek şimdi araştırmacılar tarafından bu arşivlerden çıkarılıp kamuoyuyla buluşturulmaya başlandı.”
Turizm mesleğini seçen, İzmir’de çeşitli ticari yatırımlar yapan ve Kuşadası’nda, 1971’de İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth’i de ağırlayan “Kısmet” adlı tarihi otelin sahibi olan Hanzade Özbaş “Babam oradaki araziyi, ‘sana Yunan casusu diyecekler’ dokundurmalarına karşın Rumların arazileri arasından seçip satın almıştı” diyor. Gazeteciliği bırakan 1977 doğumlu kızı Neslişah şimdilerde çok sevdiği atlarıyla meşgul… O Türkiye’nin ödüller almış milli binicilerindedir de aynı zamanda… İkinci kızı 1978 doğumlu Mesude ise avukatlık mesleğini seçti.
1953 doğumlu Hanzade Özbaş, gazeteciliğe ve televizyon programcılığına da emek verdi. Hayır işlerine kaynak yaratmak ve imza atmak, torunu olmaktan gurur duyduğu Hürrem Sultan’dan tevarüs ettiği özelliktir. Şimdilerde, kendini hayır işlerine adamış başarılı bir iş kadını. Türkiye’deki etkinliklerini çok sevdiği ülkemize de taşıdı. Geçen yıl ünlü modacıların ve mankenlerin katılımıyla düzenlediği defileden Kanser Hastalarına Yardım Derneği’ne 169 bin TL’lik bir gelir sağladı. Şubat ayında bu kez lösemili çocuklar için bir defile tasarlıyor. Bahar aylarındaki gündeminde ise, tiyatro sanatçısı Cihan Ünal ve İlber Ortaylı ile İlhan Bardakçı gibi tarihçilerin katılımıyla Osmanlı kültürünü ve yemeklerini tanıtma amaçlı, Mehter gösterili bir Osmanlı Haftası düzenlemek var…
“Hayatta hiçbir şey sıradan bir rastlantı değildir. Her rastlantının bir anlamı ve tetikleyici özelliği vardır” diyen Kıbrıs sevdalısı Özbaş, ülkemizin turizm sektöründe çok önemli bir üst düzey yöneticilik görevini seve seve üstlendi. Bu önemli görevin mahiyeti pek yakında, yine onun etkinlikleri sayesinde halkımız tarafından öğrenilecektir… Onu izlemeye devam!.

 

 

Güncelleme Tarihi: 25 Aralık 2016, 11:47
banner350 banner343
YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88