İtalya'daki sanat elçimiz: Yılmaz Hakkı Hakeri…

banner37

İtalya’daki sanat elçimiz Yılmaz Hakkı Hakeri, kısa bir tatil için eşi Dilek Hanım’la birlikte Kıbrıs’ta... Ağabeyi Bener Hakkı Hakeri’nin büstü dolaylarında onunla yaptığım söyleşi, sanatın izdüşümlerini içeren bir yakın tarih yolculuğunu yaşatır nitelikte…

İtalya'daki sanat elçimiz: Yılmaz Hakkı Hakeri…
banner8

Hakeri, 1944’de Limasol’un Kemeraltı sokağında doğdu. Babasının öğretmenliği dolayısıyla çocukluğu sömürge düzeninin yasaları ve savaş yıllarının çalkantıları içerisinde Kıbrıs'ın birçok köyünde geçti. Bu süreç içerisinde ilkokul öğrenim yıllarında Kıbrıs’ın köy yaşamıyla ilgili deneyimler edindi. Sanata karşı eğilimi küçük yaşlarda başladı. İlkokul eğitimini bitirdikten sonra Limasol 19 Mayıs Lisesi’nde eğitimine başladı. Bu süreçte ilkokul yıllarındaki toplumsal sorunlardan ayrı kalamamıştır. Eski Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmadan önce o da toplumunun hem kolonyalist düzene, hem de Enosisçi Rum toplumuna karşı başlattığı eylemlerde duyarsız kalamazdı. Örneğin İngiliz kolonyalist düzenine karşı yapılan kınama gösterilerine katılır.
Kendisine tanınan parasız eğitim hakkını yitirmeden okulunu bitirebilmesi için çok çalışması gerekiyordu. Camii Cedit Kemeraltı sokağının en çıkmaz ucunda derslerine petrol lambası ışığında çalışmaktan başka bir seçeneği yoktu. Doğduğu sokak ağır yaşam koşullarını sürdürmeye çalışan yoksul insanlarla doluydu. Bu sokaktaki iki odalı küçük bir avluya sahip ev, şimdiki aile anlayışına göre kalabalık bir yapıya sahipti. Yılmaz Hakeri, dört kardeş içerisinde yaş sıralamasında sondan bir önceki sırayı tutuyordu.
Ailesinin böylesine dar boyutlara ve belirli olanaklara sahip durumu içerisinde sanata yönelmesinin nedenini hâlâ açıklayamıyor. İlkokul öğretmeni babasının ve annesinin geçmişinde, atalarında “sanatçı” ve“ulema” gibi kişiler de yoktu. Zaten o ne kalıtıma ve ne de doğuştan gelen bilgilere ve yeteneğe pek inanmadığını söyler. Bireyin doğum öncesinden getirdiği ve ölüm sonrasına giz olarak götürdüklerinden çok, ortaya koyduğu düşünce ürünlerinin hep bu süreçte elde edinilen gözlemlerden ve bilgilerden oluştuğuna, ama ille de zekânın gerekliliğine inanıyor.

Kardeşleri de kitap kurduydu

İşte Limasol’un Kemeraltı sokağındaki o iki odalı ve pencere yerine tepe deliklerinin bulunduğu kerpiç evcik, sanatçıya bir kitaplık ve ilk atölye görevini yapacaktı. Küçük yaşlarda annesini yitiren Hakeri, belki de bu yüzden, annesizlik yüzünden de yazına karşı ilgi duymaya başlar. Bu konuda aile içerisinde yalnız değildir. Bener Ağabeyi (Bener Hakkı Hakeri) küçük kız kardeşi Fersan, ablası Ülkü de kitap kurdu gibi okumakta ve okuduklarından bilgilenmekteydiler. Lise eğitiminin son yıllarına değin resim ve şiirle ilgili küçük denemeler yapmakta ve bunları yayımlanması için gazetelere göndermekteydi.
Lise öğrenim yıllarında ortaokulda Vahide Aysu,  lise yıllarında ise İsmail Altınok adlı resim öğretmenlerinden edindiği bilgilerle kendi özel araştırmalarını harmanlayarak bazen izlenimci, bazen de sürrealist resimler yapacaktı.
Sanatçı“Gerçeği söylemem gerekirse parasızlık içindeydim.  Eğitimimi sürdürebilmek için önüme çıkan o dönemin bakanlık değil de bir daire gibi çalışan Maarif’inden ve Anavatan Türkiye’den sağladığım burslarla  Gazi Eğitim Enstitüsü'nün Resim-İş Bölümüne yatılı olarak girdim” diyor. Ankara’daki öğrenim yıllarında Anadolu insanlarıyla kaynaşır. Refik Epikman, Adnan Turani, Kayıhan Keskinok gibi öğretmenlerden resim sanatıyla ilgili ilk akademik bilgileri edinir. Atölyeleri tanır. Bu atölyelerde çeşitli üslupla karşılaşır. Kendisine sanat eğitimi veren öğretmenler 1940 - 1950 yıllarının sonrasındaki akımları izleyen değerli sanatçılardır.
Bu arada Yılmaz Hakkı Hakeri'nin sanat eğitimiyle resim öğretmeni olabilmesini güçlendirecek pedagojik bilgilerini etkileyen olaylar çıkar ortaya. “Ne güzeldi Gazi kuruluşu ortamında ve o ortamın çağcıl görüşleriyle öğretmenleri izlemek. Bir çatı altında arkadaşlar edinmek. Bir yuvaydı Gazi” diyor.

Politika

Gelgelelim, başlangıcın renk tayfına, bilimselliğin beyaz ışığı içerisine, karanlıklar sızacaktı. Yılmaz Hakkı Hakeri sanatçı duyarlılığıyla bunun nedenlerini şöyle açıklamaktadır:
“Çünkü o günlerde yurdum Kıbrıs'ta üzücü olaylar tetiklenmişti. Karşıt Rum toplumu İngilizlerden alacağını aldıktan sonra, sıra diğer topluma, yani Kıbrıs Türküne, benim toplumuma gelmişti. Sanatsal akımlarda bir politika olduğu gibi, diğer olaylarda da bir politika vardı.1940, 1950 ve 1960 yıllarının politikası Kıbrıs'ı da etkileyecekti. Adadaki karşıt yönetim resmin tüm araç gereçlerine ve konularına el koymuş, yüzyıllar öncesinin ideaları ile dolu bağnaz bir Rum toplumudur. Tuvalin beyaz boşluğunun tümünü işgal etmek için yobaz faşist kılıklı asker sanatçılar, politikacılar ve din adamları iş başına gelmişti. Bu yapıt bir an önce bitirilmeli ve çerçevelenmeliydi. Koskoca kara giysili bir papaz ve diğer papazlar da bu yapıta imzalarını atmalıydı. Ama savaş, kargaşa, bir yurdu paylaşamamak düşüncesi sanat politikasında yurt sevgisini dışlayamayan sanatçıları etkilemez olabilir mi? Resimler, akımlar ve renkler tümden yarıda kalacaktı.”
1964’de bir grup yurtsever Adaya çıkmak zorunluluğunu duyar. İşe, savaş ve gerilla sanatı karışır. Yılmaz Hakeri tüm uluslararası duyguları ve hümanizmi bir tarafa iterek Kıbrıs’ta sanattan habersiz birçok yurtseverle direnişteki mücahitlere katılır. Sözünü ettiğimiz hiç kuşku yoktur ki, Kıbrıs Türkü’nün var oluş savaşımında önemli yeri olan Erenköy direnişidir. Hakeri, Erenköy’deki iki yıllık görevi sırasında yine de sanattan uzaklaşmıyor. Erenköy sonrası geçirdiği sürgün yaşantısı da düşüncelerine teoriyle birlikte somut deneyimler katar. Yazacakları arasında bazı etkiler oluşturacak bir süreç başlamıştır onun için. Erenköy deneyimi sonrasında sanatın evrensel duygu ve düşünceleri arasında insancıl bakış açısıyla sorunlara çözüm arayacaktır. Peki,  nasıl bir çözüm olabilirdi bu? Renklerin bir araya gelişi gibi mi?

Resim öğretmenliği

Onun resim öğretmenliği 1969 yılında okuduğu okul olan Limasol 19 Mayıs Lisesinde başlar.Kıbrıs’taki olaylar dinmiş mi? Hakeri’nin sözünü ettiği o yapıttan vazgeçti mi Türk halkının karşıtları?.  Hayır, vaz geçmemişti… Peki, gerçek sanatçı ne yapmalıydı bu durumda? Örneğin tüm renkler bir araya gelip de barışçıl konularla bir yaklaşım olanaklı mıydı? İşte o kritik ortamda Kıbrıs’taki politikacılar sözle, aşırı ırkçılar silahla uğraşırken Yılmaz Hakkı Hakeri “Solucan”,“Kırık Bir Dal Gibi” ve “Sağır Duvarlar” adlı şiir kitaplarını arka arkaya yayımlayacaktı. Ve sözcüklerin yanına renkler de katılacaktı.Hatta tüm olanlara karşın Kıbrıs'taki Birleşmiş Milletler Temsilcisi Osorio Taffal’a barışcıl bir ortak sergi açmak için kişisel başvuruda bulunacaktı.Belki Adadaki karası ile beyazı ile tüm renkler bir araya gelir diye...Sanat politikayla ilgilenmez olur mu?..
Tüm bu yıpratıcı olaylar içerisinde sanata devam etmek bir başka tutkuydu onun için... Ve o,  1974yılının savaşını yine Limasol’da yaşadı.''Sanatçının kahramanı yok, kahramanlığın da sanatı yok, eğer insanlar öldürülmekteyse.'' O koşullarda karşıt topluma esir olmamıştır. Ama “acaba savaşan mı, yoksa savaşmayan mı esir olur?” diye de çok düşünmüştür.

Sanat yaşamı

Düşen Limasol Türk bölgesinden İngiliz üssü Ağrotur'a sığınır. Oradan Londra'ya, Lôndra dan da İtalya’nın Perugia kentine uçar… Perugia’da son sınıfına yazıldığı Güzel Sanatlar Akademisi’nden 1975 Haziran’ında mezun olur. Kıbrıs’taki Bayraktar ortaokuluna döner.1978’de Limasollu Dilek Seyfullah Köprülü ile evlenir. 10 yıllık görevini tamamladıktan sonra da erken emeklilik yasasından yararlanıp eşiyle birlikte İtalya’ya göçme kararı alır. 1989’da Perugia'ya yerleşip profesyonel sanat yaşamını orada sürdürmeye koyulur.
Bu yıllar içerisinde birçok yapıtlar oluşturur. Birçok özel sergiler açar. Atölyeler kurar. Bu yıllarda yazınla da ilgisini koparmaz tabii ki… 2007 Yılında Perugia kentinde resim sanat eğitimi almak isteyenlere ilgili dernekler ve kuruluşlar aracılığıyla çağrılar yapar. Birçok topluluğa dersler verir ve onların sergiler açmalarına yardımcı olur. Amatör sanatçıları yönlendirir. İtalya’da hem İtalyanlara, hem de diğer Avrupa yurttaşlarına sanat sevgisini aşılar. Yılmaz Hakkı Hakeri''resim bitmediği gibi, onunla uğraşmak bu eğitimi vermek de bitmiyor. Bu nedenle renklerle sözcüklerle seslerle uğraşanlara emeklilik yoktur''diyor.

Şiir ve öykülerden sonra bir de roman yayımlamayı düşünen sanatçı, on yıllık bir çalışma sürecinden sonra Ankara'daki Kurgu Yayınevi’nde,“Rahmetliden Özür Dile” adlı romanını yayımlar. Romanının konusu daha çok evrensel sorunları içermektedir. Bu yapıtıyla Kıbrıs Türk yazınında izlenen üsluptan ve konulardan oldukça farklı bir çizgiyi yakalayan Hakeri,  yazınla resim sanatını birleştirmeyi başaran bir sanatçı. Romanında gerçeküstücü bir anlatım var. Bu anlatım tarzıyla, çağımızın sorunlarını irdelerken, felsefe diliyle, bilimi ve kurgusallığı birleştirmiştir.
 

 

 

Güncelleme Tarihi: 24 Eylül 2017, 14:18
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner107

banner108