Kıbrıs’a ve Kreusberg’e sevdalı Kıbrıslı bir galerici-ressam: Hulusi Halit

banner37

Kıbrıs’a ve Kreusberg’e sevdalı Kıbrıslı bir galerici-ressam: Hulusi Halit
banner90
banner99

Murat OBENLER

Kıbrıs’ta doğup büyüyen ve ülkemizin en önemli ressam ve resim öğretmenlerinden olan Ali Atakan’ın Baf’taki atölyesinde usta-çırak olarak aldığı resim bilgisini 1979 yılında yerleştiği Berlin’de hala daha kullanan ve ressam/ galerici olarak yaşamını sürdüren Hulusi Halit ile Kreuzberg’deki galerisinde  Şubat ayında keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Tam bir Kıbrıs sevdalısı olan,adanın ağaçları,havası,suyu,tarlaları ve denizinin renklerininin tutkunu olan ve bu tutkusunu resmine de yansıtan Halit ile söyleşimizi biraz gecikmeli de olsa sizlerle buluşturuyoruz.

Uzun yıllardır Berlinde yaşadığınız için toplumun sizi biraz daha yakından tanıması adına geçmişiniz hakkında bizlere biraz bilgi verebilirmisiniz?
Hulusi Halit: Ben 6 Ocak 1954’te Baf’ın Koloni köyünde doğdum. Ressam Ali Atakan’ın yanında yetenekli özel öğrenci olarak yetiştim. Baf Kurtuluş Lisesi’nde okurken başlayan bu resmi keşfetme süreci 6 yıl devam etti. 1974’te adadan ayrıldığımda resim çalışmalarım o zamanlar yanında kaldığım nenemlerde idi. Ben dönüşte alırım diye bıraktım ama gidiş o gidiş. Ali Atakan sadece bir resmimi yanına almış ve 2005’te Kıbrıs’a gittiğimde onu bana gösterdi. 
1972’de İstanbul’da ingilizce bölümünde okumak için üniversiteye girdim ama siyasal çatışma ve olaylar büyüyünce okuldan ayrıldım. 3 ay mücahitlik yaptım ama terhis süresinin dolmasına 10 gün kala askerlikten ayrıldım. 1973’te eniştem ile İngiltere’ye gitmeye çalıştık ama oraya giremeyince ben Baf’taki nenemin yanına geldim ve 1 yıl orada kaldım. 1974’te savaş çıkmadan 3 ay önce ise Berlin’e geldim.


Aileniz bu yurtdışında yaşama tercihinize nasıl yaklaşmıştı?
Hulusi Halit: Anne ve babam ben küçükken vefat etmişti. 4 kardeşim ise Kıbrısta farklı yerlerde yaşıyorlar. O yüzden bir sıkıntı olmadı.
Neden Berlin’e gelmeyi tercih ettiniz?
1974’te Bafta 4 Alman ile tanıştım. Benim yurtdışına gitme niyetimi onlara söyleyince bana Berlin’e gelmemi önerdiler. Bana yardım edeceklerini de söyleyinceler ben de Berlin’e gittim. Almancayı da 3 ayda öğrenerek buralarda kalabilmenin altyapısını inşa etmeye başladım.


İlk zamanlar zor olmadı mı sizin için?
Yurtdışı her zaman zordur ama ben bunu kolay hale getirmek için çok gayret sarfettim. Berlin’de reklamcılık, medya ve  iletişim okumak için üniversiteye girdim.Tam diploma alacakken bazı sorunlar oldu ve ben diplomayı alamadım ama diploma önemli değildi zaten benim için. Bu arada hayatımı devam ettirebilmek için günde 2,5 saat kilisede Türk ve Alman çocuklarla çalışıyordum. 3 yıl çocuk gelişimi üzerine eğitim veren okulu bitirerek ordan diploma aldım. 2005’e kadar orada çalıştım. Burada kurulan vakıfa ödenekli olarak çalışıyordum.
1980 yılında şu anda eşim olan  Maria Kizcka  ile bu iş sırasında tanıştım ve 1981’de evlendik. 1982’de çocuğumuz oldu. Daha önce çalıştığım yerdeki  yurtta yaşıyordum ve sonra da eşimle buraya taşındık. Ama hep Kreusberg bölgesindeydim.

“Ali Atakan’ın atölyesindeki usta-çırak yöntemini ben de hayatımda hep uyguladım”

Sanıyorum uzun süre çalıştığınız bu yerin resim sanatınızın oluşmasında da önemli bir yeri var
O dönemlerde yurtta öğrencilerin portrelerini çizip para kazanıyordum,gazete dağıtıyordum. 1998’de çocuklarla ilk sergimi açtım. O yerde çocuklarla resimler yapıyorduk o yüzden hiç kopmadım. Aslında güzel sanatlarda değil de Ali Atakan’da usta-çırak ilişkisi şeklinde öğrendiğim resmi burada çocuklarla da aynı şekilde uyguladım. Resim öğretmenliğim uzun yıllar sürdü.

banner134
Resimle ilgili hedefleriniz nelerdi ve Berlin’de onların ne kadarını gerçekleştirdiniz?
İlk zamanlar küçük küçük işler yapıyordum. Sonra 1981’de evlendim,bir yıl sonra çocuk sahibi oldum ve şartlarım değişti. Resme eskisi kadar zaman ayıramıyordum. Kreşten çıkan çocuklardan bir tanesi bana bir gün boya seti hediye etti ve o boyalarla çok güzel resimler çizdim. O boyalar bana tekrar çizme ilhamı vermişti. 1998’de tekrar başladım çizmeye ve 2000 yılında yaşadığım 4.kattaki kendi atölyemde ilk kişisel sergimi açtım. Arkadaşlarıma yönelik bu sergimde bazı resimlerim de satıldı. 

“1979’da geldiğimden bugüne  Kreuzberg’le bağlarımı hiç koparmadım. Galericilik de bu bağın önemli bir parçası”

Sizin Kreuzberg’de mütevazi ama çok güzel ve şirin bir galeriniz de var. Galericilik işine ne zaman ve nasıl girdiniz?
Ben 1979’da Kreuzberg’e ilk geldiğimden bu yana burasıyla bağlarımı hiç koparmadım. Ben bu bölgeyi gerçekten seviyorum. 2002 yılında bir Alman arkadaşın kafe-galerisindeki galeri kısmında her ay sergiler organize ettim. 2019 yılına kadar bu işi sürdürdüm. Aynı zamanda 2010’da kendi galerim olan Galerie Salon Halit Art’ı açtım. Amerika’dan Avrupa’nın çeşitli yerlerinden bana ulaşıp galerimde sergi açmak isteyen ressamlar oluyor. Farklı sanat etkiliklerine de evsahipliği yapıyoruz.
Genellikle ressamların çizimlerini yaparken kendini yakın hissettiği bir akım vardır. Sizin etkilendiğiniz,takip ettiğiniz belli akım(lar)var mıdır?
Ali Atakan bizlere realizm,kübizm veya ekspresyonizm akımlarına ait bazı resimler vermişti ve aradan hangisini beğenirsek onu seçerek resmini çizmemizi istemişti. Ben kübist bir resmi alıp yaptım. Daha sonra Liselerarası Resim Yarışması’na gönderdiğim “Genç Çift” adlı resmimi yaptım. O tablomla ödüle layık görülmüştüm. Ali Atakan ben Kıbrıstan ayrıldıktan sonra o ödül kazanan resmi yanına alarak Mağusadaki atölyesine götürmüştü.İyi ki de götürmüş. Aslında ben saydığınız akımların/tarzların hepsini kullanıyorum. Bunlara sürrealizmi de ekleyebiliriz.

“Resimlerimde Kıbrıs’ın toprağı,ağacı,havası,suyu ve tarlalarının renkleri çok var”

Kıbrıs’ta doğup büyümenizin de etkisiyle sanıyorum çizim/resimlerinizde adanın coğrafik yapısı,doğası, sosyo-kültürel yapısı üzerine bir yoğunlaşmanız var. Uzun yıllar adadan uzakta yaşamanızın da bu tercihte etkisi olduğunu düşünüyorum.
Doğa benim için çok değerli ve önemli. Şu galerinin dışındaki ağaçlar,parklardaki ağaçlar, ormandaki,dağlardaki ağaçlar bana çok şey ifade ediyor ve yüzlerce küçük ağaç resmin var. Resimlerimde Kıbrıs’ın toprağı,ağaçları,havası,suyu ve tarlalarının renkleri çok var. Toprağın ve ağaçların içinde olduğu çok resim yaptım.
Çok uzun zamandan sonra 2005’te sergim için Kıbrıs’a gitmiştim. Kıbrısta 5 hafta kaldım ve yine tüm adayı dolaştım. Tüm o renklere olan özlemimi gidermeye çalıştım. O dönemde Kıbrısta Sevgül Uludağ ile tanıştım ve onun bana verdiği “İncisini Kaybeden İstiridyeler” kitabını okudum. Berline döndüğümde ise okuduklarım üzerine resimler yapmaya başladım. 2009’da kayıplar üzerine yaptığım resimleri Poli köyündeki bir etkinlikte sergiledim. Yine iki Rum ressamla birlikte kayıplar üzerine bir ortak sergi açtık. “This is my Land” adlı sergiyi sonra Kuzey Kıbrıs’ta Saçaklı Ev’de de açtık.  Bu sergiyi Almanya’da da yaptık. Sevgül Uludağ da gelip sunum yaptı. Kendi galerimde küçük halini yaptığım serginin daha büyüğünü(30 resim ile) 2011’de Berlinde büyük bir galeride de yaptım. Belgeselci Panikos Hrisantu da film gösterimi ve fotoğraf sunumu yapmıştı. Şimdi ben bu sergiyi AB merkezi olan Brüksel’de açmak istiyorum.
Mesela zeytin ağacı,zeytin ve özellikle çakıstezi çok severim, harnup ağacı ve harnupu çok severim, adanın denizini çok seviyorum. Resimlerimde tüm bunları bulabilirsiniz. Yine Portekiz’e gitmiştim ve beni çok etkileyen oranın manzaraları,renkleri üzerine resimler yaptım. 2 yıl önce de kendi galerimde bu resimleri sergilediğim küçük bir sergi açtım.
Yani aslında siz hem Kıbrıslı hem de Berlin Kreuzberglisiniz. Her iki kültürden de besleniyorsunuz. Bu bir sanatçı için çok önemli bir zenginlik değil mi?
Kıbrıs doğduğum,büyüdüğüm ve resim eğitimi de aldığım yer.Köklerin Kıbrıstan. Kreuzberg’i çok seviyorum çünkü burası yaşadım yer. Buradaki insanlarla bir topluluğun parçası gibi olduk. Hem kendimi geliştirmek hem de bu bölgeyi geliştirmek için çalışıyorum. Senede iki kez ben,eşim Maria ve bazı arkadaşlar Art-Kreuzberg etkinliğini düzenliyoruz. Bu yıl zamansızlıktan ve biraz da destek olmamasından dolayı yapamadık çünkü çok büyük bir etkinlik yapıyorduk.

“Galerie Salon Halit Art,Kıbrıs-Berlin arasında bir kültür-sanat köprüsü oluşturabilir”

Kıbrıs ile Berlin arasında bir kültür-sanat köprüsü oluşturmak için aslında siz hem sanatçı hem de galerici kimliğinizle çok önemli bir yerde duruyorsunuz. Sanki de bu köprü yeteri kadar kullanılmıyor mu?
Tabi bazı sergiler yaptık ama bu köprünün yeteri kadar kullanıldığını düşünmüyorum. Berlin’deki Kuzey’den Güney’den temsilciler de daha fazla kültürel sanatsal etkinlikler düzenlemesi gerekir. Burası hem konumu hem kültürel çeşitliliği anlamında çok önemli bir bölge. Galerie Salon Halit Art da bu bölgenin merkezinde yer alıyor.Bu bölgede yaşayan bir çok Kıbrıslı Türk ve Rum var. Kıbrıstan sanatçıları burada memnuniyetle ağırlayabiliriz. 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75