“Kuzey Kıbrıs’ın Somut Olmayan Kültürel Mirası”

banner37

Candaş Yolga, geçmişimizi gün yüzüne çıkaran, unutulan veya unutulmaya yüz tutmuş birçok gelenek ile göreneğimizi, maddi-manevi değerlerimizi barındıran bir eser kaleme aldı

banner87
“Kuzey Kıbrıs’ın Somut Olmayan Kültürel Mirası”
banner99

Herkeste hayranlık uyandırıcak, gelenek ve göreneklerimizi anlatan bir eser, ülkemiz eserlerine kazandırıldı.

Candaş Yolga’nın derlediği “Kuzey Kıbrıs’ın Somut Olmayan Kültürel Mirası” isimli kitabı, uzun araştırmalar ve çalışmalar sonucunda hazırlandı.

İngilizce ve Türkçe olarak basılan kitabın İngilizce çevirisini Gürgenç Korkmazel, düzeltisini Hazal Yolga ve Oya Akın, Türkçe okuma ve düzeltisini Naciye Kazaz ile Peysan Eriç Arıkan, Kapak-Grafik tasarımını Ceyhan Özyıldız ve Candaş Yolga yaptı.

Yolga, kitapta UNESCO’nun (Milli Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü) Somut Olmayan Kültürel Miras’ın temelini oluşturan “Sözlü Anlatımlar ve Gelenekler”, “Gösteri Sanatları”, “Toplumsal Uygulamalar, Ritüeller ve Şölenler”, “Doğa ve Evrenle İlgili Bilgi ve Uygulamalar” ve “El Sanatları Geleneği”ne yer verdi. Bu 5 temel konu, tek tek incelendi, okuyucuya hem yazılı hem de görsellerle anlatıldı.

Renkli ve 378 sayfa olan kitap, 7’den 70’e herkesin kütüphanesinde bulunması gereken değerli bir eser.

Geçmişimizi gün yüzüne çıkaran, bugün unutulan veya unutulmaya yüz tutan birçok gelenekten göreneğe maddi-manevi değerlerimize kadar her konuyu barındıran eser, ülkedeki en seçkin kitap mağazalarında satışa çıktı.

2002’den günümüze kadar soyut olmayan kültürel miras üzerinde çalışmalar yapan, toplantılara katılan Candaş Yolga, uzun ama keyifli bir çalışmanın meyvesini bugün elinde tutmanın mutluluğunu yaşıyor.

Somut mirasa ilgi

Candaş Yolga’nın “Somut olmayan kültürel miras” konusuna ilgisi, 2002’de İstanbul’da Uluslararası Kültür Bakanlıkları’nın UNESCO çatısı altında düzenlenen toplantıya katılmasıyla başlar.  Yolga, o dönemi şöyle anlatıyor:

“O dönem Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Kültür Dairesi Müdür Muaviniydim. Dönemin Bakanı İlkay Kamil beni yanına çağırttı. İstanbul’da düzenlenecek bir toplantıya katılmam ve kendisini temsil etmem için beni görevlendirdiğini söyledi. Konuyu sorduğum zaman, ‘Somut olmayan kültürel miras’ cevabını aldım. İlk duyduğumda konu bana uzak ve yabancı geldi. Kültür dendiği zaman ülkede ilk akla gelen, halk dansları, halk oyunları ve halk müziğiydi.

Verilen görevi ve konuyu araştırmaya başladım. Sonra gördüm ki bizim bildiklerimizin bir diğer adıydı… ‘Somut olmayan kültürel miras’, UNESCO’nun belirlediği bir terim olarak ortaya çıkmış. Bunun çıkış süresi 1970 öncesi çalışmalara dayanır ve birçok tartışmalara da sebep olur. Çünkü başka ülkelerde ‘folklör’ kelimesi de kullanılıyordu.

2003’te düzenlenen bir konferansta kapsamlı şekilde 5 ana başlıktan oluşması öngörülen ‘Somut Olmayan Kültürel Miras’ adının kullanılması kararlaştırıldı”.

Yuriçi ve yurt dışı toplantılar

Candaş Yolga, katıldığı ilk toplantı sonrası konuyla ilgi duyar ve araştırmalarına başlar, yurt dışında yapılan somut olmayan kültürle ilgili her toplantıya katılır.

Yolga, “TÜRKSOY çatısı altında düzenlenen ve başlık konusu ‘somut olmayan kültürel miras’ olan toplantılara katılmaya ve hatta sunumlar yapmaya başladım. Yavaş yavaş bu konuda kendimi geliştiriyordum. Düzenlenen toplantılara devamlılık şarttı. Bildiğim şeyleri doğrulatıyor bilmediklerimi de kayıt altına alıyordum. Farklı farklı ülkelerden gelen katılımcıların hazırladıkları kitap, broşürleri inceliyordum. Kendime ‘Neden bizim ülkemize de ait böyle bir çalışma yok? diye sordum. Emekliye ayrıldıktan sonra, UNESCO’nun belirlediği 5 ana başlık üzerinde yoğunlaşmaya başladım” dedi.

Yolga, 2002’den beri katıldığı toplantılarla, kendi yaptığı araştırmalar ve bildiklerini harmanlayarak “Kuzey Kıbrıs’ın Somut Olmayan Kültürel Mirası” kitabını tamamladı.

Yakın zamanda okuyucuyla buluşan eser, ülke için büyük ve tarihi bir değerdir.

Bohçacı kadınlar

Candaş Yolga, köyleri ziyaret eden bohçacı kadınların hikayesini anlattı:

“O dönem bohçacı kadınlar, başkasından satın aldığı ve takas yaptığı eşyaları yiyecekleri bir başkasıyla değiş tokuş yapar veya satardı. Bohçacı kadınların başka bir özelliği daha vardı. Her evde kaç genç kız ve erkek var, güzellikleri nasıldır, ekonomik durumları, ne iş yaptıkları öğrenir ve bunların bir şekilde buluşmalarını sağlardı. O zamanlar gençlere ‘görücü’ usulüyle evlendirmelerine bohçacı kadınlar vesile olurdu”.

Halk üzerinde izler

Adadan birçok kolonin, mezhebin gelip geçtiğine, Kıbrıs Türk halkının üzerinde de etki ve izler bıraktığını ifade eden Yolga, 1571’den önce Kıbrıs insanının değişik mezheplere şahitlik ettiğini söyledi.

Bu baskılar ve mezheplerin halk üzerinde izler bıraktığını anlatan Yolga, “Yıllar içerisinde birliği sağlayarak, kaynaşarak birbirlerine kültür aşılaması yaparak ortak kültür oluştu. 1571’de Osmanlılar Kıbrıs’ı aldı, 1572 Osmanlı’nın Kıbrıs’a iskan politikasını uygulaması ile değişik bölgeler değişik sanat dallarının da adaya geldi.  Osmanlıların yanında, karma olarak yaşanan Rum- Türk köyleri de bulunmaktaydı. Onlar da kendi kültürlerini yaşıyordu. Elbette kendi kültürlerini koruyorlardı ama zamanla ortak olan bir paydada buluşulurdu. Böylece farklı kültürler doğmaya başladı” dedi.

Kültürümüzü sahiplenme

Candaş Yolga, dünyada yaşanan küreselleşmeye dikkat çekerek, gençlerin kültürlerine sahiplenme konusunu şöyle değerlendirdi:

“Somut olmayan kültürel mirası yaşatmak sadece halk dansları derneklerine üye olmaktan geçmiyor. Bu yeterli değildir. Bunu yaşatabilmek için bunun köküne inmek lazım. Bu da yaygın eğitimle olabilir. Gençlerimiz bu konuda çok zayıf ama onları suçlayamayız. Biz büyükler olarak onlara bu eğitimleri veremedik, vermiyoruz”.

Bugün birçok dükkan veya mağaza isminin yabancı olduğunu ifade eden Yolga, gençlerin kullandığı sözcükleri bile anlamada güçlük çektiğini söyledi. Yolga, şöyle devam etti:

“Dünyada egemen güçler yani küreselleşme dediğimiz olay var. 20’nci yüzyılın ikinci yarısından sonra iletişim teknolojilerinin yaygınlaşması, ülkeler arasındaki sınırların kalkması, dünya sosyal, ekonomik, kültürel alanlarda birbirlerine daha çok yaklaşıp, daha bağımlı hale geldikleri, ortak değer yaklaşım ve tavırlar benimsemeye başladıkları görülmektedir.

Bütün dünyayı etkisi altına alan bu değişim süreci küreselleşme olarak adlandırılıyor. Küreselleşme tanımında yerel olanın evrenselleşmesi, evrensel olanında yerelleşmesi vardır. Bu da tek tip olmamıza sebep oluyor.

Ama bir başka boyuttan da bakacak olursak kendi kültürümüzde bir uyanış vardır. Sosyal medya üzerinde paylaşılan yörelerine özgü kıyafetler, yiyeceklerin paylaşımı, kendi kültürümüzde de var olanı ortaya koyuyor”.

Yolga, kültürümüzü yaşatmanın tek yolunun eğitimden geçtiğini ve daha çok etnografı müzelerin açılması gerektiğini canlandırmalarda bu kültürü yaşatmamız gerektiğini vurguladı.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner96