banner6

Maraş/Varosha’nın hikâyelerini kovalayan bir oyun: KAPALI

banner37

Lefkoşa Belediye Tiyatrosu (LBT) Sanat Yönetmeni Aliye Ummanel, ülkemizde ilk kez online olarak yayınlanan tiyatro oyunu olma özelliği taşıyan “Kapalı”da, Maraş’taki hayatı ve yarım asırlık kapalılık hikayesini anlattı

Maraş/Varosha’nın hikâyelerini kovalayan bir oyun: KAPALI
banner99

Murat OBENLER

Lefkoşa Belediye Tiyatrosu (LBT) Sanat Yönetmeni, dramaturg, oyun yazarı ve yönetmeni Aliye Ummanel’le kendisinin yazdığı ve yönettiği “Kapalı” oyunu üzerine sohbet ettik.


Ülkemizde ilk kez online olarak yayınlanan tiyatro oyunu olma özelliği taşıyan “Kapalı”da Varosha/Maraş’tan 11 karakteri, 11 oyuncu monologlarla sahneye koyuyor.


Ummanel, “Oyunun konusu hüzünlü bir durumu yansıtıyor ama bu oyun prömiyerini yapabilmek bizlere büyük gurur ve mutluluk veriyor. Başarmanın keyfi, özlemin giderilmesinin keyfi, sahneye kavuşmanın keyfi gibi güzel duygular içerisindeyiz” diyor.

SORU: Daha önce yazdığınız Passa Tempo, Kayıp ve Ev oyunlarında ortak meseleler vardı. Kayıp meselesi örneğin. Burada da kayıp bir şehir var. “Kapalı” projesi de metin olarak bir süreklilik projesi mi yoksa diğer üçünden ayrılan yanları var mı? Seyircinin varlığı da bir farklılık yaratıyordur, somut bir mekanı anlatımı gibi...
UMMANEL:
Evet o üçlemeyi kendi jenerasyonumuzun geçmişle, tarihle, tarihi var edenlerle hesaplaşması olarak yazmıştım. Ev’i yazışımın üzerinden 4-5 yıl geçti. Parçalanmış, 3 birlik (zaman, mekan, olay) kuralı bozulmuş bir tragedyayı oluşturan üçlemenin parçası olarak Ev’i yazmıştım.


Bu 3 oyun bu alanlardaki kırılmaların bir sonucu olarak ortaya çıkmıştı. Ancak toprağın, adanın meseleleri bitmiyor. Gazimağusa Türk Maarif Koleji’nde okuyan bir Mağusalı olarak Kapalı Maraş benim için çok önemli bir imgedir. 12 yaşında koleje başladığımız okulda bir yanda sınırsız hayallerimiz vardı, bir yanımızdaysa tellerle, varillerle beliren bir realite. Hatta sınır bir çemberin ortasından geçiyordu; yarısı kapalı Maraş’ta duran yarısı da trafiğe açık tarafta olan bir çemberin yanında okumak, çemberi dönememek… Bu okul yılları üzerinden yaklaşık 30 yıl geçti, bu coğrafyada yaşananlardan hiçbir ders alınmamış gibi bunun hala daha süregelmesi ve son olarak da akıl yoluyla açıklamakta zorlandığımız bir “açılma hadisesi” yaşanması durumu daha da tuhaf bir hale getirdi.

“Bizim ifade aracımız tiyatrodur… ‘Kapalı’yla bunu sahne üzerinde söylemek istedik”

SORU: Bu oyunun metin yazımını Covid-19 şartları mı belirledi?
UMMANEL:
Tiyatro sanatçıları da pek çok sektör gibi doğrudan pandemiden etkilendi. Biz kendi çalışanını koruyamadan çalışmak durumunda olan bir alandayız.


Tiyatro sanatçısı maske takarak prova yapamaz, oyun oynayamaz. Küçük bir kadromuz var ve bu takım çalışmasında takımdan bir veya birkaç kişinin hastalanması tüm oyunu etkiler. Pandemi sürecinde birkaç kez rota değiştirerek yola devam ettik.


Açık havaya mı geçelim, kapalıda mı yapalım, geçen dönem çalıştığımız “Kundakçılar” oyununa mı dönelim diye sürekli bir değerlendirme ve çabalama halindeydik. Bunlar olurken son bir yılda arşivimizi düzenleyerek, arşiv oyunları yayınladık, sesli kitaplar okuduk, çocuklara masallar yayınladık, kukla tiyatrosu denedik ama hiçbiri tiyatronun karakterinde olduğu gibi sahnede icra edilmesinin yerini tutamadı. Moral olarak çok zor bir yıl oldu ve en son kapanma öncesinde arkadaşlarla oturarak kollektif akılla ne yapabileceğimize karar verdik.


Oyuncuların teker teker sahneye çıktığı ve monologlar yoluyla bu sanatı icra ettiği bir tasarımı yaptıktan sonra çalışmalara hız verdik. Ben masama oturup 11 oyuncu için birbirinden bağımsız ancak bir kurgu etrafında da birbiriyle eklemlenen monologlardan oluşan metni yazdım. LBT’nin 27 Mart Dünya Tiyatro Günü bildirisinde de belirttiğimiz gibi biz sanatımızı yapamayınca sözümüzü söyleyememiş oluyoruz. Bizim ifade aracımız tiyatrodur ve sözümüzü sahne üzerinde söylemek isteriz. Bu konu da bizim için öyleydi.

“ ‘Kapalı’ oyununu evde kapalıyken yazdım”

SORU: ‘Kapalı’yı evde kapalıyken, tiyatro kapalıyken yazdın yani. Yazımdan prömiyere kadar nasıl bir süreç gelişti?
UMMANEL:
Evde kapalıyken yazdım oyunu. Yazım süreci güzeldi. Provalarımız evden online başladı, sonra sahnede tek oyuncuyla baş başa provalar oldu. Bu uzun sürecin oyuna en büyük faydası özlemenin ne olduğunu anlamamızdır diye düşünüyorum. Teknolojik imkânları da kullanarak sahnede aynı anda hep beraber bunu seyirciye sunabilmenin şartlarını zorladık. O anlamda motivasyonumuz yüksekti ama zoomdan provalardan hiçbirimiz hoşlanmadık. Evden peş peşe online prova almak gerçekten çok yorucuydu.

“Sanatın verimlilik kavramı ile değil yaratıcılık kavramıyla algılanması gerekir”

SORU: Siz aynı zamanda ülkedeki az sayıdaki ödenekli tiyatrodan birisiniz ve kamusal hizmet de veriyorsunuz. Pandemi ve kapalılık sanatınız üzerinde ne gibi etkiler yarattı?
UMMANEL:
Ödenekli bir kurum olduğundan dolayı sana üretim yönünde etraftan imalar da yapılıyor. Sen yasaklara rağmen sahne alamayacağını biliyorsun ama bu vicdani olarak da bir sorgulamaya girmene sebep oluyor.

banner134


Üretkenlik ve verimlilik arayışı kapitalist düşüncenin bir tuzağı ya da eseri, oysa sanattaki arayışımız bu kavramlar değil yaratıcılık kavramı yönünde olmalıdır. Bir yazar da, oyuncu da, yönetmen de, dramaturg da evde sanatı bakımından kendini beslemek için, geliştirmek için tonlarca şey yapabilir. Biz bu dönemde kendimize, sanatçı kişiliğimize yatırım yaptık. Biz ödenekli bir tiyatro olmamızın da verdiği sorumlulukla en iyisini yaptığımızı düşünüyorum. Bu oyun da bu beslenmenin bir ürünüdür.

“Heyecan üst seviyedeydi ve prömiyerle pek çok ilki gerçekleştirdik”

SORU: Prömiyer günü nasıl geçti? Bu da tiyatro sanatçısının pek alışık olmadığı bir yeni durumdu...
UMMANEL:
Daha önce böylesi bir heyecan yaşamamıştım, aynı durumu ekip arkadaşlarımda da gözlemledim. Aşırı bir heyecan yaşadık. Hepimiz adeta birer öğrenci gibi yeni şeyler denedik. Tiyatro bir eylem sanatıdır ve bir yıldır eylemsizliğin mutsuzluğu içindeydik aynı zamanda. Monologlardan oluşan bir oyun seyircide nasıl karşılık bulacak, teknik olarak nelerle karşılaşacağız tam bilemeden karanlık bir suda yüzdük ve çok iyi bir sonuç aldık. Prömiyerimizi online olarak 350 kişi takip etti. Bizim hedefimiz prömiyeri eşzamanlı seyirciye oynamaktı. Güncel, politik, toplumsal bir konu üzerine sahneden sözümüzü söyleyebilmek de ayrı bir tatmin sağlıyor.

Maraş konusunu sahneye taşıması, ülkede online mecrada yayınlanan ilk tiyatro olması, ilk defa monologlardan oluşan ve tek tek sahneye çıkılan bir oyun olması da yaşadığımız ilklerdi. Pek çok ilk vardı ve heyecan üst seviyedeydi.

SORU: Oyunda 1974 öncesinin iyi bir hayat olduğu (aydınlık) ve bombardıman sonrasında ise kötü günlerin (karanlık) başladığı bir resim görüyoruz. Son gelişmelerden sonra yeni resmi nasıl değerlendirebiliriz?
UMMANEL:
Yeni durum absürttür o yüzden oyunun başlangıcı Samuel Beckett’in “Godot’u Beklerken” oyununun repliğidir. Barış Refikoğlu’nun oynadığı ve bir çocuk olarak Varosha’yı terk eden karakterin 46 yıl sonra oraya döndüğünde karşı karşıya kaldığı şeye baktığımızda bu insana boşunalık (iyi veya kötü de değil) hissi veriyor. Sanatçı olarak yürüdüğüm ve birbirini anlama, anlaşılır olma, yakınlaşma gibi bir hedef koyduğum yolda bu durum bende boşunalık ve absürde denk geliyor. Bu his Godot’u Beklerken’deki hisse çok benziyor. “Ne yapıyoruz? Bekliyoruz.” Tekrar eden bekleyişler ve gelmeyişler. Elimizde boşunalık kalıyor. Kapalı oyununun belkemiğini de “Godot’u Beklerken” oyunu oluşturuyor. Tüm oyuncuların metinlerinde de bu beklemek teması yer alıyor.

“Maraş, anıların sahiplerine aittir”

SORU: İzleyiciyi bu kez çok zamanlı, çok konulu, çok mekanlı bir Varosha/Maraş’a götürüyorsunuz.74 öncesi anıları ile 74 sonrasının gerçek yaşamları arasında gidip gelen bir oyun izliyoruz. Bunu nasıl metne döktünüz?
UMMANEL:
Belli bir zamana atıfta bulunmuyorum. 74’den ibaret olan bir anlatı dili değil anlattığım. 60’lı, 70’li yılların Varosha’sına da gidiyoruz. Bu çok boyutlu, çok çetrefil konuya tiyatro sanatçıları olarak nereden bakabiliriz diye düşündüğüm zaman diplomasinin, siyasetin, gazetelerin, televizyonların (medya) ortaya koyduğundan ya da başka bir deyişle görünen, bizlere sunulan, gösterilenden farklı olarak görünmeyeni ortaya koymaya çalışıyoruz. Konuya bir harita değil de orada yaşanan hayatlardan süzülen bir hatıra meselesi olarak bakıyoruz. Orası anıların sahiplerine aittir.

SORU: Maraş’la ilgili zaten dünyanın dört bir yanından insanların (sanatçı, turizmci, şirket sahibi, turist, çalışan) orada hatıraları vardır.
UMMANEL:
Evet. Kesinlikle öyle. Maraş bu kozmopolit yapısıyla da diğer şehirlerden ayrılıyordu.

SORU: Kadın meselesi ve/veya kadın bakış açısı bu metinde de oldukça dikkat çekilen bir tercih olarak sahneye yansıyor. Özellikle hem Kıbrıslı Türk hem de Kıbrıslı Rumların anılarına kadınların gözünden, ruhundan bakmak oldukça bütünleyici bir yaklaşım oldu ama savaşlar sonrası acılar ve göçlerin farklı etkileri oluyor. Bu karakterleri ve anılarını seçerken nasıl bir çalışma yaptınız?
UMMANEL:
Bu oyunda da biraz kadınların tarafını tuttuğumu hissederim. Yazar-asker (Cem Aykut) ve gece bekçisi (Aytunç Şabanlı) dışındaki tüm karakterlerin monologları ayrı ayrı bir anlam ifade etsin diye bir düşüncem vardı. Aynı zamanda birbirine bağlansın ve bir hikayeye tamamlansın istiyordum.

SORU: Tabi ki anılar benzeşiyordur ama bu 11 karakter orada somut olarak yaşamış birilerinin anıları mıdır yoksa senin yaratıcılık sürecinde yarattığın karakterler mi?
UMMANEL:
Orada doğrudan etkilenmiş insanlar arasındaki farklı bakışları göstermek istedim. Bir çocuğun oradan ayrılması, hayatını orada geçirmiş bir çocuklu kadının oradan ayrılması, oradan oraya savrulmuş birinin ayrılması, kök salamamış bir dansçının, tiyatrosunu ve oyun arkadaşını yitirmiş tiyatrocuların oradan ayrılması ile atölyesini (emek verdiği yeri) yitiren bir terzinin ayrılması, orda ev kuranların, oyun oynayan çocukların ayrılması, mahallenin meczup adamının koparak ayrılması aslında hayatın farklı kesimlerini yansıtıyor.


Hepsi hayatını (iş, aş, aşk, üretim, sanat, arkadaşlarını, dostlarını) yitirip oradan ayrılmak zorunda kalıyor. Orada yaşamış insanlarla konuştum, farklı kaynaklardan okumalar yaptım, özellikle “açılma” sonrası insanların ne hissettiğini algılamaya çalıştım. Tabii ki karakter oluşumunda ya da hikayenin kurgulanışında yaratıcı bir sürece girdim ama şunu da söyleyebilirim; bu metinde gerçek olmayan hiçbir şey yazmadım.

SORU: Bir kesim yeni süreçte açılan Maraş’a giderek oraları gezdi bir kesim de buna karşı çıkarak oraya gitmedi. Senin yeni duruma karşı hareket tarzın ne oldu?
UMMANEL:
Mağusalı olduğum için gitmemeye karar verdim. Gitmek istemedim yani. Sonra bunu tiyatroda icra etmeye karar verdiğimizde, başka bir sorumluluk yüklenmiş oldum ve o zaman birkaç farklı kişiyle birkaç kez gittim. Daha sonra kuzeyde kapanma süreci olunca o beni kısıtladı ama bir taraftan da okumak, düşünmek ve evrensel olana odaklanmak için bana imkân sağladı. Oyunu kapalı olduğumuz dönemde tamamladım.

“Kökünden, evinden edilme evrensel duygulardır”

SORU: Paul Newman, Sophia Loren gibi dünyanın yıldızları da Cemal Süreya, Edip Cansever, Tomris Uyar gibi Türk edebiyatının önemli karakterleri de Beckett’in Godot’u Beklerken’i de bu oyunda karşımıza çıkıyor. Aslında Maraş’ın güzel hayatında tüm dünyalılar vardı ve onlar da oyunda geziyor. Maraş’ın sinema, tiyatro, kabarelerden oluşan hayatı Maraş’ın yerlileri ile dünyanın sanatçılarını buluşturuyordu.
UMMANEL:
Kökünden edilme, evinden edilme evrensel duyguları getiriyor beraberinde. Her birimizde de aynı duyguyu yaratıyorlar. O sanatçıların varlığı o yerin tarihinde vardı. Onların varlığı oradaki hayatı hayat yapan unsurlardan biri. Tabii kendi sanatçılarımıza verdiğimiz değeri de sorguluyoruz biraz orada hafiften.

Kendimizi farklı bir terazide tartabilseydik bugün başka noktalarda olabilirdik. Şairlere gelince… Oyundaki beklemek temasını en iyi yansıtabilecek şairlerden Cemal Süreya’nın “İki Kalp” şiirini de gece bekçisinin ağzından izleyiciye aktarıyorum. Edip Cansever’in “Çağrılmayan Yakup” şirini de gece bekçisi nöbet beklerken okuyor ve ayrıca oradan da oyuna bir karakter devşirmiş oluyoruz: Yakup.

SORU: Kısıtlamalar bittiğinde oyunun seyircili oynanması da gündeminizde var mı ve aynı konu üzerine farklı bir metinle sanatçıların hep beraber sahnede olacağı bir yeni oyun olabilir mi?
UMMANEL:
Bütün umudumuz oyunu seyirciyle oynamaktır. Hükümetin adil davranması durumunda bunu da gerçekleştireceğiz. Açık hava gibi bir şart koşarlarsa onu da yapabiliriz. Bu prömiyer bir kavuşma idi ama biz seyircinin soluğunu, alkışını da duymak istiyoruz. Yine de böylesi bile olsa bu kavuşmayı yapabildiğimiz için kendimizi şanslı hissediyoruz. Bu oyundan başka oyunlar çıkması yönünde de talepler var doğrusu oyunculardan…

Güncelleme Tarihi: 03 Nisan 2021, 14:42
YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner104