Meşakkatli bir iş; Bitkisel örücülük

banner37

KIBRIS Ekran, HASDER El Sanatları Merkezi’nde verilen Kıbrıs kültürüne ait kurslara tek tek katıldı; çalışmaları yerinde gördü

Meşakkatli bir iş; Bitkisel örücülük
banner90
banner99

Aliye ÖZENCİ

HASDER El Sanatları Merkezi eğitmeni Aysel Kuburlu ile bitkisel örücülüğü konuştuk… Buğday saplarından sele sepet örmeyi çocuk yaşta annesinden öğrenen Kuburlu, yıllar içerisinde bu alanda usta oldu

Ekran eki olarak HASDER El Sanatları Merkezi eğitmenleriyle yaptığım röportajlar devam ediyor… Bu hafta Eğitmen Aysel Kuburlu ile bir araya gelerek bitkisel örücülüğünü konuştuk…


 Kuburlu, merkezin giriş kapısında, insanın içini ısıtan gülümsemesiyle beni karşıladı. Hoş sohbeti eşliğinde de röportaj yapacağımız atölyeye adım adım yöneldik… Üzerinde el işlerinin yapıldığı büyük bir masanın etrafına oturarak sohbetimize başladık.


Aysel Kuburlu, Serdarlı’lı… 2001’den beri HASDER El Sanatları Merkezi’nde eğitmen olarak görev yapıyor.


 Merkezde düzenlenen kurslarda katılımcılara sevgiyle ‘Bitkisel Örücülük’, ‘Koza İşi’ ve ‘Lefkara İşi’ni öğretiyor. 10 parmağında 10 marifet olan Kuburlu’yu kısaca tanıdıktan sonra, ilk olarak annesinden görerek ve kendi merakı ile öğrendiği “Bitkisel Örücülük”ü konuştuk… ‘Bitkisel örücülük’ karabaşak buğday sapları ve hurma saplarından yapılabilen bir el sanatı.


Örücü sapları birbirine eklemek için dere kenarlarında yetişen cif cig’i (bir çeşit saz), bağlamak için ise fena galem’i (bozuk olan buğday sapları) kullanıyor. ‘Biz’ isimli araç yardımıyla saplar sıkı sıkı işleniyor. Örücünün hayal gücüne bağlı, birçok süs ve ev eşyası üretilebiliyor.


Kuburlu, ülkede zor şartların yaşandığı bir dönemde insanların geçim kaynağı olan bitkisel örücülük, günümüzde ise hobi olarak yapıldığını söyledi.


HASDER El Sanatları Merkezi’ne gelen ziyaretçiler, sele sepet işlerine yoğun ilgi gösterdiğini belirten Kuburlu, “Son yıllarda eskiye dönüş var. Gençler kültürümüzde var olan gelenek görenekleri öğrenerek sahipleniyor. Bu el sanatın yapımını öğrenmek isteyen kişilere ve köylerden gelen taleplere göre kurslar düzenliyoruz. Dönem sonunda kursiyerlerin ürettikleri ürünleri ve onların gözlerindeki ışıltıyı görmek; öğrenmiş olmaları ve öğretmenin verdiği haz anlatılmaz” diyerek bitkisel örücülüğü öğrenmek isteyenlerin sayısında yaşanan artış kendilerini mutlu ettiğini söyledi.


 

Sele sepet örücülüğünden kazandığı

para ile çeyizini tamamladı


 ‘Bitkisel Örücülük” dendiği zaman ilk akla gelen ‘Serdarlı’ yani eski adıyla ‘Çatoz’ oluyor...


Aysel Kuburlu, Serdarlı köyüyle özdeşlen bu el sanatını, çocukken annesinin sele sepetleri nasıl işlediğini gözlemleyerek, merak ve çabayla öğrendi... Yıllar içerisinde ise başarılı bir örücü ustası oldu.


Kuburlu, bu serüveni şöyle anlatıyor:


“Annem sele sepet işi yapar, elde ettiği gelirle eve maddi olarak katkı koyardı. Okuldan geldiğim zaman bende annemin yanına oturur bu işi öğrenmeye çabalardım. Sapları elime alır kendimce örmeye çalışırdım. Annem ise  ‘o sapları boşa harcama, yapımları için çok emek harcandı’ der yine de sabırla nasıl işlendiğini gösterirdi. Karabaşakların tarladan toplanıp, desteler haline gelme aşamasını zaman içinde öğrendim. Annemin ‘Emek’ sözünü işte o zaman anladım.


O günlerde, ilk selemi yaptığımı hatırlıyorum. O heyecanla köydeki bakkala koşup el işimi satmasını istedim. Bu işte çok yeniydim ve buğday saplarını çok sıkı örememiştim, aralarında bayağı boşluklar olmuştu. Bakkal sahibi seleyi eline alıp havaya kaldırdı; ‘Aman! dükkanın içi görünür’ dedi… Bu işin ustalığı buğday saplarının sıkı sıkı örülmesidir. Ama buna rağmen satmayı başardım. Kazandığım parayla, çeyizim için kahve fincanı aldım. Koşar adımlarla eve dönüp anneme müjdeyi verdim”.


banner134
Kuburlu, zaman içerisinde başarılı işler yaptığını ve bu el sanatı sayesinde kazandığı parayla çeyizini tamamladığını söyledi.

Karabaşak’ın serüveni…


Eğitmen Aysel Kuburlu, HASDER El Sanatları Merkezi’nde “Bitkisel örücülük” atölyesinde daha çok buğday saplarını kullanarak ürünler ürettiklerini belirterek, karabaşakların topraktan, işlevsel hale gelene kadarki sürecini anlattı:


“Karabaşak veya ciberun’da dediğimiz buğday tohumu, ekim ayında ekilir. Suyla beslenen tohumlar olgunlaşıp başak olduktan sonra mayıs veya haziran gibi makinelerle biçilir ve harmanlara doldurulur. Uzun, demetler halindeki buğday saplarının üzerindeki başaklar kırılarak içinden sele sepet örücülüğünde kullanılacak ana malzeme çıkartılır.


Özenle, kırmadan ve tek tek çıkartılan buğday saplarının başakları ise, harman makinesinde temizlenerek kaliteli olan taneler, bir sonraki yıl yeniden ekilmesi için saklanıyor. Diğer atıklar ise saman haline getiriliyor”.


Kuburlu, desteler haline getirilen sapların isteğe göre renklendirilebileceğini de belirterek anlatmaya devam etti:


“Boyama işlemi ise kök boyalar ile yapılıyor. Büyük bir kazanda kaynayan suya arzu edilen renkteki kök boyası, sapların daha parlak olması için ise bir miktar tuz ve sirke eklenir. Daha sonra bağlanarak demetler haline getirilen saplar kazana atılır, suya batmaları için üzerlerine ağırlık oturtulur.


Yaklaşık 2 saat kaynatılan saplar kazandan çıkartılarak sonra bol suda yıkanır. Bir hafta boyunca düzenli olarak içini dışına, dışını içine çevirerek kurutulur ve yeniden saplar destelenir. Kurumayanlar ise zaman içerisinde küflenir”.

Saplar uzun süre saklanabilir

  Meşakkatli ama bir o kadarda keyifli olan bu yolculuk sonrasında elde edilen saplar, haşaratlardan uzak ve serin yerlerde uzun süre saklanabiliyor.


Kuburlu buğday saplarını nerelerde ve nasıl kullanıldığını anlattı:
 


“İşlenecek ürünün, ihtiyaç miktarına göre buğday sapı yarım saat önceden suda ıslatılır. Islanan saplar nemli bir bezin arasına sarılır ve tek tek alınarak ‘biz’ yardımıyla işlenir.


 Sapları bir birine eklemek için cif cig (bir tür saz), bağlamak için ise fenagalem (bozuk olan buğday sapları) kullanılır.


Örücünün hayal gücüne bağlı olarak, sele, sepet, köhün, minyatür süs eşyaları ve daha bir çok araç gereç işlenebilir. Renklendirilen buğday saplarıyla ise motifler yapılır”.


Örücülük işlemi hurma dalıyla da yapılabileceğini belirten Kuburlu, “Hurma ağacının göbeğindeki taze dallar kesilerek kurutulur. İnce ince ayrılarak kalem şekline getirilen saplar isteğe göre renklendirilebilir. Hurma dalının yumuşak olmasından dolayı şekil alması kolay ve daha hoş görünüyor” diyerek hurma saplarının daha çok çanta yapımında tercih edildiğini söyledi.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75