Mülazim: Tiyatro insanı olmak için çok emek harcamak lazım

Lefkoşa’da başladığı tiyatro sahnesi yolculuğunu tiyatrodaki sanatçıların yetki,karar ve uygulama süreçlerine etkin olarak katıldığı Bursa’daki Nilüfer Tiyatro’da sürdüren genç tiyatrocu Adem Mülazim ile tiyatro eksenli bir sohbet yaptık. Sahnede olmayı seven ve tiyatro yanısıra dans da eden Mülazim tiyatro insanı olma yolundaki basamakları teker teker çıktığı yolculuğunu Kıbrıs Gazetesi’ne anlattı...

Mülazim: Tiyatro insanı olmak için çok emek harcamak lazım
  • 01 Nisan 2018, Pazar 12:09

Murat OBENLER

“15 yaşımda LBT’ye başladım.Sahnede olmayı çok seviyorum”

Tiyatro aşkı sizde nasıl oluştu?

Ben gençlik yıllarımda HAS-DER’e folklor oynamaya giderdim ve gerçekleşen gençlik kamplarda yapılan gösteriler sayesinde tiyatro ile tanıştım. Orada konservatuar diye bir oyunculuk eğitimi alınabilecek bir eğitim kurumu olduğunu öğrendim ve o yönde çalışmalarımı yoğunlaştırdım. Bir de dans geçmişim var. Eşli danslar yapıyordum. Yolum bu sayede Osman Ateş ile kesişti ve “oyunculuk yapmak istermisin?” diye bana öneri getirince memnuniyetle kabul edip 15 yaşında Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’na başladım. Gençlik Ekibi’nde yer aldım ve Barış Refikoğlu beni sınavlara hazıladı. Aliye abla (Aliye Ummanel) ile de tanıştım.
Sahnede olmayı çok sevdim ve seviyorum. Seyircilerle  aranda güzel br etkileşim oluyor.Onlardan güzel bir enerji alıyorsun. Her bir oyunun diğerinden farklı olması, seyircinin reaksiyonları, oyunun hep aynı giderken bazen daha iyi bazen de daha kötü olması  bende hep tiyatroya karşı daha fazla bir merak hissi uyandırdı. Daha öğreniyoruz.

Konservatuar öncesinde LBT’de hiç rol aldın mı?

Aliye ablanın yönettiği “Philipp Hotz’un Büyük Öfkesi” oyunuyla oynunda oynadım. Çok güzel bir süreçti. “Alice Harikalar Diyarı” oyununda ise beyaz tavşanı oynadım. Sonra da Ankara’da konservatuar yılları oldu.

“Okul seni oyuncu olduğuna inandırır. Ondan sonra her oyun bir okul aslında.”

Ankara ve İstanbul yılları sana neler kattı? Eğitim dışında sanatsal,kültürel yaşamla ne kadar içli dışlıydın?

Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’bü bitirdim.  Bir yıl Ankara Devlet Tiyatrosu’nda çalıştım. Sonra İstanbul Kadir Has’ta Oyunculuk üzerine yüksek lisans yaptım. Okulun verdiği en önemli şey vizyondur. Seçildikten sonra okulda her şey sana bağlıdır. Farklı hocalardan alınan farklı dersler alıır ve sonrasında herşey senin verilenleri nasıl harmanlayacağına bağlıdır. Sana malzemeyi verirler. Okul  ilerde başına geleceklere hazırlayan bir süreç .Okul seni oyuncu olduğuna inandırır. Ondan sonra her oyun bir okul aslında.

Seni okulda çok etkileyen hoca(lar)ın oldu mu?

Levent Suner hocamın derslerinde çok etkilendim. Diksiyon hocası olarak ondan çok şeyler öğrendim. Yüksel lisansta ise kendi ekolü olan hocam Çetin Sarıkartal benim birçok şeyi aşmamı sağladı.

“Nilüfer Tiyatro’da kararları biz sanatçılar üretiyoruz ve uyguluyoruz”

Tiyatrocular daha çok Ankara ve İstanbul’da kalmayı tercih ederken sen Bursa’ya geçiş yaparak Nilüfer Tiyatroya başladın. Nasıl oldu bu süreç?

Ben Bursa’da çok mutluyum çünkü Kent Tiyatrosu’nda yeni bir yönetim biçimimiz var. Kendi yönetmenlerimizi kendimiz seçiyoruz. Bir yatay hiyerarşi modeli aslında. Genel kurul gibi yapıda bütün entellektüel kararları biz üretiyoruz. Tiyatronun vizyonunu bizlerin oluşturacağı bir gelecek öngörüyoruz. Daha demokratik bir yapı ve Nilüfer Belediyesi bizlere çok büyük bir özgürlük ve hareket alanı sağlıyor. Belediye bizlere sabit bir bütçe veriyor ve kentin ihtiyaçlarını da değerlendirerek oynayacağımız oyunlarımızı seçiyoruz. Kimi zaman metni seçip sonrasında aramızdan birini seçip onla kimi zaman dışarıdan yönetmen bulup onla çalışmayı tercih ediyoruz. Yönetmen tiyatroda çok önemli. Oyuncular her zaman farklı yönetmenlerle çalışırlarsa kendilerini geliştirebilir.

Levent hoca ile çalışmaya sizler karar verdiniz o zaman?

Evet. Levent hoca bu oyunu 10 yıl önce yönetmişti ve “İki Efendinin Uşağı”nı ikinci kez bizle yönetti. Bizim açılış oyunumuz oldu. Bu yıl Nilüfer Tiyatro olarak 3 büyük ve 1 çocuk oyunu sahneye koyuyoruz. “Cambazın Cenazesi”  ve “3.Reich’in Korku ve Sefaleti” oyunu. Çocuk oyunu ise “Nota Çalan Rüzgar”.10 kişilk oyuncu kadrosu ile bu oyunları dönüşümlü olarak haftanın belirli günlerinde oynuyoruz.

Neden ilk oyununuzda Komedia Del Arte türünü seçtiniz?

Komedia Del Arte İtalyan geleneksel halk tiyatrosu türüdür. Oyunda yapılaşmış, gelenekselleşmiş stiller,davranma biçimleri var. Bir dolantı komedisi anlatıyoruz. Başa gelen beklenmedik şeyler ve bu şeylerden oluşan komiklerden doğan eğlenceli bir oyun. Levent hocanın yorumunda daha bir karnaval tadında ve festival havasında bir anlatı var. Oyunda bir anda tango bir anda flamenko bir anda sessiz sinemaya tanık oluyoruz. Bir anda La prima cosa bella şakısını söylemek de bunlardan biri.

Silvio karakterine gelecek olursak...

Ben metni Komedia del Arte’den uzak bir şekilde okuduğumda bunu neresi komik dedim. Aşıkların yürüyüşleri, uşakların davranışları eklendikçe oyun şekillenmeya başladı. Çok güzel bir okuma provası yaptık. Çok büyük bir aşka kapılan ama engellerden ve başına gelen aksiliklerden dolayı(kıskançlık da var) bir türlü aşkına kavuşamamış olan Silvio’nun serüvenini görüyoruz. Silvio’yu oynamak çok eğlenceliydi.

“Bir tiyatro seyirciye her şeyi sansürlemeden verebilmeli”

16.yüzyılın ikinci yarısındaki Comedia del Arte geleneği ile günümüzün güncel  konuları bu oyunda güzel bir şekilde harmanlanıyor. Günümüzün feminist söylemlerini,adalet ve eşitlik söylemlerini, aşkın gücü ile paranın gücünün çatışmasını bu metinde açıkça görüyoruz.

Mesela Smeraldina’nın tiradında “Ben biliyorum siz erkekler nasılsınız” diyor. Erkek  kılığındaki bir kadın ile bir erkek döğüşüyor ve erkek kılığındaki kadın erkeği mat edebiliyor. Bir yerde yine “ben sana bluz vs. yakıştırıyorum” der ve o da “Ben böyle giyinmeyi tercih ediyorum” der.  Biz tiyatro olarak sevgiyi, aşkı kısmak istemedik. Kraliçe Beatrice ve Florindo’nun aşkı daha çıtkırıldım ve duygusal boyuttayken Truffaldino ile Smeraldina’nın aşkı daha bir sert çizgide ilerliyor. Bir tiyatro seyirciye her şeyi sansürlemeden verebiliyor olması lazım. Bir başka oyunumuz da Türkiye’de bir dönem yasaklanmış olan “3.Reich’’in Korku ve Sefaleti”dir. Bizi baltalayıp kesen bir yönetime sahip olmadığımız için çok şanslıyız.

Sahipler/Efendiler ve uşaklar arasındaki ilişki ise oyunun ana konularından biri.Günümüzün sömüren/sömürülen ilişkisi yani...

Oyunun konusu uşaklar üzerine kuruludur. Uşakların birşeyleri karıştırması ve çözmesi tüm dolantının onların etrafında akmasını sağlıyor. Aslında bir rastlantı sonunda uşak(lar) devreye giriyor. Çünkü bir uşak ve iki efendi var.

Türkiye’de oyunculuk yapan Kıbrıslı arkadaşlarla görüşüyormusun?

Birlikte okuduğum Pınar İnandım ile görüşüyoruz. Erdoğan Kavaz çok sevdiğim arkadaşım. Mehmet Osmanoğlu diye bir arkadaş var. Hazar Ergüçlü ile LBT Gençlik ekibindeyken beraberdik. Hala görüşüyoruz.

“Hep bir tiyatro insanı olmak için çabalayacağım”

Gelecekle ilgili düşüncelerin,planların nedir?

Benim içimde hep bir tiyatro insanı olmak vardı ve bunun için hep çabalayacağım. Tiyatro insanı olmak için çok emek  harcamak lazım. Bir isim olmaktan ziyade yönetmek,oynamak, farklı alanlara açılmak,farklı deneyimler yaşamayı kastediyorum.

İlk zamanlar hep Kıbrıs’a döneceğim diyordum ama sonraları biraz daha pişmem gerektiğine kanaat getirerek, daha fazla bakmak, görmek istediğim için dönmenin erken olduğunu düşündüm.İstanbul- Bursa arası çok yakın ve orada da oyun izleme imkanı bulmak çok önemli bir deneyim. Nilüfer Belediyesi’nin de 1 ay boyunca çok güzel bir tiyatro festivali var.

Sonuç olarak en büyük arzum daha çok çalışmak,daha çok oynamak ,tiyatro adına bir işe yaramak istiyorum. Ünlü tiyatrocu Muhsin Ertuğrul’a “Oyunculuk güzel mi?” diye sormuşlar ve o da “ 40’ından öncesi rezalet , 40’ından sonraki çok güzel” demiş.

Bir hocam “Gerçeğin sanattan öğrenecek çok şeyi var” demişti.

Dünya Tiyatro Günü de yaklaşıyor. Kıbrıslı sanatseverlere neler söylemek istersin?

Tiyatronun çok güzel olduğunu söyleyebilirim.İnsanlar tiyatro oyunu izlesin. Bir hocamın dediği “Gerçeğin sanattan öğrenecek çok şeyi var. Sanat, gerçekten öğrenmesin artık” lafı çok doğrudur. Sanattan alabilecek o kadar çok şey var ki. İnsanlar tiyatroyu sevsinler ve daha fazla üretilsin,daha fazla oyun olsun ve insanlar daha fazla oyun izlesinler.

HABERE AİT RESİMLER

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 YENİCAMİ AK 30 18 7 5 30 61
2 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 30 17 6 7 19 57
3 GAÜ ÇETİNKAYA TSK 30 16 7 7 15 55
4 BİNATLI YSK 30 14 8 8 15 50
5 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 30 12 12 6 11 48
6 BAF ÜLKÜ YURDU 30 12 9 9 20 45
7 LEFKE TSK 30 13 5 12 16 44
8 CİHANGİR GSK 30 12 7 11 4 43
9 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 30 13 3 14 -1 42
10 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 30 11 8 11 7 41
11 TÜRK OCAĞI LİMASOL 30 13 2 15 2 41
12 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 30 10 7 13 -8 37
13 GENÇLİK GÜCÜ TSK 30 10 4 16 -25 34
14 YALOVA SK 30 6 7 17 -23 25
15 YENİ BOĞAZİÇİ DSK 30 5 9 16 -35 24
16 OZANKÖY SK 30 4 7 19 -47 19
yukarı çık