Okan Ersan’dan evrene bir müzikal sinyal: Nibiru

banner37

Ülkemizin başarılı sanatçısı, Uzay Ormanı’nda bir tur atıp Annunaki uygarlığına uğruyor

Okan Ersan’dan evrene  bir müzikal sinyal: Nibiru
banner90

Murat OBENLER

   Ülkemizin müzik alanında uluslararası işlere imza atan ve yurt dışında verdiği birçok konserle dünyadaki birbirinden farklı toplumlara, kültürlere kendi hislerini/fikirlerini müzik yoluyla aktarmaya çalışan Okan Ersan’la bu kez evrenin çok uzak bir köşesinde varlıklarını sürdüren kardeş Annunaki uygarlığına selam gönderdiği “Nibiru” albümü vasıtasıyla buluştuk.

   Okan, dinleyici kaygısından uzak, dünyaya kendince bir iz bırakmak için, kişisel gelişimine paralel olarak ürettiği albümle evrenin bütün canlılarını kucaklıyor ve onlara huzur dolu, dostluk ve kardeşlik titreşimleri gönderiyor...

“Sanatçının icra ettiği sanatı ile kişisel gelişiminin paralel ilerlemesi gerekir”

SORU: 2005’teki ilk albümde Kıbrıs’tan şarkılar yapan Okan Ersan, 2011’de 2. albümde Akdeniz ve İstanbul’la ilgili şarkılar ve bu albümde de evrendeki Nibiru galaksisiyle ilgili şarkılar yaptı. Bu albümlere yansıyanlar bir farkındalık, bilinç açılması ve kişisel aydınlanma süreci midir?
ERSAN:
Ben sanatçının icra ettiği sanatı ile kişisel gelişiminin paralel ilerlemesi gerektiğine inanıyorum. İnsan ilişkileri, okuduğun kitaplar, dinlediğin müzikler ve kendi donanımını artırması, yaptığın projeler ve buradan çıkardığın dersler hep kişisel gelişim başlığı altında değerlendirilebilir.

   Sanatımı yapmaya çalışırken uydurma değil, kişisel gelişimime paralel üretimler yapıyorum. 2004’teki To Whom It May Concern (İlgili Makama) Guitarist Dergisi’ne yazılmıştı. Yılın Gitaristi Yarışması’na gönderdiğim bu eser biraz ironi, biraz komedi, biraz mecazi anlamları olan bir parçaydı. Bu benim caz-fusion dünyasına ilk adım attığım albümümdü.
   Sonrasında Almanya konserleri ve Yamaha ile Türkiye konserleri sırasında yolum Konya’daki Şems ve Mevlana’dan geçti. Oralardan aldıklarım ve okuduklarımla da birlikte tassafuv ve doğu müziği ile batı caz müziğini birleştirme fikrini müzikal olarak hayata geçirmeye karar verdim. 

   Neyzen Ozan Irmak, vurmalı sazlarda Mısırlı Ahmet’i ekibe kattım ve doğu ile batıyı 2011’de çıkardığım A Reborn Journey albümümde birleştirdim. Bir bilim olarak gördüğüm müziği matematiksel olarak da sağlam bir düzleme oturttum ve özü (duygu) de ekleyerek öz-biçim ilişkisini bozmadan albümü yayınladım. Grammy Ödülleri’ne başvurdum, ilk 30’a girdik. Beni Türkiye’de ve burada başkaları da izledi. Tabi illa aday olayım diye bir iddiam yoktu. Sadece Kıbrıs’ta da bunlar yapılabiliri göstermek istedim.

SORU: Araştırmaların nasıl sürdü?
ERSAN:
Bu 2. albüm sonrasında kişisel ve müzikal gelişim devam etti çünkü ben müzik çalışan da bir insanım. (Yeni analiz ve besteler, okumalar). Bir de küçüklükten gelen astrofizik merakımı da birçok okumalarla, araştırmalarla geliştirdim.

   Dini bir inanca sahip değilim (Deistim). O dönemlerde Sümer tabletlerini incelemeye başladım. Sümer tabletlerinde Nibiru (Mardut) gezegenini keşfettim. Oradaki Annunaki uygarlığını da keşfettim. Bu araştırmalarım, 3-4 yıl geriye kadar gider. 1977’de dünyaya gelen WOW sinyalini de takip ettim.

   77 öncesinde böyle bir sinyal yok ve ikincis de olmadı. Bu sinyal o güne kadar insanların bilmediği elemetlerin sürtüşmesinden oluşan bir kod idi (6EQ4J5). Ben bu sinyali alarak müzik programının içine attım, genişleterek içindeki ritmi buldum, o yakaladığım ritmi sinyalin kodu ile birleştirerek morsa çevirdim ve üzerine müzik yazdım.

SORU: İnsan-evren ilişkisi, insanoğlunun evrendeki yeri gibi konuları, müziğine yansıtan hangi müzisyenler var?
ERSAN:
Tabi birçok türde evrenle ilgili müzikler yapılmıştır. Mesela Chick Corea’nın çalışmaları, Scott Henderson’un son “People Mover” albümü de bu konulara değiniyor ama benim albümüm bütünüyle evreni ele alan dünyadaki belki de ilk veya ilk albümlerden birisidir.

SORU: O zaman albümün derinliklerine dalma vaktidir? Ne zaman böyle bir albüm yapmaya karar verdin?
ERSAN:
Benim aklımda böyle bir albüm yapma fikri hep vardı. Böyle bir albüm yapacak bilgiye sahiptim ama besteci olarak, gitarist olarak bunu yansıtabilmek için bazı şeyleri de öğrenmem lazımdı.

   2 yıl modal harmony çalıştım. Tekniğini öğrendikten sonra hepsini birleştirdim.

SORU: Albümde WOW’la başlayan kronolojik bir olay akışı da hissediliyor.
ERSAN:
Albümde chapterlerle giden bir sıralama vardır. İlk parçamız WOW sinyali. WOW sinyali (illa da uzaylılardan, Annunakilerden geldiğini söylemiyorum) 40 ışık yılı uzaktan geldi. Nibiru’dan geldiğini veya bir supernova, hipernova patlamasından geldiğini iddia eden çeşitli komplu teorileri mevcuttur.

   2. parçamız ışıktan bahseder. Işık, ışık hızı uzay zamanda çok önemli bir elemettir. İçinde bilgiler barındıran uzay zamanı da bükebilen bir enerjidir. 3. parçamız Deep Field, Hubble’dan yola çıkılarak kullanılan derin alan taraması demektir.

   4. parçamız Gravıtıonal Way yerçekimi ile alakalı olan ve uzay zamanın bükülmesini anlatan bir parçadır. Bunda NASA’nın evrenden kaydettiği gerçek sesler de kullanılmıştır. 5. parça, Transcending göçü anlatır. Bu bir ölüm, dijital bir göç veya ışınlanma da olabilir.

banner9
   6. parça Nibiru, gezegenin adıdır. 7. parça Space Jungle uzay vahşi ormanındaki insan bedeni ve düşüncesi ile Annunakilerin ilk karşılaşmalarını anlatır. Bu bir sanatçı düşüncesi yaklaşımıdır. Örneğin Ümit İnatçı’nın yaptığı kapakta bir anlatım dili vardır. Bu kapakta anlatılan mikrokozmos-makrokozmos gibi birçok tema vardır. Albümü çok iyi anlatıyor. İçine bir de İngilizce şiir yazdı sağolsun. Ümit hoca, Space Jungle parçamıza bir yaklaşım sergileyerek bir klip çekti.

“Annunakiler dünyadaki Homonid ırkına kendi genetik aktarımlarıyla insan ırkını yarattılar”

SORU: Bu Annunakileri biraz konuşalım mı?
ERSAN:
Ben yüzde yüz Annunakilerin varlığına inanıyorum. Sümer tabletlerinden yola çıkıyoruz. Sümerler ilk yazıyı bulan uygarlık olarak bu yazıyı nasıl buldular, bunu tabletlere nasıl yansıttılar, evreni-güneş sistemini nasıl çizdiler, bütün gezegenlerin güneşe olan uzaklıklarını nasıl bilebilirlerdi?

   Sümerlere göre dünyaya Annunaki uygarlığı geldi. NASA’da Planet X dedikleri, Marduk denilen Nibiru gezegeni 3 bin 600 yılda bir güneş sistemine girer ve Sümer tabletlerine göre geniş gelen bir yörüngeye sahiptir. Bu gezegende yaşayan Annunaki uygarlığı insanlardan çok uzun, büyük yüzleri olan varlıklardır. 

   Tabletlerde bu çizimleri vardır. Kendi gezegenin atmosferinde bir bozulma olan ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan bu uygarlık evrendeki en iletken element olan altının tozunun dünyada olduğunu keşfederek buraya geliyorlar. Yüzyıllar süren bir altın çıkarma süreci yaşanıyor ve o dönemde yaşayan hominid ırkına  kendi genetik aktarımlarını yaparak Sümer tabletlerine göre insan diye adlandırılan ırkı yaratıyorlar.

   Köle olarak çalıştırdıklara insan ırkının ilkine de Adem (Adam) ismini verdiler. Annunaki’nin An’ı mutlak yaratıcı(tanrı) demektir. Mısır piramitlerinden, Göbeklitepe’ye, Stonehenge’ye birçok yerde Nibiruların izlerini görüyoruz.

“Dünyaya bırakabileceğim ufacık bir iz için sanatsal bir albüm yaptım”

SORU: Nibiru albümünü yaparken neleri hedefledin?   
ERSAN: Ben albüm yaparken olaya sanatsal olarak yaklaşırım. Bu albümü dinleyici kaygısı olmaksızın yaptım. Tamamen kendim için ve dünyaya kendi adıma bırakabileceğim ufacık bir iz için yaptım. Aslında bu albümün altında yatan “Biz kimiz, nereden geldik, varoluş, nereye gideceğiz?” gibi sorulara getirdiğim yaklaşımlardır. Nibiru sosyal medyada çok fazla takip edilip dinlenen bir albüm oldu.

   Avrupa Uzay Ajansı albümün linkini paylaştı. Jazz in Europe, All About Jazz gibi büyük internet siteleri albümü paylaştı. Çok güzel şeyler yazıldı. Nibiru’yu “Pioneer” (yenilikçi, atılımcı, öncü) olarak değerlendirenler de oldu.
   Ben hikayesinden kapağına ve müziğine, kayıt ekibinden stüdyo ekibine kadar sanatsal bir yaklaşımla bir albüm yaptım. Dinlemesi zor bir albüm değildir.

SORU: Nibiru bir nevi evrendeki diğer canlılarla bir tanışma/iletişime geçme albümü de olabilir mi?
ERSAN:
Keşke öyle olabilse. Son parçada Annunaki dili de kullandım. Ben bu dili çözen uzmanlardan izin de alarak son parçada o sesleri kullandım. Meteorlar, gezegenler, bükülmeler, patlamalarla dolu vahşi, kaotik yapıya sahip uzaydaki bu durumları ben “Space Junge” olarak algılıyorum.

“Bu uçsuz bucaksız evrende sadece yaşayan canlı insanın olması mümkün mü?”

SORU: Evrende yalnız değiliz ama bir türlü arada bir korku kuşağı yaratılıyor. İnsanoğlu ile evrendeki diğer varlıklar meselesine nasıl bakıyorsun?
ERSAN:
Ben uçan daire geldi, birileri dünyaya indi, birilerini aldı götürdü görüşlerine çok inanmıyorum. Olabilir tabi ama bana mantıklı gelmiyor. Sadece Samanyolu dediğimiz dünyanın da yer aldığı galakside 100 milyarın üzerinde güneş sistemi var. Bütün evrende ise açıklanan 100 milyarın üzerinde galaksi var. Bu uçsuz bucaksız evrende sadece yaşayan canlı insanın olması mümkün mü?

   Uzayda yaşayan mikrobik canlılar, bakteriler de var. Bize benzeyen ama düşünce olarak çok daha ileride olan uygarlıklar/varlıklar olduğuna çok inanıyorum. Bu gelişmiş uygarlıkların adaletsizlik, kavga, gasp, savaş gibi kötü konuları kafalarında çözmüş olmaları gerektiğini ümit ediyorum.

   Biz tabi ki bunları çözmedik o ayrı konu. Bize ulaşmaları için ışık hızını, uzay zamanı, solucan deliğini çözmeleri lazım. İnsan bilmediği şeyden korkar. Ben evrenin gücüne farklı yaklaşıyorum. Bildiğin gibi Amerika’nın algı operasyonları bağlamında yaptığı Hollywood filmleri de var.

“Siz-biz, dost-düşman, yerli-yabancı gibi ayrımlara inanmıyorum”

SORU: Nibiru gezegeninden konser teklifi gelirse Volkan, Eylem ve Serkan mı gidiyorsunuz?
ERSAN:
Tabi ki bu ekiple her yere giderim. Volkan Öktem davulda, Eylem Pelit basta, Serkan Özyılmaz keyboardda ve ben gitar ve vokalde albümde çaldık. Can Stüdyoları’nda Erkan Akgün tarafından kaydedildi, mix de Erkan Akgün’a aittir. 

   Masteringini ise Selim Sayarı yaptı. Albüm kapağını Ümit İnatçı çalıştı ve sanat yönetmenliğimizi de Eren Yağmuroğlu yaptı. Albüm tamamen yerli malıdır, yurdun malıdır. Albüm bu topraklarda düşünülüp planlanıp üretilen evrensel bir sanat açılımıdır. Ben zaten hiçbir çeşit siz-biz, biz-öteki, bizim dinimiz-diğer dinler, dost-düşman, yerli-yabancı, komşu devletler-düşman devletler gibi ayrımlara inanmıyorum. Facebook’ta yaşadığı yere Samanyolu yazıyorum.
    Kuzey Kıbrıs topraklarında yapılan her güzel sanatsal aktivite, eser, iş toplumumuzın var olmasına, medeniyet olmasına, başka toplumlar tarafından öğrenilmesine, anlaşılmasına (tanıtma) katkıda bulunur.

“Bir sonraki albümde belki de içe (beyindeki nöronlara) döneceğim”

SORU: Bir de somut konser programından bahsedelim?
ERSAN:
Evet. Şimdi Almanya’ya gideceğim. Önümüzdeki yıl İtalya planlarım var. Ümit İnatçı ile çok güzel planlarımız, çalışmak istediğimiz ortak projelerimiz var. Bugünlerde Türkiye’de bir Yamaha Workshop yapacağım. Sürekli birşeyler var. Nibiru albümü benim için bitti şimdi sırada yeni şeyler var. Albümün kliplerinde insan beyni ve nöronları gösteriyorum. Evreni insan beynindeki nöronlara benzetiyorum. Aslında bize çok uzak olan yer bizim beynimizin içinde. Bu albümle ben de dinleyiciye bir sinyal veriyorum. Belki de içe döneceğim.

“Kaygılardan uzak müzik yapıyorum”

SORU: Hayatta kendini yalnız hissettiğin oluyor mu? Özellikle bu topraklarda...
ERSAN:
Hayatta kendimi yalnız hissetmem ama hissetmeye çalışırım. Bazen ihtiyacım olan odur. Yalnız hissetmeyi başardığım anlarda hayatın bize dayattığı algılardan arınırım ve dayatılan sistemden ayrı bir algıya girerim. Yalnızlaşmak iyidir. Bu sistem içinde yaşarken o beynin içindeki kilit açılmıyor.  Farklı bir algıda görüp yaratmadıkça da popüler şeyler üretirsin. Hep kaygılar seni yeyip bitirir. Ben bu kaygılardan uzak müzik yapıyorum.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner107

banner96