Pervin Ulual’ın kaleminden; “Süreyya’nın Derinleri”

banner37

Pervin Ulual’ın kaleminden; “Süreyya’nın Derinleri”
banner87

Aliye ÖZENCİ  

Pervin Ulual’ın, ilk romanı olan “Süreyya’nın Derinleri” okuyucuyla buluştu.
   Roman, 1974 ve ileri bir tarih olan 2032 yılları arasında geçiyor.
   Sade ve akıcı bir dille kaleme alınan romanda, savaş, savaş travmaları, göç, yokluk, ganimet, kayıplar, özlem, aşk, ihanet ve daha birçok konu işleniyor.
   Kitabı okurken, duygulandığım, acı-tatlı tebessüm ettiğim anlar oldu. Kıbrıs Türk kadınının tarih boyunca güçlü ve cesur duruşunu, bir kez daha bu hikayede görme fırsatım oldu.
   Pervin Ulual, kitabının içeriğini şöyle anlatıyor:
   “Kıbrıslı Türk bilim kadını, Nobel Fizik Ödülü kazanır. İşte ne oluyorsa bundan sonra oluyor ve bölünmüş bir ülkenin ambargolar altındaki tanınmamış yanından çıkan bu başarı hikayesi, tüm dünyanın dikkatini Kuzey Kıbrıs’a çeviriyor. Nobel’li Bahar’ın annesi Süreyya birdenbire kendini bir roman kahramanı olarak buluyor. Artık onun derinlerine inme zamanıdır”.
   Pervin Ulual’ın ilk çalışması olan roman 238 sayfa ve Karina Yayınları’ndan çıktı. Kapak fotoğrafı ise Tevfik Ulual’a ait. 
   Kitap, ülkemizde tüm Deniz Plazalar, Işık Kitapevi, Rüstem Kitapevi, Galeri Kültür, Saydam Berberoğlu, Gülver Kitabevi ve KhoraKitapevi’ndeayrıca Türkiye’de online (D&R, Pandora, Kitap Yurdu, Nobel Kitap, İlkNokta gibi ) alışverişle temin edilebiliyor.
  
Pervin Ulual kimdir?
Pervin Ulual, 1967’de Baf kasabasında dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Güzelyurt’ta tamamlayan Ulual, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi, Kimya Bölümü'nü bitirdikten sonra Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi, Klinik Biyokimya Bölümü'nde ihtisas yaptı.
   1995’den beridir kendine ait özel bir tıbbi tahlil laboratuvarı çalıştıran Ulual, “Okumanın keyfini geç keşfettim” diyerek, yazmaya başlama hikayesini şu cümlelerle anlattı:
   “Ancak bu keyfi tattıktan sonra elimden geldiğince okumaya çalıştım. İki sene kadar önce bir grup kitapseverle kitap kulübü kurduk ve her ay toplanarak belirlediğimiz kitapları okuyup, tartıştık. Yazma serüvenim bir arkadaşım tarafından konuşma esnasında iyi betimleme yaptığım gerekçesiyle yüreklendirildiğim için başladı ve bunun için çok mutluyum. Sanatı seviyorum”.

“Yazmaya en iyi bildiğin şeyden başla…”

 Esas mesleği dışında yazma konusunda da hünerlerini gösteren Ulual, bu konuda da ne kadar yetenekli ve başarılı olduğunu kaleme aldığı ilk romanıyla göstermiş oldu.

   Ulual, arkadaşından aldığı destekle bu yolda attığı ilk adımı şöyle anlattı:
   “Aslında yola çıkışım Süreyya’nın Derinleri’ni yazmak üzere değildi. Ben Kıbrıs tarihi zemininde tamamen gerçeğe dayalı, savaşın ortasında kalmış ve ayrı düşmüş bir ailenin dramını anlatmayı planlamıştım. Hep derler ya, ‘yazmaya en iyi bildiğin şeyden başla’ diye, ben de savaşı anlatacaktım.
   Hatta babamın ablama yazdığı ve her okuduğumda kendimi ağlamaktan alıkoyamadığım mektuplar var elimde, onları da belge olarak kitabın sonuna koymayı planlıyordum. İlk yazdığım dosya buydu ve çalışmamı bir editöre göndermiştim. Editör, bilgi birikimi ve sağlam ifadeler açısından çok beğendiğini söylese de sıkıcı bulduğunu ve iyi bir roman olabilmesi için belli başlı unsurlara dikkat etmem gerektiğini söylemişti. Bu şekilde üç kez yeniden ve yeniden yazdım. Ancak istenilen noktaya gelemediği için o çalışmayı rafa kaldırıp, sil baştan kurgu ağırlıklı başka bir roman yazmaya koyuldum”.
      Yaklaşık 5 buçuk yıllık bir çalışma yapan Ulual, bugün gururla “Süreyya’nın Derinleri” romanını okuyucuyla buluşturmanın mutluluğunu yaşıyor.


  
Zamanı ileri almak
Ulual, Süreyya’nın Derinleri kitabında, Kıbrıs’ta tarih boyunca yaşanan acıları, duyguları ve adaya ait birçok materyali romanında topladı.
   Okuyucuya o dönemleri en iyi şekilde anlatabilmek için uzun ve yorucu bir yola çıktı. “Hemen hemen her aşaması zordu” dediği hikayesinde zamanı ileri alıp 2032 yılına giden Ulual, çalışma sürecinden de söz etti:
   “Yalnız bu kitap için değil, her kitap için ciddi şekilde çalışkan bir öğrencinin ders çalışması gibi okumanız gerekiyor. Örneğin bu kitapta Kıbrıs tarihi, antropolojik çalışmalar, Nietzsche, Vivaldi,Alfred Nobel ve Nobel ödüllerinin tarihi gibi konuları araştırdım. Hatta bir rüya sahnesinin içinde geçen iki satırlık zurna enstrümanı için bile değişik kaynaklar okuyup bilgiler elde ettim. Savaşı yaşamış insanlarla röportajlar yaptım. Ta Osmanlı döneminden hiç bilmediğim 2032 yılına kadar, yani 461 yıllık bir tarih içinde dolaştım.
   İnsanın bilmediği zamanlar ve ortamlar için öngörüde bulunması hiç kolay değil. Sözgelimi 2032’de nasıl bir teknolojik gelişmeyle karşı karşıya kalacağız? Belki de çocukluğumuzda seyrettiğimiz Jetgiller çizgi filminde olduğu gibi araçlarımız karada değil havada yol alacak veyahut nasıl bir Kıbrıs’ta yaşayacağız? Bunlar beni çok zorladığı için bazı şeylerin geçen zamana rağmen hiç değişmediğini varsaydım”.
   Ulual, sadece kitabın hazırlanmasında değil, yayınlama sürecinin de sıkıntılı olduğunu söyleyerek “Yayınevlerinin neredeyse hepsi sadece meşhur yazarlarla çalışmayı tercih ediyor. Ne acıdır ki gönderilen dosyalara çoğunlukla olumsuz dahi olsa yanıt verilmiyor” dedi.
   Ulual, kaleme aldığı Süreyya’nın Derinleri kitabında ince ince işlediği çok şey olduğunu söyleyerek, “Süreyya karakteri Kıbrıslı Türkler’in birçok özelliğini taşıyor. Beyin göçüne, hep yanında olmasını istediği evladının hasretine, belirsiz geleceğe isyan ediyor. En çok da savaş travmalarını ve bunun bitmeyen etkilerini ve sosyo-kültürel yapıyı irdelemek istedim. Savaşsız bir dünya hayal ediyorum. Gerçekte olmayacağını bile bile bunu düşlüyorum. Kendimi umut etmekten alıkoyamıyorum. Dilerim tüm coğrafyalarda sorunlar diplomatik yollarla çözülür” dedi.
   Ulual ikinci kitabını yazmak üzere hem kurmaca oluşturma hem de bilgi toplama çalışmalarına başladığını söyledi.
  

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2019, 12:50
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER