banner6

Şairin dünyasının şiire yansıması

banner37

Şairin dünyasının şiire yansıması
banner8

Ahmet UÇAR

Her sanatta olduğu gibi şiirde de belli bir yolculuk süreci bulunur. Kendi dilini, daha şiirsel bir deyimle kendi evini arayan şair kitaplarla, kelimelerle, doğayla, gündelik yaşamla ve bunun gibi birçok şeyle etkileşim içerisindedir.


Şairin etkileşim içerisinde olduğu bu “Şey”ler şiirine de yansırken aynı zamanda şiirine ruh verir. Bu nedenle şairin dünyaya bakışıyla şiiri arasında belli bir paralellik söz konusudur –ancak şiiriyle hayatı çelişen kişileri yadsımamak gerekir-.


Şiire, yaşamın şiire çevrilmesi olarak baktığımızda yaşamın mı şiirleştiğini yoksa şiirin mi bir yaşantı olarak kendine varlık alanı bulduğunu anlayabilmek zor yanını korumaktadır.


Kurguya daha çok öncelik tanınan öykü ve roman gibi sanat alanlarında yazarın hayatıyla eseri arasındaki birtakım uzaklıklar söz konusuyken, şiirde böylesi bir kurgusallık genellikle bulunmaz.


Şiirdeki kurgusallık öyküleyicilikten çok dilsel anlamda kendini göstermektedir. Bu kurgusallık da şairin istemsizce veya belli amaçla hedeflediği temaya uygun imgesel bir sistem kurgulamasıdır.


Bu imgesel sistemde nesneler, kuşlar, yollar, sokaklar alışılmadık bir şekilde bağdaşarak yeni tamlamalar ve anlamlar kurgular.


“Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde/ Saçının her telinde ayrı bir kalp çarpıyor” dizelerine bakıldığında kalp ile saçın bağdaştırılması, saçın canla birlikte düşünülmesi dilsel bir kurgu olarak kendine yer bulur.


Yukarıda adı geçen diğer sanatlarda etkileşim içerisinde olunan “Şey” ler yazarın özgün bir yaratısı, otobiyografiden uzak bir ürünü olarak düşünülmek istenirken, şiirde ise dilsel eylemde bulunulurken ortaya çıkan ürün şairin doğrudan kavradığı bir dünya olarak anlaşılmaktadır. Yani şair bakarken gördüğü dünyayı şiirinde haritalaştırmaktadır.


 

Dünyanın farklı yansımaları


İoanna Kuçuradi, İnsan ve Değerleri kitabının giriş kısımlarında aynı durum ve koşullar içerisinde bulunan kişilerin aynı olay ve durumlara farklı farklı tepki vermelerinin dikkatini çektiğini belirtir ve insanın değer atfetme, değer biçme, değerlendirme gibi birçok unsurla dünyaya baktığını söyler.


Nitekim değer atfetmede kişi kendisine yakın olan ve kendi menfaatini sağlayan şeylerin diğer şeylerden daha değerli olduğunu düşünür. Mesela edebiyat öğrencisi için felsefe, fizik öğrencisi için matematik dersi daha değerli olabilir.


Görüldüğü gibi her insanın baktığı şeyle gördüğü şey arasında belirgin bir fark söz konusudur. Bu nedenle dünyaya bakan her insan farklı bir dünya görecektir  ve bu insan bir şairse her şiir içerisinde farklı bir atmosfer taşıyacaktır.

 “Kestim kara saçlarımı n’olacak şimdi

banner134

Bir şeycik olmadı deneyin lütfen

Aydınlığım deliyim rüzgarlıyım

Günaydın kaysıyı sallayan yele

Kurtulan dirilen kişiye günaydın

Şimdi şaşıyorum bir toplu iğneyi

Bir yaşantı ile karşılayanlara

Gittim geldim kara saçlarımdan kurtuldum.”


Gülten Akın’ın Kestim Kara Saçlarımı isimli şiirden alınan bu bölümlere göz attığımızda şairin dünyaya bakışı konusunda bilgi sahibi oluruz.


Şair kara saçlarını kesmede, yelin kaysıyı sallamasında farklı bir yan bulur. Daha doğrusu şair bilinç altının itimiyle dünyaya baktığında bunları görür.


Toplu iğnenin de şiir içerisinde kullanılması şairin etkileşim kurduğu nesnelerin arasında iğnenin de yer aldığını gösterir.

“ey güzel harf güzel kağıt güzel kalem.

sana nehirlerden rüzgarlardan söz ediyorum

benim için nehirleri eğit,su yolları aç.

ben ki daha ağzı lekeli bir çocukken

yürürken gördüm bir gün nehirleri

nehirlerin rüzgarların sözü yaşar

ben ağzının yaprağıyım,bir yere yaz bunu.

ey güzel el yazısı güzel mürekkep güzel uç.

beni küçük su birikintileri büyüttü.

beni anlamak için su birikintilerine sor

su unutmaz:daireler çizerek dikkatle çalışır.

benim için yapraklar topla,yatağını lekele.

ben bu akşam doğruyum,karıştır saçlarımı.”


İlhan Berk’in  Akşama Doğru isimli bu şiirine bakıldığında şairin dünyaya baktığında gördüğü şeyler hakkında bilgi sahibi oluruz.


Şair dünyaya, nesnelere ve dünya ile nesneleri yaratan kelimelere baktığında kağıt, kalem, mürekkep görmektedir.


Şair, dünyaya baktığında nehirleri görür  ve nehirleri kişileştirerek nehirlerin akışını yürüyüş olarak adlandırır. Şair küçük su birikintilerini de görmektedir ve “beni küçük su birikintileri büyüttü. / beni anlamak için su birikintilerine sor / su unutmaz:daireler çizerek dikkatle çalışır.” Şeklinde devam eder.

 “İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım

Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından

Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından

Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar

Şu aranıp duran korkak ellerimi tut

Bu evleri atla bu evleri de bunları da

Göğe bakalım”


Turgut Uyar’ın Göğe Bakalım isimli ünlü şiirinden alınan yukarıdaki dizelere bakıldığında Turgut Uyar’ın dünyaya baktığında göğü, kaçamak ışıkları, şeker kamışlarını, bebe dişlerini, yaban otlarını gördüğünü fark ederiz.


Bu kelimeler ve nesneler olduğu haliyle sadece bir adken imgesel bir şekilde kurgulanarak farklı bir boyut kazanır.


Tüm bu unsurları düşündüğümüzde her insanın dünyaya bakarken farklı şeyler ve farklı nesneler üzerine odaklandığını görürüz.


Bir insan olarak şair de bu farklılıkları yani baktığında gördüğü dünyayı şiirine yansıtmaktadır. Kimi şair dünyaya baktığında nehirleri, kalemi, kağıdı; kimisi kara saçlarını, iğneyi ve kimisi de gökyüzünü, çocuk dişlerini, yaban otlarını görür.


Şairin, yaşamı içerisinde gördüklerini şiirleştirmesi hem yaşamın şiire dönüşümü hem de şiirin bir yaşantı kazanması olarak düşünülebilir. Yineleyecek olursak, şair, bakarken gördüğü dünyayı şiirinde haritalaştırmaktadır.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104