banner6

'Sanatçıları yok ederseniz ülkeyi karanlığa gömersiniz'

banner37

İşçilerin yaşadığı emek sömürüsünü ve iş cinayetlerini konu edinen Babamın Kanatları’yla, En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü alan  sanat emekçisi Menderes Samancılar’la, sinemayı, Türkiye’yi ve onun gerçeklerini konuştuk

'Sanatçıları yok ederseniz ülkeyi karanlığa gömersiniz'
banner151 banner143

Murat OBENLER

“Babamın Kanatları” filmi ile hem Adana hem de Antalya Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’ne uzanan ve duruşuyla örnek bir kişilik olan Türkiye’nin önemli karakter oyuncularından Menderes Samancılar ile Antalya’da samimi bir sohbet gerçekleştirdik. Bir sinema emekçisi ve mücadele insanı olan Samancılar ile ödül aldığı film, Türkiye’de sinema ve yaşam üzerine söyleştik...
  
Amacımız bu güzel evlerin o inşaatlarda ölenlerin kanlarıyla sıvandığını insanlara göstermektir”

Aoru: “Babamın Kanatları” filmi güvencesiz işçiler başta olmak üzere plansız gelişen şehirler, paranın esiri olan ve kişiliksizleşen insanoğlu, dejenere olan değerler ile sömürünün gittikçe arttığı inşat sektörü gibi konuları beyazperdeye aktarıyor. Siz filmi sürükleyen ustabaşı İbrahim karakteri olarak bu filmde nasıl yer aldınız?

Cevap: Bu film yönetmenimiz Kıvanç Sezer belli sancıları taşıdıktan sonra çekmeye karar verdi. Biz bu sancıları yıllardır çekiyoruz. Ülkemizde had safhaya varan işçi ve emek sömürüsü var. İnşaat işçileri da bu sömürünün en başını çekiyorlar. Maden işçileri de var. Aslında emek mücadelesi veren her kesimin bir sömürülme süreci var. Bu sömürülme süreçleri daimileşmiş durumda. İnşaat sektöründe taşeron sistemi söz konusu. Bu taşeron sistemi Türkiye’de ilk başta işçilere iş, güç ve güvence verecekmiş gibi lanse edildi ama şimdi baktığımızda ne iş güvenliği ne de emeğin karşılığı var. Bu konularda sancılarımız olduğu için birlikte yol çıktık. Benim oynadığım karakter Van Erciş’li. O yüzden Van’a gittik, insanlarla buluştuk. Daha önce inşaatlarda ustalık yapmış, deprem mağduru olmuş insanların hayatlarını gözlemledik, asıl problemlerini inceledik. Biliyorsunuz deprem önce yoksulları vurur. Buradaki amaç insanlar böyle güzel, boyalı,cilalı evlerde otururken o inşaatlarda ölen insanların kanlarıyla sıvandığını göstermektir, hatırlatmaktır. Uykuları kaçsın istedik. Emek, özgürlük ve ekmek kavgasının ne olduğunu bunlar da anlasın diye, anlamalarına katkısı olur diye bu filmi yaptık.

“Ahlaksızlıklar devam ediyor”

Soru: Filmde yaşamı para ile satın alma ve inşaatlarda gerçekleşen ölümleri kaza gibi göstererek ölümleri de onursuzlaştıracak ahlaksız teklifler de yapılıyor. Patronların taşeron üzerinden uyguladığı bu ahlaksız yöntemlerin sona ermesi için bu film bir ışık yakıyor. Sizce bu ışık ne kadar etkili yanıyor?
Bu gerçekte de böyle oluyor. Ahlaksız teklif olan bu canın karşılığının para ile kapatılması halen daha geçerli. Bizim bu konuları konuştuğumuz şu anda bile bu ahlaksızlıklar devam ediyor. Bu proje ile bu insanların uykusunu kaçırmak istedik. Her şeyin sütliman olmadığını bilmelerini istedik.
  
“Devletin güvencesi olmadığında vatandaş sömürülmeye mahkum ediliyor”

Soru: Ekmek için başka diyarlara savrulan ailelerin hikâyesi de çok dramatik. Bu filmde de bunu çok iyi veriyorsunuz. Parçalanan ailelerle ilgili neler söylemek istersiniz?
Cevap:
Aile babası İbrahim’in yaşadığı olaylar hep yaşamda da olmuş olaylar. Filmin asıl çıkış noktası inşaattan düşerek ölen üniversite öğrencisidir. Yönetmen tanıdığı bu kişinin ölümü (katledilmesi) üzerine bu senaryoyu yazmaya başlıyor. Gazetede bu vahşeti görünce bu konuda film çekme kararı veriyor.  Kurmaca ama gerçek. İbrahim’in hikâyesi bugün yaşadığımız gerçeklerden farklı değil.  Bizler de yaşadık. Adam ölümcül hasta ama ailesi için çalışmak zorunda kalıyor. Tedaviye, istirahata vakit yok. Devletin güvencesi olmadığı zaman vatandaş sömürülmeye mahkum ediliyor. Burada da devlet güvencesi yok ve emekçiler çok rahat sömürülüyor.
 

“Yusuf karakteri bu cendere içindeki günümüzün kaypak insanını anlatıyor.”

Soru: Filmde bireysel çıkarlarını ön planda tutan ustabaşı yardımcısı Yusuf karakteri üzerinden de örgütlü hak alma mücadelesi püskürtülüyor...

Yusuf karakteri bu cenderede bireysel mücadele vererek kendini kurtarmaya çalışan günümüzün kaypak insanını anlatıyor. Tercihini arkadaşları değil de sistemin temsilcisinden yana yaptığında kendini kurtaracağını sanıyor ama o büyük bir yangına sadece benzin taşıyor. Amacı patrona yalakalık ederek,işbirliği yaparak bireysel sınıf atlamak. Onun öyle lüks evlerde oturma hayali olduğu için bunları yapıyor. Yusuf endişe veren bir karakter. Tehlikeli bir kişi. Amcasını da satabilir.
  
“Önemli olan film yapmayı uzun vadeli kaliteli bir şekilde sürdürebilmek”

Soru:  İlk filmini çeken genç yönetmenlerin çoğunluğu daha ikinci filmini çekemeden ortadan kaybolup gidiyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Öncelikle mesele yönetmenin kendini filme vermesiyle ilgili. Niyet film yapmak ama bunun maddi karşılığını da bularak ilerlemek lazım. Para bulan, borç harç eden ve/veya biraz da kendi parası olabilen bu işi sürdürmeye çalışıyor.Önemli olan kaliteli bir şekilde sürdürebilmek. Kimisi ilk filmdeki başarıyı yakalayamıyor kimisi de başararak daha birçok film çekiyor. Kimisi ilk filmde göz doldurmuyor ama ikinci, üçüncü filmde patlamayı yapıyor. Bu ülkenin sosyoekonomik yapısıyla da o günkü  sosyal yapısıyla da ilgili. Bir ülkede her yerde bombalar patlıyorsa senin filmin de gişede patlar. Bu içinde bulunduğumuz dünya markası otelin defalarca el değiştirmiş olması vahim bir durum yaratıyor. Çünkü ülkede terör var o yüzden de turist gelmiyor. Filmler de terörle paralel gider. Bu konular çok ciddi mücadeleler yapmayı gerektiriyor.
 

“Eğer  ülkenin özgürleşmesi için sanat yapıyorsan işin iki katı daha zor”
  

Soru: Türkiye’de film yapmak da mücadele vermek de zor. Bu durum bence endişe verici. Bu durumdan nasıl çıkabiliriz?
Cevap: Ülkemizde sanat yapmak,sanatla uğraşmak çok  zor. Eğer halkına hizmet etmek eksenli, emek eksenli ülkenin özgürleşmesi için sanat yapıyorsan işin iki katı daha zor.
  

“Bizim mesleğimizde sokaklarda yaşlanıp ölen insanlar da var”
  

Soru: Oyuncu camiasında da bu güvencesiz çalışma aldı başını gidiyor. Türkiye’de 60 yaşından sonra unutulup giden birçok yıldız var. Dizi ve sinema sektörü vefa duygusunu kaybediyor mu?
Cevap: Bizde bu mesele nankör. Devlet sanata ve sanatçısına sahip çıkmadığı sürece biz bu kaygıları her zaman yaşayacağız.Çünkü önce ülkenin demokratikleşmesi gerekir. Eğer demokratik değişimleri hazmedemeyen bir toplumda yaşıyorsanız sanatla uğraşmak çok zorlaşıyor. Bizim mesleğimizde sokaklarda yaşlanıp ölen insanlar da var. Kimi kendi yolunu çizememiş, kimi de sigortasız ve iş güvencesi olmadan çalışmışız. Bugün artık dizi ve filmlere baktığımda o anki iktidara muhalifsen iş almakta zorlanıldığını görüyorum. Eğer basın ve TV kanalları hükümet edenlere yakın çalışıyorsa o muhalif isimlere iş vermiyor. Tersi olursa o diğerlerine iş vermiyor. Sonuçta Türkiye’de müthiş bir ayrımcılık yaşıyorsun.
  

“Bu toplumu aydınlatmanın yolu bu ülkenin sanatçılarından geçiyor”
 

 Soru: Demek ki Türkiye’deki vatandaşlar ikiye bölünmüş gibi...
Cevap: İkiye, üçe, beşe bölündü. Ülke sanatçılarına düşen ana görev bu birlikteliği ve beraberliği son derece sıkı ve iyi bir şekilde korumak olmalıdır. Çalışmalarımızı,hayata bakışımızı bu kardeş yapıyı bozmadan, birbirimizi kucaklamanın mesajlarıyla dolu işler yapmak zorundayız. Çünkü bu toplumun aydınlanmaya ihtiyacı var. Bu toplumu aydınlatmanın yolu da bu ülkenin sanatçılarından geçiyor. Sanatçıları yok ederseniz ülkeyi karanlığa gömersiniz.
  

“Sanatçıyı özgür bırakırsan ülkeyi de özgür kılarsın”
 

Soru: Devletlerin, hükümetlerin yapması gereken sanatçının sanatını kendi istediği gibi icra edebilme hakkını sanatçıya vermek değil midir?
Cevap: Sanatçıyı özgür bırakacaksın ki sanatçı toplumuna faydalı olabilsin. Sen sanatçıya hem bu yeşil vadide koş diyorsun hem de ayağına pranga vuruyorsun. Eline kelepçe vurduğun kişinin yükseklere tırmanmasını isteyemezsin. Sanatçıyı özgür bırakırsan ülkeyi de özgür kılarsın. Bir ülke emperyalislere karşı mücadele edecekse bunun en güçlü silahı da sanatçılardır.
 

“İçinden geçtiğimiz karanlık süreç de bitecek”
 

Soru:  Kişisel olarak sanatta ifade özgürlüğü konusunda Türkiye ile ilgili endişelerim artıyor.Sizin de endişeleriniz var mı?
15 Temmuz gibi hiç yaşanmasını istemediğimiz bir süreç yaşandı. Hiçbirimizin düşünemediği, içimizi yakan olaylar gelişti. Kendi askerimizin insanımıza ateş edeceğini rüyamızda görsek inanamazdık ama oldu. Ülkece büyük acılar çektik ama bu endişeler geçecek, geçtiğimiz karanlı k süreç de bitecek. Dünya ve ülkemiz neler yaşamadı ki? Bu ülkenin insanları bunları aşmasını becerecektir.
  

Bu ülkede İnce Memed’ler de var o yüzden umutsuz değiliz”


Soru:   Yusuf karakterlerinin etrafı sardığı bir ortamda her gün iyimserlikle kötümserlik arasında gidip geliyoruz...
Cevap:Yusuf gibi karaktersizler, zübükler de var ama bu ülkede İnce Memed’ler de var o yüzden umutsuz değiliz.


“Tarık Akan bu ülkeye gelmiş geçmiş ender sanatçılardan biridir”


Soru:  Vefat eden sanatçı Tarık Akan ile ilgili Adana’da yaptığınız konuşma herkesi çok duygulandırmıştı. Şimdi neler söylemek istersiniz?
Cevap: Tarık Akan benim 42 yıllık meslektaşımdı ve çok sevdiğim bir arkadaşımdı. Adana’daki ödül töreninde çok duygulandım çünkü gusülhanede yıkanmasını kadar içerdeydim. Oradan çıkıp defnettik ve 15 gün sonra ödül töreni olunca beni çok sarstı. Tarık Akan bu ülkede emek ve devrim mücadelesi vermiş önemli insanlardan biriydi. Ekonomik olarak hiçbir sıkıntısı yoktu. Hiçbir şeye bulaşmadan isterse bu mesleği hiç yapmazdı. Ama adam gitti hapishanelerde de yattı, işkenceler de gördü, acılar da çekti, ayrılıklar da yaşadı. Onun için konuşacak çok şey var ama özetle Tarık Akan bu ülkeye gelmiş geçmiş ender sanatçılardan biridir. Toplumu onu her zaman bağrına bastı ve her geçen gün toplumda biraz daha büyüyerek devleşecektir. Tarık Akan hak ettiği sevgiyi her zaman yaşadığı toplumdan görecektir.
  

Güncelleme Tarihi: 09 Kasım 2016, 14:02
YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104