Seni unutmayacağız

banner37

Usta isim Bener Hakkı Hakeri’nin aramızdan ayrılışının beşinci senesi…

Seni unutmayacağız
banner87

Aliye ÖZENCİ

Yıllar geçse de; unutulmayan, akıllara kazınan, yüreklerde hep var olan insanlar olur hayatımızda. Benim için unutulmaz olan isimlerden biri “Kıbrıs’ın Diyojen’i” olarak da bilinen Bener Hakkı Hakeri’dir.


Hakeri, 1936'da Limasol'da doğdu, liseyi Lefkoşa Türk Lisesi’nde okudu. Yüksek öğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde tamamlayan Hakeri, bir süre ilkokul öğretmenliği ve daha sonra da Bekirpaşa Lisesi'nde felsefe öğretmenliği yaptı.


''Kaynak” ve “H” gibi dergileri çıkaran araştırmacı, şair, yazar Hakeri, Kemal Deniz'in yayınladığı “Köylü” gazetesinde yazılar yazdı. Ardından birçok gazetede sanat ve politika üzerine yazılar yayınlayan Hakeri, hayatının son gününe kadar KIBRIS Gazetesi’nde çalışmaya devam etti.


2003 yılında yakinen tanışma fırsatı bulduğum Bener Hoca’yı, 12 Ekim 2013’te kaybettik. O gün bizim için büyük bir şok ve acıydı…


Aramızdan ayrılışının beşinci senesinde de onu sevgi ve saygıyla anmak istedim.


Elinde sözlüklerle bizim yazım hatalarımızı düzeltmeye çalışması, tecrübelerine ve bilgisine dayalı anlattığı hikayeler, anektodlar, sinir olduğu zaman arkasını dönüp söylene söylene yerine gitmesi hâlâ gözümün önünde.


Oldukça bilgili ve bilinçli bir insandı… Ondan öğrenecek nice bilgiler vardı ancak gidişi erken oldu…


İnatçı bir kişiliğe sahip olan Bener Hoca, ayaklı bir ansiklopedi gibiydi… O, bizim için büyük bir değerdi.


Onu, bize bıraktığı eserler ve anılarıyla yaşatacağız. Yattığın yer nur, mekânın cennet olsun hocam...


 

Yayınlanan Eserleri

Lefkoşa'nın Fethi (1956),

Şiirlerle Nasreddin Hoca (1956),

Aşkolsun Aşka (1962),

Limasol Türk Savunması (1964),

Limasol'da İkinci Plevne Savunması (1965),

İnsan Niçin Okur? (1979),

Kıbrıs'ta Halk Ağzından Derlenmiş Sözcükler Sözlüğü (1982),

Kıbrıs'ta Tarihi Eserler (1983,)

Kıbrıs Tarihi (1985)

Hakeri'nin Kıbrıs Türkçesi Sözlüğü (2003)

Şiiristan (Khora Yayınları / Hazırlayan Yıltan Taşçı 2014)

 

 

**

 

Bir şiir

 

Yaşam, sevi ve ölüm

 

Yaşam üstüne yazılan pek çok şiiri,

Okudum tekrar tekrar.

Nedense hiçbiri;

Güzel değildir yaşam kadar.

 

Sevi üstüne yazılan pek çok şiiri

Okudum tekrar tekrar.

Ama gerçek olan şu ki;

Güzel değildir sevim kadar.

 

Ölüm üstüne yazılan bunca şiiri,

Okudum tekrar tekrar,

Ama şu gerçek ki hiçbiri;

Güçlü değildir ölüm kadar.

 

 

**

 

Bener Hakkı Hakeri’nin kaleminden;

 

Ölümden korkan adam ve Epikuros

 


Ölümden çok korktuğunu anlayamadığım için kendimi aptallar listesine katıverdim. Bunca zaman konuştuğum, yiyip içtiğim, dost saydığım birisinin bu fobisini bilmemek, fark etmemek aptallık değilse neydi? Bir de kendimi üniversitede psikoloji okuyan, orta dereceli okullarda bu dersi veren; üstüne üstlük kimilerinin ruhsal bunalımlarına, haddim olmadığı halde, çareler bulan, (söylemesi ayıp değil) tedavi eden ben nasıl oluyor da bir dostumun ölümden bunca zaman korktuğunu göremedim, anlayamadım. Yuh olsun bana!


Bilenler bilir, siz bilmezsiniz eminim; niçin saklıyayım: Benim felsefe tarihindeki bitirme tezim de ölüm üstüneydi. Tezimi, öğretmenlerin seçmesine, saptamasına bırakmayıp kendim seçmiş, kabullendirmiştim de. ‘Felsefede ölüm problemi’ydi bu. Sonradan bunun hayli zaman alacağını düşünerek konuyu dört filozofta ele almağı uygun görünce Macit Gökberk (Tanrı rahmet eylesin!) bunu da evetleyiverdi. Dibelik başlangıçta:


- “Bu konu” dediydi, “doktora tezi olacak kadar geniş. Tezini daha dar alanda alsan olmaz mı?”


Leymosunluluğum tutarak öğretmeni dinlemedimdi. Başıma gelen birçok kötü olgunun nedenlerinden birisi de Leymosunlularda olan bu inatçılık huyunun ikide bir depreşmesinden değil miydi? Neyse ki sonunda Hanya’yı Konya’yı gördüm de Platon, Epiktetos, Çiçeron ve Epikuros’ta ölüm problemini ele alıp didik didik ederek tezimi bitiriverdim. Üniversitede kalarak asistan olma önerisiniyse sıcak bakmadım; doktora benim neyime? Liselerden birisinde öğretmenlik yetmez miydi? Ne muavinlik, ne müdürlük, ne de müfettişlik peşinde de koşmadım. Unvanlardan her zaman nefret ettim, bundan ötürü hep geri cephelerde er gibi çarpışıverdim.
 


İşte o dostumun da ölümden korktuğunu bir içki masasında yükseköğrenimden söz edilirken tezimin ne olduğunu sormasıyla öğreniverdim. Bana:


- “Aman!” dedi, “Sakın şimdi o filozofların ölüm üstüne görüşlerini, dediklerini anlatmağa kalkma!”


- “Neden” dedim ona, “ölüm de yaşamın gerçeklerinden birisi değil mi?”


- “Böyle gerçek eksik olsun.” demez mi?


- “Niye?” diye konuşmağı sürdürdüm, “ Yaşam bir gerçekse karşıtı olan bir gerçektir. Ondan korkmak boşuna.” 


- “ Ben ölümü hiç sevmiyorum.” dedi elindeki içki kadehini masaya bırakarak, “Ölümden söz edeceksen, kusura bakma, hemen kalkıp giderim.” 


Konuşurken yüzüne baktığımdan yüzünün korku filimlerinden korkan ama gene de korku filimi seyretmekten vazgeçmeyen bir insanın korkunç bir sahneyi seyrediyorken aldığı ifadeyi taşıdığını, dahası renginin bile değiştiğini görüyordum. Olgun bir insanın tek bir sözcük karşısında bu denli korktuğuna hiç tanık oldunuz mu, bilemem.
 


- “Nasıl istiyorsan öyle olsun.” dedim ve içki kadehimi kaldırarak uzattım, “Şerefe!”.


- “Şerefe!” dedi ve kadehini uzatarak iki kadehi birbirine vuruverdik.


Bir içki masasında hiçbir zaman ölüme karşı, ölüm sözcüğünden korkan birisiyle o zamana dek kadeh tokuşturmadıydım. Tokuşan iki kadehin çıkardığı ses bana yaşamın karşısında ölümün utkusuymuşcasına geldi. Kafamdan bu düşüncenin geçtiğini ona anlatmağı çok istedimse de anlatamadım, söylemedim. Söylesem neye yarardı? Bunu deseydim dostuma karşı ölümü daha da yüceltmiş olmaz mıydım?


Ölümden sonra var olacağımızı, cennetle cehennem hatta araftan söz ederek diyen dine insanlardan olan o dostum şimdilerde benden hayli uzaktadır. Aramıza ölüm girmedi, kavga mavga da girmedi ama yaşamın beklenmeyen olguları bizi birbirimizden ayrı bıraktı. Arada bir yolda karşılaşmakta, selamlaşmaktayız. Şimdi içkiyi de bırakmağa sağlıksal nedenlerden dolayı zorunlu kalan bu öyküye koymadığım günlerden bir gün söylediğim yaşa sevinci filozofu Epikuros’un sözünü siz okurlarıma da aktarıyorum: “Ben yaşarken ölüm yoktur! Ölüm geldiği anda ben yokum, öyleyse ölümü düşünüp niye üzüleyim?” 


 Doğruya doğru aradan geçen bunca süre içerisinde belki de ölümden korkan o dostum ölüm korkusunu, Epikuros’un dediğini düşünerek, evetleyerek yenivermiştir. Bana gelince yaşam karşısında her zaman utkunun ölümde olduğunu düşünerek ve onun ne zaman, nasıl, nerede geleceğini bilmediğimden kafamı yalnızca ölüm üstüne şiir, öykü vb. yazılar yazarak yormaktayım. Tıpkı filozof Epikuros (Epikür) adını da kattığım bu öykü gibi. 

 

 

**

Güncelleme Tarihi: 14 Ekim 2018, 12:41
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER