Serhat Selışık

banner37

Hem kamusal alanda ve atölyede hem de toprakta ve mutfakta kolektif deneyim paylaşımcısı bir tasarımcı;

Serhat Selışık
banner90
banner8

Murat OBENLER
 

Sanatın bireylerin birbirleriyle aktif olarak rol almasıyla geliştiğine inanarak 16 yıldır akademik ortam içerisinde kolektif bir biçimde, sanatı keşfetmek isteyen kişilerle aynı ortamda deneyimlerini paylaşan (ders vermek de dahil) bir tasarımcı…


Serhat Selışık…


Onunla, akademik hayatından kamusal alanla ilgili yaptığı yapıtlara, sosyal yanı güçlü olan biri olarak üniversitede gerçekleşen birçok sosyal, sanatsal etkinliğin hayata geçmesinde aldığı aktif rollerden “iyi tarım” ve buna paralel olarak sebze ve unu buluşturduğu butik ev makarnasına kadar birçok konuyu konuştum.


Ülkenin birçok bölgesinde kamusal alanla ilgili tasarımlar yapan Selışık, tasarladığı şeyin günlük hayata etki etmesini, pozitif, fonksiyonel, ergonomik olmasını istiyor.


Selışık, “Kamusal alanla ilgili yaptığım çalışmaların insanların motivasyonunu artırmasını, görsel bilgi düzeylerini etkilemesini, görsel algılarını güçlendirmesini arzu ediyorum” diyor.
 

 “Aile ve yakın çevre etkisi ve desteğiyle görsel sanatları araç olarak seçtim”
 

SORU: Heykel okumaya nasıl karar verdin? Ailenin etkisi var mı?

SELIŞIK:
Aile ve yakın çevre etkisi olduğunu söyleyebilirim. Babam, dayım, Aylin Örek gibi insanları gözlemleme şansım oldu. Büyüdüğüm çevre, mekanlar, sahil kenarında büyümenin etkisi, denizin kıyı şeridinde, kayalarda, taşlarda yarattığı değişim, doğanın değişimini gözlemlemek. Küçükken sahilde topraktan, kumdan, taştan düzenlemeler yapardım. Bunlar tabi farkında olmadan yaptığım şeylerdi. Bugün geriye dönüp baktığımızda bizleri etkileyen geçmiş yaşantılar, bugünkü yaşantımızda farklı noktalara ulaşabiliyor.


Kendimizi tanıma, farkındalıklar ve becerilerimizi keşfetmemiz, seçimlerimizde de önemli rol oynuyor. Görsel sanatlarda okuma fikrinin netleştiği yıllar ortaokul ve lise yıllarımdı. Ben araç olarak görsel alanı seçtim. Nesnel bir alan oluşturma benim bir eylem şeklime dönüşmeye başladı. Lise yıllarında çok destek aldığımı hatırlıyorum (çevre ve aile).
 

SORU: Dünyaya bakış açınla, sanata bakış açın hep birbirine paralel olarak mı işledi yoksa sonradan mı oluştu?

SELIŞIK:
İnsanların kendini bulma süreci, kendi farkındalıklarını ortaya çıkarma süreci, çevremde buna güçlü bir destek olunması ile birlikte benim için en büyük şansa dönüştü ama liseye kadar gelişimimi gerçekleştirdiğim bu ülke içinde sanatsal aktivite olarak bu süreci destekleyen ve  motive eden bir dönemden geçtiğimi söyleyemem. Üniversiteye yılları kendini tanıma sürecinin başlamasıyla birlikte  sanatsal düş alanını oluşturmanın, dünya görüşü ve sanat alanının algılanmasıyla paralel gittiğini, geliştiğini söyleyebilirim.


 

SORU: Sanatsal yaşamın oluşmasında dönüm noktasının Ankara ve orada aldığın eğitimin olduğunu söyleyebilir miyiz?

SELIŞIK: Eğitim süreci ve kültürel değişim, sanat alanında birçok yeni şeyler öğrendikçe, bu alana olan motivasyonum arttı. Üniversiteyi kazanmak için birkaç yıl da hazırlık süreci geçirdim. İlk sınavlarda başarılı olamadım ama bir sonraki yıl başarılı olarak gecikmeli de olsa üniversiteye girdim. Liseyi bitirir bitirmez üniversiteye başlamamak benim için bir dezavantaj yaratmadı. Aksine o dönemlerde kendi giderlerimi karşılamak için farklı işlerde de çalıştım. Bu benim gerçekten istediğim şeye daha fazla sarılmamı sağladığını düşünüyorum. Benim sanatla ilişkimi çok daha güçlü noktaya çıkaran Ankara’da geçirdiğim öğrencilik yıllarımdır. Farklılaşan ortamlarla kişi bir anlamda kendini de buluyordu. Bu yüzden üniversite yıllarımı büyüdüğüm yıllar olarak görüyorum.


Bir yandan karakter oluşurken bir yandan da sanat okumakla ilgili kaygılar, gelecekle ilgili kaygılar da hep vardı ama sanat eğitimi alanında okumak da bireyin gelişimine çok önemli katkıları sağladığını söyleyebilirim. Geleneksel bir eğitim aldık ama o eğitimin, temel sanatın insan hayatındaki yerini algılamak, doğayı gözlemlemek, sanatsal olarak doğadaki tüm formları, biçimleri taşıyan insan bedenini yorumlamak benim gelişimimi daha ilerilere götürmemi sağladı. Yüksek lisansımı da Ankara Hacettepe’de yaptım.
 

“İnsanın derinliklerini anlamak, iç dünyasını tanımak, çözmek

temelinde insan figürü çalışmalarım ön plandaydı”
 

SORU: İnsan bedeni odaklı mı ilerledin?

SELIŞIK:
Aslında ben kendime kişisel olarak baktığımda sanatla ilgili üretimlerimde temel beslendiğim şey insan ilişkileri idi. İnsanların derinliklerini anlamak, insanın ruh dünyasına dikkat etmek, insanın iç dünyasını tanımak, çözmek ve insanın bu duygu ve düşünceleri nasıl dışa vurabileceğine ilişkin yaklaşımları işlerime uygulamaya çalıştım. Bu yüzden bir dönem daha çok insan figürü çalışmalarımda ön planda oldu. İnsan bedenini tanıdıkça insanın içindeki gizemi de keşfediyorsunuz. Bu süreç aynı zamanda farklı bir dünyaya yolculuktur.

 

SORU: Sanat bir nevi insanı tanıma aracı da değil mi?

SELIŞIK
: Sosyal varlıklar olduğumuzdan hareketle sanat serüveninde sürekli olarak insanlarla iletişim halindeyiz ve duyguların birbirimize geçirgen olduğu alanda ilerliyorsun. İlişki odaklı, insan odaklı, karakter odaklı bazı şeyler bizim bilinçaltımızda bir yük oluşturuyor ve bu enerjileri bir şekilde boşaltmak istiyoruz. Bunu dışarıya yansıtma alanımız da sanat olunca görünen bir alana işler yapıp genel olarak insan yaşamının bir kesitini sunuyoruz belki de.

 

“Sanat, her zaman doğaya karşı bir dışavurum ve bir denge alışverişidir”
 

SORU: Yüksek lisansta hangi noktaya odaklandın?

SELIŞIK:
İnsan ifadelerine odaklandım. Yani hala daha kendimizi arıyoruz ve kendimizi evrendeki boşluk içinde bir alanı biçimlerken/görselleştirirken buluyoruz. Tabi bu arada her şey değişiyor ve siz yeni alanlar tanımlamanız gerekiyor. 2000’li yıllarda aktif olarak internet kullanılan dijital bir alana geçildi. Tüketim, paylaşımlar, ulaşılabilirlikler değişti ve sanatta da birbirimizi çok daha farklı noktalara götürebileceğimiz bir yere geldi. Dünya, sanat globalleşti, bilgiye ulaşım hızlı ve kolay hale gelmeye başladı. Ama yaşantının özünde biz yine aldığımız temel sanatın, her zaman doğaya karşı bir dışavurum olduğunu, doğanın bir paylaşım alanı olduğunu, bunun bir denge alışverişi olduğunu unutmamamız gerekiyor. Jenerasyon olarak bir dijital tasarım çağını çok yakalayamadık diyebilirim.

 

SORU: İngiltere maceranın da sana çok önemli yaklaşımlar, tecrübeler, donanımlar kattığını düşünüyorum.
SELIŞIK:
Her insanın hayatında zaman zaman molalar vermesi gerekir. 2003’te hem İngiltere’de dil eğitimi hem de sanatın önemli şehirlerinden olan Londra’da bir süre yaşamak bana çok şeyler kattı. Orada kaldığım sürede sanatın farklı alanlarından beslenme şansım oldu. 8 yıl Ankara’da yaşadıktan sonra bana çok büyük ödül gibi geldi. İnsanın kendini bulabilmesi için yeni dünyalar görmesi  ve yeni insanlarla tanışması gerektiğini anladığım bir dönem oldu.

 

SORU: Şehirler bazında da adım adım sanatsal gelişim odaklı bir ilerlemen olmuş...

SELIŞIK:
Evet. Kıbrıs gibi sınırlı bir coğrafyada ve dar alanda büyüdükten sonra Ankara gibi büyük bir başkente ve sonrasında da Londra gibi bir şehirde yaşama şansım oldu. Kısa sürelerle iki kez de Paris’e gitme şansım  oldu. Bizler kendi içimizde dar bir görüş çerçevesinde yaşıyoruz. Ancak farklı dünyalar görerek dar bakış açımızı açabiliriz ve aşabiliriz. İnsanın kendini bulması, varlığını fark etmesi için yeni dünyalar keşfetmesi gerekiyor. Bu bazen ülke içerisinde yeni insanları tanıması ile mümkün olabilir, okuduğun bir kitap ile de olabilir ama bana kalırsa en etkileyicisi atmosferik ortam değişimidir. Evrendeki yeni şeyleri, farklı bir atmosferde yaşaması insanın varlığını yeniden oluşturmaya, sorgulamaya itiyor.

 

“Ben sanatı keşfetmek isteyen kişilerle aynı ortamda deneyimlerimi paylaşmak istiyordum”

banner134
 

SORU: Bu büyük merkezlerinden sonra Kıbrıs’a dönüşün nasıl oldu? Akademiyi mi yoksa bireysel çalışmayı mı tercih ettin? Bu konuda çekincelerin var mıydı?

SELIŞIK:
Ben insanlarla kolektif bir yapı içerisinde deneyimlerimi paylaşmak istiyordum.  Bu yüzden 2004’te DAÜ’de ders vermeye başladım.3 yıl Hacettepe’de araştırma görevlisi deneyimim vardı. Bence sanat bireylerin birbirleriyle aktif olarak rol almasıyla geliştirilir. Ben sanatı keşfetmek isteyen kişilerle aynı ortamda deneyimlerimi paylaşmak istiyordum. DAÜ’de başlayan akademik serüven bir dönem hem DAÜ hem de ODTÜ Kalkanlı kampüsünde birlikte devam etti ve son yıllarda da sadece ODTÜ’de devam ediyor.


Yaklaşık 16 yıldır akademik ortamda ders vermeye odaklı yaşıyorum. ODTÜ’de 2007’den sonra ders verdiğim atölyeyi kurdum, kendi alanımı yaratma şansına sahip oldum. Bu kampüsün açılması benim alanımda, sanat ve aktivite platformu kurmamızı sağladı. Yaşam kalitemize olumlu etkiler yaptı ve yapmaya devam ediyor. Bir yandan üniversite ortamında olurken ona paralel olarak da kişisel olarak çalışabileceğim bir platformu aradım. Çünkü Kıbrıs sanat yaparak hayatta kalabileceğiniz bir alana sahip değildir.
 

SORU: ODTÜ Kalkanlı yıllarını da bizlerle paylaşır mısın, sana üniversite neler sundu, sen öğrencilere ve topluma neler sundun?

SELIŞIK:
Tabi sadece ders vermek bana yeterli gelmedi. Farklı etkinliklere katılmak veya organize etmek isteğim vardı. Üniversite ortamı deneysel etkinliklere çok açık olan bireylerle dolu. Bu potansiyeli kullanmak gerekiyor. Ben de bu ortamda farklı deneyimler kazandım ve paylaştım. Kumdan Heykel Festivali ve martfest gibi kitlelerin katılım gösterebileceği ve kolektif çalışabileceği aktiviteler oluşturmaya çabaladım.  Sanat içerisinde çalışan bir birey olarak, üniversite ortamındaki bireylerin kendini ifade edebileceği sosyal alanları yaratmamız onların geleceklerine katkı sağlamamız gerekiyor.

 

“Sürekli bir sergi açma duygum ön planda olmadı. Beni daha çok kolektif etkinlikler tatmin etti”
 

SORU: Senin akademi dışındaki kişisel sanat üretim yolculuğun nasıl ilerledi?

SELIŞIK:
2004’ten bugüne geçen 16 yılda genellikle üniversitede kolektif bir grupta çalıştım. Ben sanırım kampüs ortamında öğrencilerle oluşturduğumuz alandan çok keyif aldım ve bu süreç beni oldukça meşgul etti. Buna paralel kamusal alanla çalışmalar yapma imkanı buldum. Çeşitli yerlerde heykel düzenlemeleri, okul kampüslerinde kalıcı eserler, müze tasarımları, iki toplumlu sanat çalışmaları vb. birçok farklı deneyimim de oldu. Benim yaşamsal olarak odak noktamda sürekli bir sergi açma duygum ön planda olmadı. Sergilere de katıldım ama beni daha çok kolektif etkinlikler (workshop ve festivaller) tatmin etti. Sanatçı yönümü çok ön planda tutmayan, paylaşım ve akademik ortamda eğitim ve kolektif paylaşımı tercih ettim.  Sanatçı yerine tasarımcıyı da kullanmayı tercih ederim. Ben tasarladığım şeyin günlük hayata etki etmesini istiyorum, pozitif, fonksiyonel, ergenomik olmasını istiyorum. Kamusal alanla ilgili yaptığım çalışmaların insanların motivasyonunu artırmasını, görsel bilgi düzeylerini etkilemesini, görsel algılarını güçlendirmesini arzu ediyorum. Okuldaki barış heykeli, çok kültürlülük heykeli, Girne’deki çemberdeki Dr. Fazıl Küçük Heykeli, Lefke bölgesindeki Muflon heykeli gibi...

 

SORU: Kamusal alandaki sanat yapıtları ile ilgili durumumuz nedir? Sanat şehirlerin kimliğinde ne

kadar yer tutuyor? Ülke yöneticilerimiz, yerel yöneticilerimiz bu kimlik  içinde sanata yer veriyorlar mı?
SELIŞIK:
Bizim büyüdüğümüz zamanlarda ülkede Atatürk heykeli dışında bir heykel göremedik, modern bir sanat müzesi görmedik. Ülkeye dönüşte insanların farkındaklıklarını arttıracak bir şeyler yapma şansı bulmak ve yapmak çok güzel oldu. Biz ülkenin/şehirlerin kimliklerinin oluşumunda sanatçıların rolünün güçlü olmadığı bir ülkeyiz. Sanatçılar bu alanda söz sahibi değildir. Burada en önemli şey sanat yaratıcılarının ne kadar fazla desteği var, alanı var, ekonomik gücü var ve ne kadar bağımsız platformu var? Bir de toplum olarak sanata olan ihtiyaçların çok altlarda olduğunu görüyoruz. Bence temel sorunumuz insanların farkındalığının gelişmesidir. Ülkemizde insanlar sanata gerçekten ihtiyaç duyuyor mu yoksa bir görev gibimi görüyorlar. Biz talep etmedikçe sanat da olmaz heykel de olmaz. Bizlerin bu ülkede daha fazla sanat istememiz gerekir.

 

“İyi tarım ile ilgileniyorum, butik olarak ev yapımı makarna üretiyorum”
 

SORU: Son olarak “iyi tarım” ile yakından ilgin hatta üretimlerin var. Bu konuya nasıl ilgi duydun?

SELIŞIK:
3-4 yıldır Tepebaşı’nda iyi tarım ile ilgilendiriyorum. Yerel tohumlardan üretim yapmak, ilaç kullanmamaya dikkat etmek, doğal üretimler yapmak iyi tarımı tanımlarken kullandığımız bazı kavramlardır. Yerel tohumlarla üretim yapmaya çalışıyorum. Farklı insanlarla deneyimlerimizi paylaşıyoruz. 


Ayrıca mutfak sanatları ile ilgileniyorum. Son aylarda ev yapımı makarna deneyimlerimi Serart Artisan Pasta adlı kendi markamı oluşturarak butik bir üretime başladım.  Doğal olarak bahçede ürettiğim ürünleri hamur ile birleştirerek bir makarna formunda onu topluma sunma niyetiyle yaptığım bir girişim. Çok da keyifli ve insanların olumlu tepkileriyle iyi de gidiyor. Bu da belki sanatsal duyguyla oluşturulan bir tasarım  ve el becerisi ile üretilen bir alan.
 

Kısa Sorular Kısa Cevaplar
Senih Çavuşoğlu: Üstad
Dali: Deha
Sahir Cacci: Skandal
Karakum: Başlangıç
Hacettepe: Büyüdüğüm yer
Heykel: İfade biçimi
Doğa: Enerji
Eskişehir: Nostalji
Sanat: Yaşam
Sanatçı: Dışavurumcu
Siyaset: Kirli
Para: Araç
Covid-19: Özümüze, kendimize dönüş
Dünya: Keşfedilecek çok şey var
Serart Artizan Pasta: Lezzet

 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75