Şiirde yeni arayışlar

banner37

Şiirde yeni arayışlar
banner90
banner8

Ahmet UÇAR

Şiirin, edebiyatın, genel olarak da sanatın netliği noktasında ilk insandan bu yana bir tanımlama girişimine girilmiştir.

Her sanatçının dünyaya bakışının ise buna paralel olarak bir tanım oluşturduğunu söyleyebiliriz. Aldous Huxley’e göre “Edebiyat insanın tutkusu, anlatılamayanı anlatmak, sözcüklere daha önce verilmemiş anlamlar yükleyerek konuşmaktır”, Ahmet Hamdi Tanpınar ise “Şüphesiz ki bütün edebiyatlar, nesillerin ifadesidir” görüşünü savunmuştur. Melih Cevdet Anday şiirin bir tanımının yapılamayacağını dile getirirken, Ahmet Haşim şiir ile öyküyü ayırarak şiirin bir öykü değil sessiz bir şarkı olduğunu hatta musikiye daha yakın olduğunu savunmuştur.

Görüldüğü gibi şiirin de edebiyatın da sanatın da tanımı belli bir kalıbın içerisine yerleştirilemeyecek kadar önemli bir konudur. İşte ben de buradan yola çıkarak, tüm bu tanımları da görecelilikle kabul etmenin ardından şiirin alışılmış, bir şekilde kabullenilmiş kalıplara karşı çıkan bir sanat olduğunu düşünüyorum.

Türk şiirine kuş bakışı baktığımızda çeşitli ağaçlarla karşılaşırız. Her ağacın meyvesi, yaprakları, kökleri o ağacın yaşadığı içsel ve dışsal etkenlere bağlı olarak varoluşunu sağlamıştır.

Şiir ve kalıplaşma ekseninden devam ettiğimizde kalıpları yıkan şiir hareketlerinin başında Garip akımı akla gelir. Öyle ki Orhan Veli, yazmış olduğu Garip hareketinin manifestosunun bir yerinde şöyle bir ifadeye yer verir: “Bir takım nazariyelerin söylediklerini bilinen kalıplar içine sıkıştırmakta hiçbir yeni, hiçbir san’atkârane hamle yoktur. Yapıyı temelinden değiştirmelidir.”.

Garip akımı, dönemi içerisinde gelenekten kopmak istemesine rağmen tam olarak kopamasa da birçok kalıbı yıkmış, şiire belirgin bir özgürlük alanı sağlamıştır. Bunu Garip’e bir tepki niteliği taşıyan 2. Yeni akımının öncülerinden birisi olan Cemal Süreya da o dönemki şiirin böylesi bir özgürlük alanına sahip olmasını Garip’in bir getirisi olarak düşünerek savunmuştur.

Günümüz şiirine gelecek olursak biçimsel, tematik, dilsel ve benzeri konularda şiirin birtakım kalıplar içerisine sıkıştırılarak ruhunda olan yenilikle bir savaş içerisinde olduğu göze çarpar, çarpmıyorsa da bir an önce çarpmalı.

Şiiri uzaktan bir akrabasını tanıdığı kadar tanıyan, şiir üzerine yeterince düşünmeyen ve yenilikten çok güncel olan şiire katılabilmek için çaba sarf eden birçok kişi, içerisinde yaşadığı şiirsel dünyanın pek farkında değildir.

Nâzım Hikmet, bir şiirinde “Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani, /  hani şu derya içre olup / deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf.” Dizeleri bu bağlamda düşünülebilir.

Orhan Veli yine adı geçen manifestosunda güncel şiirin içerisinde doğan yeni şairin bu şiiri sorgulamadığını dile getirir.

Şiiri uzaktan tanıyan kişiler (Yani iyi bir şiir okuru olamayanları kastediyorum) romantik sözlerin, duygu dökümlerinin, kafiyeli söyleyişlerin – ki sakız fallarında bile kafiye bulunur- şiirin ölçütü olduğunu düşünür. Ancak en kritik sorunsal ise şiirin içerisinde olan kişilerin gerek kolaya kaçarak gerekse de yeterince düşünmeyerek yaptıkları kalıplara uyma davranışıdır.

Sanatla zanaatı birbirinden ayıran unsurların başında zanaatın tüketime, sıradanlığa, belli bir kalıba sahip olması, sanatın ise kalıpların ötesine geçerek üretken bir yapı barındırması söz konusu olsa da bu durum kılgısal (pratik) olarak kendine yer bulamıyor.

Oysa şiirin tüm kalıpları yıkarak, çukurlu yollardan yalın ayak geçerek kendine özgün bir yol bulması gerekmektedir. Bu gelenekten bir çırpıda vazgeçmek değil, geleneğin oluşturduğu kalıplara karşı çıkmak olarak düşünülmeli kanısındayım.

Şiir belli bir akış içerisindedir. Ne de olsa “Aynı suda birden fazla yıkanılamaz, hem su değişmiştir hem de o suya giren kişi”. Bu nedenle geçmiş dönemlerdeki estetik değerlerin günümüzde korunması bana şiirin hapsedildiğini düşündürüyor.

banner134
“Bizim ölçümüz hecedir” ya da “Aruz şiiri yazmak zordur herkes yazamaz” gibi geleneği korumaya çalışan söylemler günümüzde şiirin biçimsel olarak kalıplaşmasına yol açmaktadır. Bu düşünce geleneğe başkaldırmak olarak düşünülmemeli zaten bu yazının amacı da bu değil sadece söylemek istediğim şiirde var olan şekillerle birlikte yeni şekil arayışlarına gidilmesi gerektiğidir.

Bir kısır döngüye dönüşmüş durumda olan ölçülü şiir ve ölçüsüz şiir tartışmasından çok şiirde kalıplaşmış olarak kendini gösteren diğer unsurlara dikkat çekmek istiyorum.

Geçmiş dönemlerde yazılan şiirlerde görülen dize tekrarlarının günümüz şiirinde de kendine yer bulması bu kalıplaşmaların en önemli örneğidir. Yani şiirin giriş kısmında yer alan dizelerin şiirin son bölümünde de yer almasıyla oluşan müzikalite şiire bir ahenk kazandırsa da bence yenilik kazandırmıyor.

Öte yandan şiire verilen başlıkların şiirin ilk dizesinde veya herhangi bir yerinde geçen kelimelerden seçilmesi de yaratıcı eylemden uzak bir davranış olarak geliyor bana.

Şiirde kalıplaşmanın görüldüğü bir diğer yan ise dilsel anlamda karşımıza çıkıyor. Şiirin ne olduğu noktasında çok kafa yorulmamasının şiirin anlamsal olarak da yenilikten uzak olmasına yol açtığını iddia ediyorum.

Şiir de diğer sanatlarda olduğu gibi yazanın iç döküntüsünden çok bu iç döküntüsünün yaşamı değiştirecek bir reçete sunma işlevine sahip olduğunu unutmamak gerekir.

Bu bağlamda düşünüldüğünde Post- hümanist bir geleceğe bugünden yürüdüğümüz bir zaman diliminde insan yaşantısının depresif, içe dönük bir yapıda olması da – her ne kadar ben de buna gerektiği gibi karşı koyamasam da -  bir kalıplaşma olarak düşünülebilir.

Şiirlerde geçen ayrılık, aşk, yalnızlık izleklerinin çağın ayak seslerini duyumsatmadan kendine bir varlık alanı bulması kalıplaşmanın en sarsıcı örneklerinden birisidir. Bu konular, insanlık tarihinin her döneminde yer almasından dolayı mutlaka kendini var edecek bir yol bulacaktır ancak bu yol bambaşka bir yapıya sahip olmalıdır.

Burada aslında anlatmak istediğim şey bu konulardan vazgeçmek değil, şiirin bu konuların dışında da bir tavır olarak ve bu konulardan da beslenerek boy göstermesi gerektiğidir.

Halil Karapaşaoğlu’nun Ahir Zaman Alemi adlı kitabından şiir seslendirmeleri yaptığı bir etkinlikte şiiri sadece lirik konular yazılan bir tür olarak görmediğini dile getirmesi ve yapay zekanın, gelecekteki yaşamın da şiirin konusu olabileceğini söylemesi şiirin herhangi bir kalıba sığmayacak kadar geniş olduğunun bir göstergesi sayılabilir.

Tüm bu unsurları düşündüğümüzde değişen çağla birlikte estetik değerlerin de bir değişim sürecinden geçmesi gerektiğini düşünüyorum.

Şiirde alışılmış şekilsel özellikler ve temalar farklı üsluplarda kendine yer bulsa da günümüz şairinin bu unsurları çağına uygun olarak ele alması gerektiğini savunuyorum.

Şiir tarihimize bakıldığında her dönem içerisinde estetik değerlerde belirgin bir yenilik olduğu görülmektedir. İşte günümüz çağında da şairin görevlerinden birisi de edebiyata katkı sağlamak adına yeni bir gökyüzü keşfetmektir.

Şiire hobi düzeyinde bakan veya şiiri ün aracı olarak gören – artık öyleleri kalmamıştır diye umut ediyorum- kişiler için adını duyurmak önemli olsa da her şeyden önemlisi şiir – edebiyat tarihinde yeniliklere yol açmaktır diye düşünüyorum.

 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner111

banner75