“Yağışlı Mevsim”

banner37

İnsan ilişkilerinin karmaşıklığı, sevgi eksikliği ve cesur bir kadını anlatan hikâye;

“Yağışlı Mevsim”
banner90

Murat OBENLER

2013 yılında çektiği ilk uzun metraj filmi “İlo İlo” ile Cannes’da Altın Kamera ödülü kazanan Singapurlu yönetmen Anthony Chen ile 60. Selanik Film Festivali’nde Altın İskender için yarışan “Wet Season-Yağışlı Mevsim” filmi dolayısıyla buluştuk.

Sohbetimizde, dünyadaki sevgisizlik ortamı ve bir öğretmen ile öğrencinin zamanla derinleşen sevgi ilişkisi üzerinden ilerleyen film üzerine konuştuk.

SORU: 6 yıl önceki İlo İlo filminizle Wet Season arasında bazı benzerlikler var. Oyuncu seçimi, mekân seçimi, konu ve dil seçimi açısından iki filme bir bakabilir miyiz?

CHEN: İlk filmde anne ve oğlu canlandıran Yeo Yann Yann ve Koh Jia Ler bu filmde öğretmen-öğrenci olarak karşımıza çıkıyor. Bu ikilinin ana kastı oluşturması en büyük benzerlik. İlk filmde çocuk oyuncuyu bulmak için profesyonel bir kasting yapmış ama karaktere oturan doğru kişiyi bulmakta zorlanmıştık. Yine ilk filmde ana kadın oyuncu için uzun bir kasting yapmıştık. Malezya’da bu kişiyi bulmayı başaramadık. Bu filmde bu iki oyuncu yanında Tan Si En de ortak yapımcı olarak birlikte çalışmak için yine aramıza katıldı.

“Mekanlar filmlerimde ana karakter gibi

yer aldığı için mekan bulma süreci uzun sürüyor”

SORU: İki film arasında 6 yıl var. Bu iki film arasındaki zamanı siz mi yönetiyorsunuz yoksa bütçe, senaryo, yapım gibi koşullar mı süreçte belirleyici oluyor?

CHEN: İlk film 2 yılda bitti ve şu andaki 2. filmim de 3 yılda tamamlandı. 1 yıl oyuncu seçimi sürdü. Yapım öncesi süreçte mesela mekan seçimi benim için çok önemliydi ve mekan arama işleri çok uzun sürüyor. Mesela filmin sonundaki ev için aylarca köylerde doğru evi aradım. Benim için mekanlar filmin içine çok giren nesnelerdir ve bir ana karakter gibi filmde yer alıyor.

SORU: Bu filmde hava şartlarını da filmin senaryosuna bayağı dâhil etmişsiniz. Dış faktör olarak kullanılan yağmur, bulutlu kapalı hava, güneş vs. gibi koşullar sizin filminizde önemli metaforlar olarak yer alıyor...

CHEN: Filmimin hüzünlü ve kasvetli olduğunu düşünmüyorum. Özellikle de sonu umutlu bitiyor. Hayat kolay ilerlemiyor ve hepimizin bugünlerde umutlu haberlere, gelişmelere ihtiyacı var. Yağmurlu hava koşullarını Haziran’da Endonezya’da bulmak da kolay değildi ve neredeyse her sahnede olan yağmurlu ortamları yaratmak ve çekmekte çok zorlandık.

SORU: Öğretmen Lin karakteri tutucu toplum içerisinde çok güçlü, cesur ve sorumluluk sahibi, çalışkan bir karakter olarak sıyrılıyor. Bir nevi tutuculuğa karşı kendi yöntemleriyle meydan okuyor.

CHEN: Lin uzun yıllar çocuk bekleyen, uzun yıllar evde kayın babasının bakımını sırtlamış ve oldukça yorgun olan ve en önemlisi daha derinden sevgi, saygı ve ilgi görmeyi özlemiş bir kadın olarak karşımıza çıkıyor.

“Asyada erkek egemen sistem hakim ama

Lin sorumluluk alarak kendi yolunu çiziyor”

SORU: Günümüzün sevgi eksikliği meselesini Lin karakteri ile sembolize ediyorsunuz?

CHEN: Lin’in sevgiye ihtiyacı var. Evli ama sevgisiz bir hayatı var. Kocası kendisine çocuk veremediği için ondan uzaklaşmış. Ama sevgi olmadan hiç bir şey yürümez ki. Bu sadece Singapur toplumunda değil dünyada birçok ülkede insanlar arası ilişkilerde görülen bir durum haline geldi. Kadına bakış açısı, algılama biçimi geleneksel okumalar üzerinden değerlendiriliyor. Halâ daha klişe kalıplarla kadın algısı şekilleniyor. Kıbrıs veya Yunanistan’da nasıldır tam bilemem ama Asya ülkelerinde erkek egemen bir yaşam biçimi hâkimdir. Erkek yanlış giden bir şeyler olduğunda, bir sorun ortaya çıktığında suçu hep kadının üzerine atar Ama Lin karakteri bu filmde erkeğin arkasına saklanan değil, sorumluluk alan, iş bitiren bir nevi öne çıkarak kendi yolunu kendi çizmeye kararlı bir kadını yansıtıyor.

“Çocuk olmayınca evlilik sıcaklığını kaybediyor”

SORU: Ve filmin ana ilişkisine bakacak olursak öğrenci ile öğretmen arasında toplum tarafından ahlak değerleri açısından farklı bir ilişki ilerliyor. Herkesin sevilmeye, kucaklanmaya, değerli olduğunu hisssetmeye hakkı var değil mi?

CHEN: Ben her iki tarafın da boşluk içerisinde olduğunu düşünüyorum ve bir arayış içindeler. Lin evliliğinde eşi ile resmi olarak bir çift gibi görünüyor ama duygusal olarak yalnız biri. Lin evlendikten sonra her şeyiyle kendini evliliğine veriyor. Çaresizce çocuk yapmayı istiyor ama başarılı olamıyor. Çocuk olmayınca evlilik sıcaklığını kaybediyor çünkü çocuk evliliğin en güzel paylaşımlarından biri. Evlilikteki duygusal sıcaklık, yakınlık kaybolunca o da o sıcaklığı kendisine verecek, kendini önemseyerek, kendisine ilgi gösterecek başka birini arıyor.

“Çok kabul görmeyen bir ilişki ama Lin bunu sürdürmeyi seçiyor”

SORU: Lin topluma meydan okuyucu bir ilişkiye kendinden çok öğrencisi Wei Lun’un ısrarları ile giriyor. Katı ahlak kurallarından dolayı ilişkiyi gizliyor ama sonlandırmayı da seçmiyor. Bu özgür kadın davranışının temelinde ekonomik özgürlüğü de vardır herhalde...

CHEN: Singapur ve Asya toplumlarında çok tartışmalı bir ilişkiye girdiği açık. Çünkü toplum çok tutucu. Ama o devam ediyor. Evet, ekonomik olarak güçlü olmasaydı belki de devam edemezdi. Ama sonunda ilişkiyi uygun bulmayan okul müdürü de kendisini dönem sonuna kadar yaptıklarını düşünmesi için izne gönderiyor.

SORU: Çocuk sahibi olmak da çok konuşulmayan tabu konulardan biri mi?

CHEN: Asya ülkelerinde birçok çift çocuk yapmak için farklı tedaviler görüyor ama bunu konuşmuyor, gizlice süreci ilerletiyor. Doğurganlık ve çocuk sahibi olmak en eski kabilelerden günümüze hep ilişkileri en önemli ve kilit noktası olmayı sürdürdü. Bu filmde bu konuyu da Lin’in çocuk doğurma çabaları üzerinden ele alıyoruz.

“İnsan ilişkilerinin karmaşıklığını keşfetmeyi tercih ediyorum”

SORU: Bu ilişkinin nasıl bir karakteristiği olduğunu düşünüyorsunuz?

CHEN: Benim tüm filmlerimde insan ilişkilerinin karmaşıklığını keşfetmeyi tercih ediyorum. İnsan ilişkileri göründüğü gibi, düşünüldüğü gibi basit olamaz. Bu çok sıkıcı olurdu. Kadın etrafında ilgi, sevgi arıyor ama kocası etrafta yok ve bir oğlan çocuğu bu boşluğu doldurmak hedefiyle tutkuyla elini uzatıyor ve o da bu sıcak ve samimi eli tutuyor. Belki de çocuğun evinde ona sarıldığında onu annesinin yerine koyarak sarılmıştır. Ben bunların cevabını vermiyorum. Bunu seyircilere bırakıyorum. Onlar da sorular sorsun konuşsun istiyorum.

Ben bir kesin aile tanımlaması da vermiyorum. Genç bir koca ve yaşlı, hasta bir kayınpeder var. Ama genç çocuk eve geldikten sonra evin havası değişiyor ve bir aile havası içinde film sürüyor. Yani ille de bir kan bağı mı olması gerekir? Bu film hepimizin aşina olduğu bir portreyi sunuyor. Ben filmde ilişkilerin tanımlaması, ailenin anlamı ve tanımı üzerine birçok düşünceler çağrıştırmayı düşündüm. Aile nedir?

“İngilizce tüm hayatı domine ediyor ve ben çok endişeliyim”

SORU: Filmde kültürel kodlara da çok fazla vurgu var. Bunlardan biri ülkenin dili Mandarin derslerine bakış açısını açıkça gösteriyorsunuz? Neden bir ülkenin dili eğitimciler tarafından 2. sınıf gibi görülüyor?

CHEN: İngilizce tüm hayatı domine ediyor. Bu konuda çok endişeliyim. Özellikle genç kuşaklar Çince öğrenim ihtiyacı duymuyorlar. Filmde de Mandarin öğretmeni Lin’e okul müdürü “Boş ver sen dersleri zaten kimse bu dili umursamıyor” diyor.

“Karakterlerime adaletli yaklaşırım”

SORU: Her iki filminizde de kadın karakterlerin önde olduğu senaryolar izledik. Bundan sonra da bu devam edecek mi?

CHEN: Tabii ben Almadovar gibi kadınlar evreninde dolaşan bir yönetmen değilim ama karakterlerime adaletli yaklaşırım. Bazen yüreğimden çok ilginç, çok kişisel karakterler çıkar bazen onlar üzerinde kapsamlı düşünce seansları yaparım ve bu adalet arayışımdan dolayı yazım süreleri çok uzun sürüyor. Ama benim içime sinen karakterler yazmak çok çok önemlidir.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner107

banner96

banner108