Yıllarca süren büyük emek

banner37

Emekli öğretmen merhum Hilmi Damdelen’in hayatını ve anılarını kaleme aldığı ancak vefatıyla yarım kalan anı-biyografi kitabını, kızı Sevil Emirzade tamamladı

Yıllarca süren büyük emek
banner90
banner99

ALİYE ÖZENCİ

Emekli öğretmen merhum Hilmi Damdelen’in 1908’den günümüze ışık tutan, öğrencileri ve meslektaşlarıyla ilgili anılarına da yer verilen biyografi kitabı kızı Sevil Emirzade tarafından tamamlanarak yayımlandı.

Emirzade, 1930 yılına kadar anılarını kaleme alan ancak hayatını kaybettiği için çalışması yarım kalan Kıbrıs Türk eğitim tarihinin unutulmaz isimlerinden Hilmi Damdelen’in hatıralarını okuyucuyla buluşturmak için yıllarca çalıştı.

Sevil Emirzade, “1908’den Günümüze İZLER- Hilmi Damdelen Öğrencileri ve Ailesi’ adlı anı-biyografi kitabı için 1930-38 yılları arasında ilkokullarda, 1938-68 yıllarında ise Lefkoşa Türk Lisesinde öğretmenlik yapan Hilmi Damdelen’in öğrencilerinden ve meslektaşlarından babasını dinledi.

Hilmi Damdelen’in anılarını en iyi şekilde derleyebilmek için dramatik yazarlık eğitimi de alan Sevil Emirzade, kitapta 100 kadar eski belgeye ve 1000’e yakın çoğu eski fotoğrafa yer verdi.


Bu değerli kitaba, Işık Kitabevi, Deniz Plaza şubeleri, pazartesi-çarşamba ve cumartesi günlerinde Büyük Han No: 4’te yazarın imzasıyla ulaşmak mümkün.

Emirzade, kitabın hazırlık aşamasını ve yaşadığı duygu dolu anları anlattı.

“1908’den Günümüze İZLER- Hilmi Damdelen, Öğrencileri ve Ailesi”

SORU: Babanız Hilmi Damdelen’in hayatını kaleme aldığınız eseriniz, bir döneme de ışık tutuyor. Babanızın başladığı ancak yarım kalan kitabı tamamlama süreci nasıl oldu?

EMİRZADE: 27.5 yıl önce 1993’te babamızı kaybettiğimizde, hemen böyle bir karar verme durumu olmadı.  Onun yarım bıraktığı bu belgesel anıları/bilgileri kitaplaştırma düşüncem ve niyetimin oluşması uzunca bir zaman aldı. 


Önce anneciğim ara ara bize sormaya başlamıştı; “Ne olacak o babanızın yazdıkları? Her gece geç vakitlere kadar uğraşırdı, yazar bozardı, çok emek verdi, bir yığın yazı yazdı, çekmece dolu… Onun eksik bıraktıklarını, siz bitirin, siz tamamlayın da kitap yapın!” diyordu bize… 4 kardeşiz, hepimiz de ‘işkolik’ insanlardık… İş-güç, çoluk-çocuk-torunlar gibi ailevi sorumluluklarımıza ilaveten, sivil toplum örgütlerindeki görevlerimiz nedeniyle, gerçekten pek boş zamanımız yoktu…


Bir de babamızın yaşadığı anıları nerden bilip tamamlayacağız diyorduk!  Çünkü o, yaşam hikayesini sadece 1930’a, yani 22 yaşına kadar getirebilmişti yazmış olduğu 60 sayfayla… Yani ilk öğretmenlik tayinini aldığı yıla kadar!  Kim bilir 38 yıllık öğretmenliğinde ne ilginç durumlarla karşılaşmıştı halbuki!  Bizim hatırladığımız az sayıda anıyla onun vefat ettiği 1993 yılına kadar getirmemiz yeterli olmayacaktı kitap için…


Bir de en önemlisi kitap yazma gibi ciddi bir işin altından kalkabilir miydik diye tereddüt içindeyken, yıllar yılları kovaladı. Ama annemiz de hep hatırlatmayı sürdürdü.


İlginç olan babamın yarım bıraktığı kitabı, devam ettirme kararı da 12-13 yıl sonra, çok doğal bir şekilde oluştu. Şöyle ki, 2005 yılında kızımız Ülviye’nin 2006 yılında da oğlumuz Tuğberk’in düğün davetiyelerini dağıtırken, ayaküstü kısa sohbetlerde babamın öğrencisi olmuş eşten dosttan babama ait hatıralar anlatılıyordu.

Ben de bunları kardeşlerime aktarıyordum… Bir gün aniden oluşan bir düşüncemi onlara “acaba öğrencilerinin anlattıklarıyla babamızın öğretmenliğini ele alalım mı?” diye sordum, hepsi uygun buldu… Ama yine de kitap yazmak! Zor iş! Tabii bu arada aradan 12 yıl geçince, babamın anılarının değerini, giderek daha çok idrak ediyor, su yüzüne çıkarmak gerektiğini anlıyorduk.


O yıl sonbaharda bir düğünde bir arkadaştan YDÜ’de yazarlık bölümünün açılmış olduğunu duyunca, kolları sıvayarak bir devreliğine olsun gideyim birazcık yazarlık öğreneyim dedim. Çünkü üniversite yaşamını tatmayı da zaten çok istiyordum. Böylece 2006 Ekim’inde başladığım Sahne Sanatları Fakültesi Dramatik Yazarlık bölümüne girince, daha sonra da yarım bırakamadım, 2010 yılında da mezun olup babamın kitabını bitirme cesareti elde ettim.

“…Hem şaşırdım, hem de üzüldüm”

SORU: Biyografi türündeki bu eseri hazırlarken nelere dikkat ettiniz ve nasıl bir çalışma sistemi izlediniz?

EMİRZADE: Tabii anı toplamayı sürdürdüm; Büyük Han’daki işyerimde veya çeşitli ortamlarda karşılaştığım ve yaşça babamın öğrencisi olabileceğini tahmin ettiklerime başvurmaya başladım. Çoğunlukla seve seve kabul edip anlattılar ya da yazdılar. Bu arada bir baktım ki, sohbetlerde babamla ilgili olmasa da o döneme ait çok ilginç anılar da sıralanıyordu. Bunları da not alıyordum çünkü bu bireysel hikayeler tam da sosyal tarihi oluşturacaktı, acaba kendileri de hayatlarını bir gün yazıp bu anıları kitaplaştırırlar mıydı… yoksa unutulup gidecek miydiler! Bu nedenle acaba bunları da ayrı bir kitapta mı toplasam diyordum.


Öte yandan yıllardan beri yurt dışında yaşayan kızımız bir sefer tatile geldiğinde bu topladığım anılara göz atarken “Anne kim bu Nejat Konuk, büyükbabam hakkındaki düşüncelerini ne güzel ifade etmiş öyle!” deyince hem şaşırdım, hem de üzüldüm.. Eyvah dedim, başbakanlık, meclis başkanlığı yapmış insanlarımız bile şu veya bu sebeple bilinmeyebilir, unutulabilirse, bir şeyler yapılması gerekirdi. Onları hatırlatma ve gelecek kuşaklara tanıtma görevi öyleyse bizlere düşmekte. Hiç olmazsa bu kitabımda onlara da biraz yer versem… Mesleklerinin ne olduğu, hangi görevlerde bulundukları, özgeçmişlerini de yazsam… Hatta resimlerini de koymalıydım…


Ama esas zorluk işte o zaman başladı, tekrar 2. tur çalışma gerektirdi. Bu şahıslara tekrar ulaşıp özgeçmişlerini, önemli anılarını ve fotoğraflarını tedarik etme sürecine girdim. Onların zaman bulup yazmaları, fotoğraf göndermeleri… Vesikalık fotoğraf değildi istediğim, her fotoğraf ne kadar çok şey anlatabilirse, o kadar iyi olacaktı… Bu temaslar, onları ziyaretler, fotoğraf seçmeler… 1000’e yakın fotoğrafın çok azı dijital ortamdaydı… Çoğunu fotoğrafçılara götürüp işlem yaptırıp kaydetme, sonra onları geri iade etme işleri, süreci çok uzattı.


Sonunda kitabı iki bölümlü yapmaya karar verdim.  Başlangıçta babamın yazdıkları; sonra öğretmen arkadaşlarıyla öğrencilerinin Damdelen hocayla ilgili anıları ve EK Sayfalar bölümünde de babamın sevgili öğrencilerine, özgeçmişlerine, fotoğrafları ve özel anılarına yer verme...


Bu arada aile fertlerimizden torunlarının da ilginç anıları vardı. Onları da kitabımıza almakla, babamı öğretmenliğinin dışında özel hayatıyla da tanıtmış olacaktık. Hele öğrencisi de olan kardeşim Mustafa Damdelen çok güçlü hafızasıyla pek çok anısını aktarmaya hazırdı. Bu gerekliliği de yerine getirelim diyerek yol alırken, kitabımız hayli büyüdü; kalıplaşmış sistemlerin dışına çıktı.

banner134
“Farklı bir anı-biyografi kitabı”


Özetle belli bir sisteme sıkışmadım, bilinen kalıplara, edebiyat türlerine uymam şart değildi; daha farklı bir araştırma, arşiv nitelikli anı-biyografi kitabı da neden olmasındı. Bu çok şahıslı, çok resimli çalışma teknik yönden de zorluk yarattı, hazırladığım malzemeyi yani word dosyasındaki metinlerimi yüzlerce fotoğrafı ve belgeyi grafiker arkadaş Zeliş Erkurt’a verince “bir grafiker olarak bunları kitaplaştırmanın altından kimse kalkamaz” yanıtıyla karşılaştım. Böylece her sayfa hazırlanırken, her resim şahsa göre bulunup yerleştirilirken, benim de grafikerin yanında bulunmam gerekti. (Resmin önemine ve kalitesine göre büyültüp küçültmeye, sayfasının neresine yerleştireceğimize karar vermem gerekiyordu) Son zamanlarda ise salgın nedeniyle on-line çalışma sürdürmek zorunda kaldık…


Neticede İZLER, babamın yaşam hikayesiyle, 130 kadar kişinin “mini-biyografi kitapçıkları”nın birleşimi oldu. ‘Cep telefonu cazibesine’ karşı bir rekabete dönüştüğü de söylenebilir; hem yoğun bir görsellik hem de çeşitlilik sağlanmış oldu.

SORU: Uzun ve meşakkatli süren bu yolculukta “1908’den Günümüze İzler, Hilmi Damdelen, Öğrencileri ve Ailesi” ismini verdiğiniz kitabı ne zaman tamamladınız?

EMİRZADE: 15 yıl önce Mayıs 2005’te başlamış, Eylül 2020’de son noktayı koymuştum. Tabii araya 4 yıl üniversite yıllarının girmesi daha sonra 4 yılda, 4 torun sahibi olmakla bana düşen görevler gibi nedenlerle, epey kesintilerle çalışmaktaydım. Ama son yılların kış aylarında işyerimi açmayıp evde kalınca, hep kitaba yoğunlaşmıştım. Mart 2020’den itibaren de 6 ay boyunca nerdeyse her gün tam mesai yaparcasına üzerinde çalışarak tamamlayabildim.

“Babam ve rüyam”

SORU: Bu eserde sadece babanızın hayatı ve anıları yer almıyor. Babanızın öğrencileri, meslektaşları ve aileniz de anılarını anlattı… Sanırım bu süreçte karmaşık duygular da beraberinde geldi. Anıları dinlerken sizi en çok etkileyen ne oldu?

EMİRZADE: Tabii pek çok anı var ama, kitapta yer almayan ve bana ziyadesiyle ilginç gelen babamın rüyama gelmesini sizlerle paylaşabilirim… Malum, gerek babamın yazdıklarını gerek anlatılanları hep bilgisayara geçiriyordum; ekranda, word dosyasında, kısacası yıllarca çalışmalarımı hep cam arkasından görmekteydim.  Bir yıl kadar önceydi, grafiker arkadaştan PDF halinde kitabın ilk çıktısını bana hazırlamasını, bitirilmemiş de olsa, somut şekilde bir kitap metnini elime almak istediğimi söyledim.  Birkaç gün sonra bu ilk ‘çıktı’nın sayfalarını çevirmek, öyle büyük sevinç ve heyecan yarattı ki bende…


Ve hiç bilemiyorum, babacığımın ruhu da mı şad oldu ki, o gece onu rüyamda gördüm! Siyah takım elbiseleri içindeydi, ben de yanında, sarı taştan bir yüksek tarihi duvarın karşısında birlikte duruyoruz ve bu duvarı seyrediyoruz.… Duvar yer yer yıkılmış, yıpranmış, taşları yer yer oyulmuş vaziyette… Ben babama soruyorum “Ne yapsak baba bu duvarı, tamir mi edelim, çukur olan yerlerini dolduralım mı?”. O da çok mutlu bir şekilde tebessüm ederek başını sallıyor, bana bakıp tasvip ediyor… Ben yine “yoksa böyle de mi güzel, böyle bu haliyle mi bırakalım?” diye soruyorum, yine sadece mutlulukla bana bakıyor, başını sallıyor!... Ben çoğu rüyamı unuturken, nedense bu rüya hiç gözümün önünden gitmiyor. Ertesi gün yeğenim Dilek’e rüyamı anlatınca, hemen telefonundaki rüya tabirlerine başvurdu ve bana ‘duvar tamir etmek istemenin, yanımdaki şahsın yapmakta olduğum işten çok mutlu olduğu’ anlamına geldiğini aktardı… Bir başka arkadaşın beni çok etkileyen yorumu da şöyleydi: 

  “Eğer rüyanıza gelen şahıs hiç konuşmadıysa, bu onun ruhunun, gerçekten o gece sizi ziyarete geldiği anlamına geliyor!...”


Profesör Oğuz Karakartal hocamızın “babasına kitaptan bir anıt-abide yaptı Sevil Emirzade” deyişinden de hareketle, babamın yarım kalan işini tamamladığımdan dolayı onun ruhunun huzura kavuştuğunu hissettiğim bu çok özel rüyam, en unutamadığım anımdır diyebilirim...

“Adeta bir maraton…”

SORU: Bu uzun soluklu çalışma 1.136 sayfa. Okuyucu için bir özet geçecek olsak neler söylerdiniz?

EMİRZADE: Yanıtlanması çok zor olacak bir soru… Avukat Murat Metin Hakkı “bu kitapta YOK yoktur” diye yazmıştı sosyal medyadaki bir yorumunda… Evet, çok uzun soluklu bir çalışma, adeta bir maraton neticesinde doğan kitap 554 sayfa gibi görünse de ebadı büyük olduğundan her biri çift sayfadır ve numarasız sayfalarla birlikte 1136 sayfa oluşuyor.


İlk bölümde yüzyıllık anılar var… 1908 yılında Gönyeli’de doğan babam Hilmi Damdelen’in, bugüne kadar hiç yazılmamış olan, köyünün 20. yüzyılın başlarındaki sosyal ve ekonomik gerçeklerini, okullarını, öğretmenlerini, arkadaşlarını anlattığı ve aynı dönemde kendi özel yaşanmışlıklarını bizzat kendi el yazısıyla yazdığı anılar bunlar… İlkokuldan sahte bir diploma düzenlenerek, iki yıl önce mezun ettirilip Lefkoşa Rüştiyesine başladığı yıllardaki zorluklara katlanması ve bunları nasıl aşıp da “Gönyeli’nin ilk Lise mezunu, ilk İngiliz Okulu mezunu, ilk memuru daha sonra ilk öğretmeni” olabilen bir köy çocuğunun 1930’a kadar gelen öyküsü var.


Ne yazık ki, 13 Haziran 1993’te akşam yemeğini yerken, onu ani bir şekilde kaybedince anılarını yazması öylece yarım kalıyor! Ben de işte, onun bıraktığı yerden devam ederek, babamın anlatmaya yetiştiremediği öğretmenliğini ortaya koymak için, 8 yıllık ilkokul öğretmenliğindeki öğrencilerinin anılarıyla ve daha sonra Lise’de öğretmenken Maarif Dairesinden gelen belgelerle, anneme nikahlıyken yazdığı mektuplarıyla, Lise’deki öğretmen arkadaşlarının, öğrencilerinin ve aile bireylerimizin anılarına ilaveten 1000’e yakın fotoğrafla ve daha diğer çeşitli malzemeleri ekledim… Özetle “1908’den Günümüze İZLER- Hilmi Damdelen Öğrencileri ve Ailesi” adını verdiğim kitabımda okuyucu, yalnız bir öğretmenle değil, onun öğrencileri ve yakınlarından oluşan 150’ye yakın insanımızla da buluşacak…

“Anlatılanlar paha biçilemez”


 Bana, çok buruk duygularla karışık, çok anlamlı bir teselli veren şu durum var; kendileriyle röportaj yaptığım 40’tan fazla insanımız, bu 15 yıllık süreçte aramızdan ayrılmış; ayrıca 5-6 değerli insanımız Alzeimer rahatsızlığından ötürü hafızasını kaybetmiş olsa da,  kitabımızda anlattıkları, onlardan paha biçilmez armağanlar olarak kalacak, fotoğraflarıyla, anılarıyla unutulmayacaklardır.


Babamın hayat hikayesinin sosyolojik analizinde, gerek kendisinin kendi öğretmenlerinden, gerekse öğrencilerinin, çok dürüst-çok sevgi dolu ama disiplinli bir Damdelen hocadan ne denli etkilendiğini açıkça görebiliyoruz. Öyleyse bu kutsal meslekte unutulmaması gereken, bir insanın yaşam rotası çizilirken, ebeveyni kadar, öğretmenlerinin de çok güçlü bir şekilde rol oynayabileceğidir.


Bir de kitabımı babama/onun gibi mesleğini hakkıyla yerine getiren öğretmenlere, ya da genel olarak mesleklerini hakkıyla yapan herkese adadığımı belirtmek isterim.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75