Yılmaz Güney'in 33 yıl önceki Kıbrıs günleri

banner37

Yılmaz Güney, sadece çok yönlü sanatçı kimliğiyle değil, kendine özgü dünya görüşüyle de yaşadığı döneme damgasını vuran bir fenomen… Onun, uluslararası boyuta ulaşan ününün doruğundayken, 1984 yılının Ocak ayında, bundan tam 33 yıl önce Kıbrıs’ın güneyine yaptığı ve büyük yankı yaratan bir ziyareti var… Sinemaya ilgisi olanların belleğinde yaşayan bir olay… Bu onun hareket ve sinerji dolu yaşamının en son ve en buruk seyahati olmuştur.

banner87
Yılmaz Güney'in 33 yıl önceki Kıbrıs günleri
banner90
banner99

Ahmet TOLGAY

Güney, Yumurtalık yargıcını vurmaktan dolayı, cinayetten hükümlüyken bir izin gününde hapishaneden firar edip yurtdışına kaçar ve Paris’te yaşamaya başlar... Güney’in o günlerde Rum televizyonuna çıkarak Kıbrıs sorunundaki Rum tezini savunur biçimde konuşması Türk tarafında büyük tepkilere neden olmuştu. Hem Kıbrıs Türk basınının,  hem de Türkiye basınının olaya geniş yer verdiğini anımsıyorum…
Ünlü sinemacı, Kıbrıs’a geldiğinde mide kanserinden ağır hastaydı… Midesi ameliyatla alınmıştı… Günleri sayılıydı… Eşi Fatoş Pütün, ilerleyen hastalığı nedeniyle bu seyahate engel olmak istemiş, ne ki ona söz dinletememişti…

Kıbrıs’a hiç de rahat koşullarda gelmedi

Aradan yıllar geçtikten sonra yayımlanan Turhan Feyzioğlu imzalı “Yılmaz Güney – Bir Çirkin Kral” adlı kitapta Güney’in işte o günlerde büyük yankı yaratan Kıbrıs ziyaretine de yer verildi… 3’ten fazla baskı yapan 650 sayfalık kitabın o bölümünü okurken, zaten ağır hasta olan Yılmaz Güney’in Kıbrıs’a hiç de rahat koşullarda gelmediğini ve Yunan tarafının içtenliksiz tavrı yüzünden tedirgin olduğunu gözlemledim…  Kitabın hem sanatsal, hem hümanizm ve hem de Kıbrıs açısından önem taşıyan o bölümünü bir belge olarak mercek altına alıp Kıbrıs Türk belleğine aktarmak gerektiğine inandım…

Kitabın bu bölümünde Kıbrıs gezisinde Güney’e eşlik etmiş olan gazeteci –yazar Nihat Behram’ın gözlemleri aktarıldı. Aktarılanlara göre, Ocak 1984’de “Nicosia Film Clup” tarafından, Kıbrıs’taki Türk – Rum halklarının işbirliğini motive etme adına bir “kardeşlik haftası” düzenlenmişti. Yunanistan kökenli ünlü film yönetmeni Costa Gavras’la birlikte Güney de bu etkinliğe davet edilir. Amaç aynı platformda biri Türkiye’den, öteki Yunanistan’dan iki etkin sanatçıyı bir araya getirmek ve ortak mesajlar üretmekti…

Behram şunları yazıyor:

“Paris’ten Kıbrıs’a uçacağımız gün Costa Gavras gelmemişti. Uçak kalkarken küfrediyordu Yılmaz. ‘Yunanlı ruhunu parselleyip, Fransızlardan başlayarak satışa çıkarmış bir oportünist o!’ diyordu. ‘Kaçtı bak! Ulan gelmeyeceğim de… gelme! Geleceğim deyip de gelmemek adiliktir!’ diye söyleniyordu. Aynı şeyi, genel açlık grevleri olduğu günlerde de yapmıştı Costa Gavras. Yılmaz’ın, benim, Arjantinli yönetmen Solanas’ın, Heinrich Böll’ün, Günter Wallraf’ın, Antonie Vitse’in imzaladığı bir bildiri vardı. Bu metni, imzalayanların arasında olan Costa Gavras’ın, başkonsolosa vermesi kararlaştırılmıştı. Fakat sözleşilen gün, Gavras toplantı yerine gelmemişti.”

Duygulu günler

26 Ocak’tan 30 Ocak’a kadar Kıbrıs’ta kalan ve sürekli olarak birlikte ödül aldığı Yunanlı meslektaşı Costa Gavras’ın ikiyüzlülüğünden yakınan Yılmaz Güney’in Kıbrıs’ta çok duygulu günler geçirdiğini yazılanlardan öğreniyoruz. Bu bağlamda Nihat Behram’ın yazdıklarına bakalım:

“Yolculuk süresince bu yolculuğun Yılmaz için ne derece büyük anlam taşıdığını anlamıştım. Özellikle Kıbrıs’ta, bu dünyada değil de düşleri arasında gibiydi. Acılarıyla sevinçleri arasında uçurtma olmuş uçuyordu. Uçaktaki yolculardan sokaktaki insanlara; tarlalardan denize dek, konuştuğu dokunduğu her şeyle ilişkisinde başka bir Yılmaz’dı. Havaalanından kente giderken ‘Gelinaliler!’ diye bağırarak otomobili durdurmuş, inip tek başına tarlalara yürümüş, Akdeniz’in Türkiye’ye bakan bu adasında, çocukluğunun tarlalarından toplar gibi ‘gelinaliler’ toplamıştı. ‘Umut’ filmindeki gibi bir yamaca çömelip uzun uzun gökyüzünü koklamıştı. Benim ise bir yanımda ölümün eşiğindeki bir insanı mutlu görmenin sevinci vardı, bir yanımda katlanılmaz derecede keder…”

Yılmaz Güney, gezisi sırasında Türklerin Güney’de boşalttığı ve çoğu harabeye dönmüş köyleri ziyaret ettiğinde duyduğu acıyı seslendirir… Etkinliğe katılan heyetlerle ve özellikle Filistinlilerle yemeklerde boyuna içer… Kalkan hiçbir kadehi geri çevirmez, tek yudumda kadehini dipler… Fazla içtiği için kendisini uyarmaya çalışan Nihat Behram’a, o ezik tipik gülüşüne derin bir hüzün yükleyerek şu yanıtı verir: “Bırak be Niho… midem yok… içtiğimi işiyorum… sidik yolundan sarhoş olmaz ki insan.”

Ayrılmadan önce Kıbrıs’ta “lezzetli kazandibi” arayışına çıkar… Kazandibi, hasretiyle tutuştuğu vatanı Türkiye’nin otantik tatlarından biri… “Gidip kazandibi bulalım” der. Behram bu olaya dair de şunları yazmakta:
“İliklerime dek sarsılmıştım. Gerçekten canı kazandibi çektiği için mi öyle davranmıştı? Yoksa kazandibini ömrünün sonunu yaşamasının imajı olarak mı kullanmıştı? Bilemiyorum… Bildiğim, Kıbrıs’taki günlerde, yoğun kederini, sevincini içinde eritip yok ederek yaşamıştı… Son mutluluğuydu belki de”…
Atina üzerinden Paris’e döndükten sonra Yılmaz Güney’in hastalığı daha bir artar. Aynı yılın içinde, 8 ay sonra, 9 Eylül’de ölümle buluşur. Henüz 48 yaşındaydı!...

1 Nisan 1937 doğumlu Yılmaz Güney'in asıl adı Yılmaz Pütün’dür. Kendi ifadesine göre "Pütün"; kırılması zor, sert bir meyve çekirdeği demek. Güney, topraksız bir köylü ailenin iki çocuğundan biri olarak Adana'nın Yenice köyünde dünyaya geldi. Babası Siverekli Zaza, annesi ise Vartolu bir Kürt idi. Kendisi Adana’da büyümüş ve Adana başta o başyapıtı “Umut”, birçok filmine de konu olmuştur. Adana'da bir süre Kemal ve And Film şirketlerinin bölge temsilcisi olarak çalıştı. Üniversite okumak üzere İstanbul’a gittiğinde yönetmen Atıf Yılmaz’la tanıştı. Bu süreçte bir yandan da öyküler yazıyordu. Daha sonra Atıf Yılmaz'ın da desteğiyle sinemada çalışmalarına başladı.

Güney, 1959’da Atıf Yılmaz'ın yönetmenliğini yaptığı “Bu Vatanın Çocukları” ve  “Alageyik” isimli filmlerin hem senaryosunu yazar hem de bu filmlerde rol alır ve oynar. Dergilere de öyküler yazan Güney, bir öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yargılanır ve 1961 yılında bir buçuk yıl hapis cezasına mahkûm olur.

İki yıl sonra tekrar kaldığı yerden devam eden Yılmaz Güney, o dönemde daha çok macera filmleri çeker. Filmlerinde ezilen, hor görülen Anadolu çocuğunun otoriteye başkaldırısı vardır.  “Çirkin Kral” lâkabını aldığı bu dönemdeki en önemli üretimi Lütfi Akas’ın yönettiği ve kendisinin yazdığı bir film olan “Hudutların Kanunu”dur. Yeteneğini geliştiren Yılmaz Güney, abartısız ve yalın oyunculuk anlayışını işte bu dönemde artık oturtmuştur.

Güney, 1971’de devrimci hareket üyelerini sakladığı gerekçesiyle 2 yıl hapse ve sürgüne mahkûm edildi. İçeride kaldığı süre boyunca sinema ve sanat ile ilgili fikirlerini; şiir ve öykülerini o dönemde çıkarmaya başladığı “Güney” dergisinde yayımladı. 1974'te cezaevinden çıktı ve aynı yıl “Arkadaş” filmini çekti. Yine aynı yıl “Endişe” adlı filmi çekerken “Yumurtalık” ilçesindeki bir gazinoda ilçe yargıcı Sefa Mutlu'yu öldürmekten tutuklandı. Uzun bir yargılamanın sonucunda 13 Temmuz 1976'da 19 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Beş yıl hapis yattıktan sonra 9 Ekim 1981’de izinli olarak çıktığı Isparta Yarı Açık Cezaevi’nden yurtdışına firar etti. Antalya’nın Kaş ilçesinden Yunanistan’a bağlı Meis adasına, oradan da İsviçre'ye kaçmıştır. Daha sonra Fransa'ya geçer ve yaşamının geri kalanını orada geçirir.

Cezaevinde sinema ile olan ilgisi devam etmişti. Bu dönemde yazdığı ve Zeki Ökten tarafından çekilen “Sürü” filmi yurt dışında ve yurt içinde büyük ilgi gördü. Senaryosunu hapiste yazdığı “Yol” filmi de Şerif Gören tarafından çekildi. “Yol”un kurgusunu tekrar yaptı ve Cannes Film Festivali’nde ödül aldı. Yurt dışına kaçtıktan sonra Fransa’da “Duvar” filmini çekti.  1976 yılında Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'nde tanıklık ettiği, çocuklar koğuşunda çıkan ve tüm cezaevine yayılan bir isyanın sinemaya aktarıldığı “Duvar” onun son filmi oldu. Yılmaz Güney’in mezarı, Paris'teki Pere Lachaise Mezarlığı’nın 62’nci bölümündedir.
 

Güncelleme Tarihi: 22 Ocak 2017, 11:42
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner107

banner75

banner108