Yıltan Taşçı’dan çağına tanıklık eden, Kıbrıs insanını belgeleyen bir kitap; “Bana Bir Öykü Anlat”

banner37

Yıltan Taşçı’dan çağına tanıklık eden, Kıbrıs insanını belgeleyen bir kitap; “Bana Bir Öykü Anlat”
banner90
banner8

Murat OBENLER
 


Ülkemize edebiyat öğretmeni, şair, müzisyen, fotoğrafçı, gazeteci, radyo ve TV programcısı olarak hizmet veren ve birçok sanat dalında sanatsal üretimleriyle ülke kültür-sanat yaşamına değerli katkıları olan Yıltan Taşçı’yla “Bana Bir Öykü Anlat” isimli fotoğraf-yazı kitabını konuştuk.


Yeni kitabında farklı bir yöntem uygulayan Taşçı, toplam 69 fotoğrafa 8 kişi tarafından yazılan öykü-şiir-anlatıları ekledi. Belgeci toplumcu fotoğrafçılık karakterini bu eserine de yansıtan Taşçı, “Dünya fotoğraf tarihine bir fotoğraf bırakabilmek” amacı doğrultusunda çalışmalarını sürdürüyor.
 

“Belgeci bir tavrı ortaya koyuyorum ve öncelikle yaşadığım ülkenin belgecisiyim”
 

SORU: Kıbrıs insanının önceliği meselesini hayatınızda olduğu gibi fotoğrafınızda da sürdürüyorsunuz. Bu projede de bu dikkat çekiyor. Nedir bu işin felsefesi?
TAŞÇI
: Benim odağımda insan vardır. Zaman ve mekan çerçevesinde insanı bir öykü ile anlatmayı çok severim. Belgeci bir tavrı ortaya koyarak bu insanı anlatmaya çalışırım. Öncelikle yaşadığım ülkenin belgecisiyim. Fotoğraflarımın çoğunda Kıbrıs insanını görürsünüz. Daha önce açtığım sergilerde de örneğin “Son 1001”de bin bir adet Kıbrıslı Türkün portrelerini çektim. Lefkoşa’nın Yüzleri sergisinde başkent Lefkoşa’nın insanından portreler (Ciğerci Ahmet, Saffet Anibal, Tellak Arif vs.) mevcuttu.

Fotoğraf önce belgedir. Günümüzde fotoğraf müthiş bir kitle iletişim aracıdır. Amacım gelecek kuşaklara bir belge bırakabilmektir. Şu anda yine buna benzer bir proje üzerinde çalışıyorum. Bir yandan “Bana Bir Öykü Anlat” kitabımın tanıtımını yaparken bir yandan da “Corona günlerinde Maskeli Yüzler” projemi çalışıyorum. 50 yıl sonra bu fotoğraflara bakıldığında bu zamanlarda Kıbrıslı Türkleri görecekler. Kıbrıslı Rum’u da çekmek istiyordum ama geçişler yok maalesef.
 

“Sanatçı yaşadığı çağın tanığıdır”
 

SORU: Toplumsal belgeci fotoğrafçılık dediğimiz de sanıyorum tam olarak bu yaptıklarınızdır...
TAŞÇI:
Sanatçı (özelde fotoğrafçı) yaşadığı çağın tanığıdır. Toplumsal belgeci fotoğrafçılık yapıyorum. Toplumsal belgeci tavrımın bu kitapta açık iletileri gözüküyor. Bu benim bilinçli tercihimdir.
 

SORU: Sinemacı Bergman ile aynı akıl gözlüklerinden baktığınızı söylüyorsunuz.
TAŞÇI:
Fotoğrafın öyküsü olmalıdır. Bergman “her fotoğrafta bir öykü her yüzde bir ömür vardır” derken “ben film çekmiyorum, fotoğraf karelerini birleştiriyorum ve film oluyor” diyor ve bunu anlatıyor. Sait Faik ise “Fotoğraf görsel edebiyattır” diyor. Türkiye’nin fotoğraf yazarı Hasan Balcı da “Sait Faik öyküleri baştan aşağı fotoğraftır” diyor. Öykü insanla ve insanın zaman ve mekan ilişkisiyle olacak. Hatice teyzenin kapısının önünü süpürdüğü karede Kıbrıslı Türklerin yaşadığı Melunda köyü var, eski kapı var, çalı süpürgesi var.
 

SORU: Yıltan Taşçı için fotoğraflarla öykü anlatıcısıdır da diyebilir miyiz?
TAŞÇI:
Benim felsefemde zaten fotoğrafçı odur. Portreler de var kitapta. Yurt dışında Artist of Photography (Fotoğraf Sanatçısı) yoktur. Ben Photographer yani Fotoğrafçıyım. Bir röportajda bana kaç tane sanatsal fotoğraf çektiniz diye sorduklarında “Üçü geçmez” dedim. Natürmort’da, Stil life çalışmada sanatsal çalışılabilir ama bende belgelemek önemlidir.
 

“Hiç kitap okumadan nasıl fotoğrafta yaratım gücü gelişebilir ki!”
 

SORU: Toplumsal belgeci fotoğrafçılıkta zaman-mekan-insan ilişkisini doğru kurabilmek için tarih, coğrafya, insan, sosyoloji, kültür, sanat, mimari gibi birçok bilgiye de hakim olmak lazım. Sizin müzikal, şiir icracısı, eğitimci geçmişiniz fotoğrafı makine ile belgelemede size ne gibi avantajlar getiriyor? Başka hangi sanatlardan beslenirsiniz?

banner134
TAŞÇI: Düşünsel birikimlerimi üretime aktarma becerimde yıllardır okuduğum öykülerin, romanların, şiirlerin, izlediğim yüzlerce tiyatronun, sinema eserinin, dinlediğim müziğin ve yaptığım birçok bestenin büyük etkisi vardır. Onlardan beslenerek üretimlerimi çoğaltıyorum. Hiç roman, öykü okumamış bir heykeltıraş, ressam düşünemem. Bütün sanatların edebiyattan beslendiğine inanırım. Aslolan şey muhayyile yani hayal gücüdür. Bu da okuyarak olur. Ben fotoğrafçı arkadaşlara önce sanat tarihini okumalarını, bol bol fotoğraf  ve resim görmelerini tavsiye ederim. Hiç kitap okumadan nasıl fotoğrafta yaratım gücü gelişebilir ki? Fotoğraf önce kafada hayal gücüyle birlikte kurgulanır. Bana bir zaman “Senin fotoğraftaki amacın nedir?” diye sorduklarında ben de “Dünya fotoğraf tarihine bir fotoğraf bırakabilmek” dedim. H.C.Bresson’un 1930’da çektiği fotoğrafın bu tarihteki yeri(o kadar büyük değil tabi) gibi bir fotoğraf çekebilmek yani.

 

SORU: Bu eserdeki fotoğrafların kaç tanesi bu proje için çekilmiştir kaç tanesi daha önceden çekilmiştir?
TAŞÇI:
Hepsi öncesindedir. 2008 öncesi çektiğim fotoğraflar hatıra fotoğraflarıydı. 2008 yılında Tevfik İleri’nin teşvikiyle ciddi anlamda fotoğrafa başladım. Bu 13 yılda çektiğim fotoğraflar arasından çoğu siyah beyaz olan 69 (11 adeti renklidir) fotoğrafı ayırdım. Ben yazı kısmında Mehmet Kansu ve Ceyhan Özyıldız ile çalışmak istiyordum ama Ceyhan’la yaptığımız sohbetlerde konuştuğumuz başka arkadaşların da katılması fikrinde ortaklaştık ve toplamda 8 kişi ile çalıştım. Mehmet Kansu, Ceyhan Özyıldız, Barış Erdoğan, Fatma Akilhoca, Fatoş Avcısoyu Ruso, Dervişe Güneyyeli Kutlu, Tevfik İleri ve Emre İleri’nin kitaptaki fotoğraflara ilişkin öykü, şiir ve anlatıları yer alıyor. Eğer ömrüm yeter de bunun benzeri br kitap daha çıkarabilirim 60 fotoğraf 60 farklı yazar olacak.
 

SORU: Bu kitapta birçok duyguyu anlattınız. Siz fotoğrafla, yazarlar da yazıları ile şiirleri ile. En çok anlatmayı sevdiğiniz duygu hangisidir?
TAŞÇI:
Empresyonism yani izlenimcilik akımında bir çalışma oldu. Bu akımdan olan bir ressam bir objeye baktığında onu çizmez, onun kendi ruhunda yarattığını çizer veya aktarır. Arkadaşlarım da fotoğrafı kendi ruhlarında yarattığı izlenimleri aktardılar.
 

“En çok hüznü çalışmayı severim”
 

SORU: Siz fotoğrafta en çok hangi duyguyu çalışmayı severiniz ve hangi zamanlarda fotoğraf çekmeyi seversiniz?
TAŞÇI:
İnsanı çalışıyorsan insanı yansıtan duyguyu ve ifadeyi yakalamak önemlidir. En çok hüznü çalışmayı severim. Temmuz-Ağustos aylarında Kıbrıs’ta deklanşöre basmam. Çok dik bir ışık vardır. Yatay ışığın olduğu saatleri severim. Kışta da giyim olduğu için fotoğraf çekmeyi severim. Kış ve bahar aylarında doğa da rengarenk kıyafetini üzerine giyer. Ben Kuzey Kıbrıs’taki köylerin % 90’ına gittim. Doğanın renkleri baharda bir başka olur.
 

SORU: Stüdyoda fotoğraf çekmeyi mi yoksa doğalında anı yakalamayı mı tercih edersiniz?
TAŞÇI:
Fotoğrafın peygamberi denilen H.C.Bresson’un 1930’daki devrim niteliğindeki Decisive Moment (Karar anı) yaratmasından (bizdeki  ismiyle “O An”) önce insanlar sadece poz verirdi. Deklanşöre basma kararını verme anı ile açık kompozisyon da onunla başladı.  Benim bu fotoğraflarımın çoğunluğu Karar Anı’nda çekilmiştir. İkisi de var ama benim tercihim Karar Anı’nda çekmektir. 
 

“Bilinçli olarak bazı fotoğraflarda saflığı, temizliği anlatmak istedim”
 

SORU: Kitapta toplumsal belgeci fotoğraflardan ayrılan dikkat çekici bir anne-çocuk, baba-çocuk, kardeş fotoğraflar serisi var. Bu saf, içten, masum, samimi ve temiz sevgiyi okuyucuya verme gayretini nasıl açıklarsınız?
TAŞÇI:
Bunu bilinçli olarak yaptım. Orada amacım saflığı, temizliği anlatmaktır. Büyüdük de kirlendi dünya der ya şarkıda işte küçüklüğün saflığı ve temizliğini kadraja koydum.

 

SORU: Fotoğrafların çoğunda Kıbrıs’ın insanına, doğasına vs. yer verdiniz..
TAŞÇI:
Kitaptaki fotoğrafların büyük bir çoğunluğu Kıbrıs’ta çekildi. Bir tane Vietnam’da, birkaç tane İstanbul’da, bir tane İzmir’de çekilmiştir. Çoğu insan bizim insanımızdır.
 

SORU: Edebiyat ile fotoğrafı birleştirme tutkunuz (ki bu kitaba yansıdı) ortada. Bu buluşma ile ülkemizde az rastlanan bir disiplinlerarası çalışma çıktı. Devamı da olur mu?
TAŞÇI:
Ben edebiyat öğretmeni, müzisyen, fotoğrafçı olarak yılların birikimini buraya yansıttım. Kitabın Kalkedon Yayınları tarafından İstanbul’da basılması ihtimali da var. Bu farklı çalışmanın devamı da olabilir.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75