Liverpool’dan KKTC’ye

   Demokrasi, dünden bugüne edinebilecek bir etiket değildir.
   Demokrasi bir zihniyet şeklidir.
   Demokrasi bir kültürdür.
   Demokrasi bir davranış biçimidir.
   ***
   Küçük bir çocukken perşembe akşamlarını dört gözle beklerdik.
   Saat 18.00 televizyonun karşısında olurduk.
   İngiltere’den Futbol vardı.
   O dönem Liverpool fırtına gibiydi.
   Dalglish, Keegan, Grobbelaari, Souness…
   Geçen akşam Şampiyonlar Ligi kupasını kazandı.
   Taraftarlar ve futbolcular yine o efsane şarkıyı bir ağızdan söyledi.
   “You will never walk again!”.
   Bu şarkı takım için birliğin, mücadelenin, bütünleşmenin simgesi oldu.
   ***
   Ve hemen anılarım tazelendi.
   Hillsborough Faciası.
   Statta izdiham.
   96 ölü, 766 yaralı.
   Medya ve devlet karar verdi, “Devlet suçsuz”
   “Taraftar suçlu”
   Liverpool taraftarı bu kararı kabul etmedi.
   Tam 23 yıl büyük bir bütünlük içinde mücadele verdi.
   “Adalet” istedi.
   Sonuçta mahkeme, “taraftar suçsuz”, 
   “Suçlu Devlet” dedi.
   Başbakan Cameron, yani devlet “özür diledi.”
   “Hem sizi öldürdük hem de suçladık” dedi
   “İki kere suçluyuz” dedi.
   ***
   Devlete karşı bile olsa haklarının bilincinde olma…
   Devlete karşı bile olsa hakkını arama ve mücadele verme…
   Devlete karşı bile olsa adaletin söke söke yerine gelmesini sağlama.
   Bunlar demokrasinin gerek gördüğü davranış biçimleri.
   ***
   Tarihin en önemli filozof, sosyolog ve siyaset adamlarından,
   Montesquieu der ki “demokrasi her toplum için uygun bir yönetim şekli değildir.
   Toplumsal koşullar ve toplumun kültüründe bu birikim yoksa orda bir yönetim şekli olur ama bunun adı Demokrasi olmaz.
   Bu rejim en iyi ihtimalle meşruti monarşiye döner"
   ***
   Osmanlıdan, İngiliz dönemine ve o dönemden bugüne bu coğrafyada demokrasi tartışılır oldu.
   Karizmatik liderler hep belirleyici oldu.
   Padişahlar dönemi, Kraliçe Dönemi, Dr. Küçük, Denktaş, Eroğlu dönemi vb.
   Türkiye de öyle. Padişahlar, Atatürk, İnönü, Menderes, Ecevit, Türkeş, Özal, Erdoğan.
   Liderler hep toplumsal hayatı belirledi.
   Aslında buradaki toplumlar da bunu arzu ettiler.
   Hep “biri gelsin bizi idare etsin, bizi bu durumdan kurtarsın” diye beklendi.
   Toplum direnmedi, demokrasi kültürünü ileriye doğru taşıyamadı.
   Zihniyet bu. İstek bu. Tercih bu.
   ***
   Bu günlerde Kıbrıs Türk Toplumunda bir yakarış var.
   “Toplumsal irademiz hiçe sayıldı.
   Hükümetimizi bozdular.
   Bakanlarımızı atadılar.
   Bürokratlarımızı atayacaklar.
   İstediklerini yapmazsak para vermeyecekler” yakarışları.
    İrademizin hiçe sayıldığı varsayımıyla birilerini suçluyoruz.
   ***
   Ama önce şu sorulara cevap vermeliyiz;
   *Kıbrıs Türk Toplumu kendi iradesine sahip çıkmayı istedi mi?
   *Bunun için güçlü bir mücadele verdi mi?
   *Gerçekten demokrasiyi istedik mi?
   *Kendi sistemimizi oluşturup, koşullar ne olursa olsun Türkiye ve dünyaya bu sistemi kabul ettirmek için mücadele verdik mi?
   *“Askerdir susalım, Ankara hükümetidir susalım” diyerek irade devrini biz kendi elimizle yapmadık mı?
   *CTP, TDP, TKP, UBP, DP ve diğer iktidar olan tüm partiler hükümete geldiklerinde bunun mücadelesini verdiler mi?
   *Yoksa o koltuklarda biraz daha fazla oturmak uğruna hep suskun mu kaldılar?
   Bu duruma gelirken önce Kıbrıs Türk Toplumu kendini sorgulamalı.
   ***
   Kendini zihinsel olarak demokrasiye hazırlamayan bir toplum,
   “Toplumsal iradeden,
   Seçilmişlerinin iktidarından,
   Milletinin egemenliğinden bahsedemez.”
   Nazımın dediği gibi;
   “Yok öyle umutları yitirip
   Karanlıkta savrulmak.
   Unutma;
   Ayni gökyüzü altında
   Bir direniştir yaşamak.”
   Kıbrıs Türk Toplumu demokrasi için “istemeli, direnmeli, mücadele etmeli ve gelişmeli.”
 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Hasan Yıldırım
Hasan Yıldırım - 4 ay Önce

Ağzına sağlık. İnsan üretmeden tüketip,kültürdende geri kaldığı ve okuma alışkanlığı olmayınca yapacak pek bir şey yok.Saldım çayıra,Mevlâm kayıra.Her şey güzel olacak .Hayırlı bayramlar.

banner96