Hüseyin Köroğlu: Kurduğum hayallerin çok ilerisindeyim

banner37

Türkiye’de uzun yıllardır Tiyatro sanatçısı ve oyunculuk dalında adından söz ettirten Kıbrıs oyuncu Hüseyin Köroğlu Kıbrıs Yeni Ekran Eki’nin sorduğu soruları içtenlikle cevaplarken geçmişten günümüze nostalji bir sohbet gerçekleştirdik

Hüseyin Köroğlu: Kurduğum hayallerin çok ilerisindeyim
banner90
banner8

Orhan İSMAİLOĞLU

banner134

Şu anda neler yapıyorsunuz?

Tüm dünyada olduğu gibi ben de İstanbul’da, cebelleştiğimiz Covid-19 salgınının bitmesini bekliyorum. Düşünün, her ay memlekete mutlaka ayak basan ben, bir yıldır doğduğum topraklara gelemedim; gerçek dostlarımı, özellikle Derviş amcamı çok özledim.

Bu arada 1986’da Ankara Devlet Konservatuarı’ndan mezun olduğumdan itibaren; kendime, özellikle bedenime pek iyi davranmadığımı keşfettim. O yüzden her gün düzenli olarak spor yapıyorum. Ha bugün, ha yarın diye ertelediğim projelerimle ilgili çalışmaya çoktan başladım. İnanın bu zamanda konsantrasyon olup çalışmaya başlamak bile çok kıymetli.

Salgın hastalık bittikten sonra, koltuğumun altında çok proje olacak. Sporla ve düzenli beslenme ile yaklaşık 15 kilo verdim. Niyetim beş kilo daha verip, o kiloda kalmak. Bu yaşıma geldim, kendimi ilk kez bu derece dinç hissediyorum.

Kızım Alara İngiltere’de tiyatro bölümünde okuyor. Onun hasreti kolay değil.

Çünkü Covid-19’dan dolayı yanına da gidemiyoruz. Dünya kritik süreçlerden geçiyor. Ben, bu sürecin gidişatını insanların “bilinci”nin belirleyeceğine inananlardanım.

Şu ana kadar yaşanan sorumsuzluklar, tarihteki yerini çoktan aldı bile. Ne zaman ki; tıpkı trafikte araba kullanmak gibi, başka insanların hayatlarının vebalinin de bizim yaptıklarımızla ya da yapmadıklarımızla ilgili olduğunu anlayacağız, işte o zaman iyi anlamda değişim başlayacak. Şu ana kadar “ego” hala önde ilerliyor. Bencillikten bir türlü kurtulamıyoruz. Daha “biz” duygusunu anlayıp; “siz” bilincine gelmemiz gerekiyor. Anlayacağınız yolumuz uzun…

Aşı çok önemli. Memleket küçük bir ülke olduğu için, umarım çoğunluğun aşısı bir an önce yapılır ve yaza doğru memleket normale döner. Tam da bu noktada doktorlarımıza, hemşirelerimize, eczacılarımıza ve tüm tıp emekçilerine içtenlikle çok teşekkür ederim. Benim gözümde hepsi de birer kahraman. Onlar bütün olanaksızlıklara rağmen cephede Covid-19 ile amansız bir mücadele veriyorlar. Elimizden gelenin fazlasını yapıp çalışmalarında yardımcı olmalıyız. Hepsini de ayakta alkışlıyorum ve şükranlarımı sunuyorum. Emeklerinin karşılığı ödenmez.

 Bu satırları yazarken, İstanbul’da yaşayan ve özel bir hastanede çalışan Kıbrıslı Türk doktorumuz Halil Onalt kardeşimin Corona virüs’ten dolayı hayatını kaybettiği haberi geldi. Çok çok üzgünüm. Memleket zor yetişen, büyük bir değerini Covid-19’a şehit verdi. Bizlerin, İstanbul’da yaşayan Kıbrıslı Türkler’in “Kıbrıslı Dostlar” grubumuz var. Orda birçok toplantıda, davetlerde, benim tiyatro oyunlarımda, galalarda çok kıymetli anılar paylaştık Halil’imizle. Nurlar içinde uyusun. Tıp şehidi, bir memleket sevdalısı, sevgi devrimcisini kaybetti dünya. Tüm sevenlerine başsağlığı ve sabır diliyorum. Görev sırasında kaptı hastalığı, kendi hayatını yok saydı hastaları için… Sözün bitti anlar… Işıklar içinde uyusun Halil gardaşım…

Peki rol aldığınız dizi var mı?

Rol aldığım dizi şu anda yok, var olan koşullarda da bir süre daha alması zor gibi duruyor. Dizi ve film çekimlerinde; hem Türkiye’de, hem dünyada ne yazık ki virüsü kapıp vefat eden çok sanatçı, teknik ekip var. Buna bir de bu işlerde rol almak için ruhunu satmak ekleniyor. Az sonra ne demek istediğimi anlatacağım. Ne yazık ki gerçekler dışarıdan gözüktüğü gibi değil. Omurgalı değilsen, var olan tüketim sistemi iki dakikada seni satın alıyor. Bu arada, aşağıda söyleyeceklerimden gerçekten ihtiyacı olan, çalışmazsa gerçekten aç kalacak olan meslektaşlarımı ve teknik ekibi ayırıyorum. Rahmetli Mukaddes annem nurlar içinde uyusun, “Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin.” derdi.

Yaşadım. Şubat 2020’de, henüz Covid-19 salgını dünya çapında ortaya çıkmadan, Türkiye’de çok önemli bir şirkette, yönetmenine de çok güvendiğim için bir dizi görüşmesine gittim. Her zamanki gibi senaryoyu okudum ve görüşmeye değer buldum. Yönetmenle, yapımcı ile üç başrolden birini oynamam konusunda anlaştık. Sıra kast sorumlusu arkadaşımızla, özellikle dizide oynama şartlarını konuşmaya geldi. Yönetmen arkadaşım “Umarım anlaşırsın.” dedi. Kafamda ilk soru işareti burada oluştu zaten.

Neyse, bir odaya girdik. Kast sorumlusu arkadaşımız kem etti, küm etti, “Bunları size söylemek zorundayım.” dedi. “Söyleyin.” dedim. “Sosyal hesaplarınızı kontrol edeceksiniz ve bazı paylaşımlarınızı sileceksiniz.” dedi. Bitmedi, devam etti “Siz sildikten sonra, biz de kontrol edeceğiz, gözünüzden kaçanlar varsa size söyleyeceğiz onları da sileceksiniz.” dedi. “Eeee dedim, başka?”.  “Dizi bitinceye kadar sosyal hesaplarınızdan iznimiz olmadan paylaşım yapmayacaksınız.” dedi. “Başka?” dedim. “Son olarak yapacağımız sözleşmeye bütün bunları yazacağız, imzalayacaksınız. Kendimizi ve diziyi korumak için bunları yapmak zorundayız.” dedi. Evet, yüzüme karşı açıkça söyledi bunları. Ben kibarca çok teşekkür ettim ve ruhumu bir dizide oynamak için satamayacağımı söyleyip masadan kalktım. Yönetmenimizin ne demek istediğini o an anladım tabii. Siz olsaydınız ne yapardınız? Ben bu güne kadar Goethe’nin kaleme aldığı Faust oyunundaki Mefisto karakteri gibi şeytana ruhumu hiç satmadım, bu saatten sonra da satmaya niyetim yok! Buralarda durumlar şimdilik böyle. Üzgünüm, gerçekler bunlar. Düşünün 1989’dan beridir bu sektörün içindeyim, yüzlerce bölüm dizi çektim, birçok sinema filminde oynadım, seslendirme yaptım. Bana bunu söylüyorlarsa, yeni çıkacak sanatçı kardeşlerime neler yapıyorlar acaba?

Bu güne kadar insanların rüyalarında göremeyeceği rolleri hem oynadım, hem de hayat ve sanat görüşüme uymadığı için oynamayı kabul etmedim. İlişkiler dizisi, Şaban Askerde dizisi, Mahallenin Muhtarları dizisi, Baba Evi dizisi, Zalim dizisi, Tatlı Betüş dizisi, Vurguna İnmek dizisi, Geçmişin İzleri filmi, Koltuk Belası filmi, Bir Nefes Sevgi filmi, Tatil Aşkları dizisi, Ömer Seyfettin Hikayeleri dizisi, Hitiler belgesel sinema filmi uzar gider, yazmakla bitmez.

Ama kabul etmediklerim de çarpıcı. Bazılarını söyleyeyim, Muhteşem Yüzyıl dizisi, Payitaht Abdülhamit dizisi, K.O.Z. sinema filmi. En son da, hala çekimleri devam eden bir dizide, röportajın sonunda oynamayı neden kabul etmediğimi açıklayacağım. Yukarıda saydığım bir filmde oynamadığım için hala bazı yerlerde kara listedeyim. Olsun, akşam yatınca mışıl mışıl uyuyorum.

Kartal Tibet, Kemal Sunal, Türkan Şoray, Halit Akçatepe, Dinçer Çekmez, Yalçın Gülhan, Haluk Bilginer, Memduh Ün, Atıf Yılmaz, Mehmet Aslantuğ, Eşref Kolçak, Kamran Usluer, Cüneyt Türel, Menderes Samancılar, Rutkay Aziz, Cezmi Baskın, Nur Sürer, Haluk Kurtoğlu, Halil Ergün, Macit koper, Füsun Demirel, Mümtaz sevinç, Can Gürzap, Haldun Dormen, Nevra Serezli, Metin Serezli, Fuat İşhan, Göksel Kortay, Tomris İncer, Toron Karacaoğlu, Bedia Muvahhit ve daha kimler kimler, ne büyük ustalar… Bütün bu ustalarla aynı sette bulundum, aynı kamera karşısına geçtim, çoğu ile aynı tiyatro sahnesini paylaştım. Bu onur beni ömrümün sonuna kadar yaşatır. Hayatta olmayanları saygı, sevgi ve özlemle anıyorum. Hayatta olanlara da uzun ömürler diliyorum.

Gönendere’de, Hürriyet Sineması’nda filmleri izlerken kurduğum hayallerin çok ilerisindeyim. Kıbrıs’tan bir köyden çıkıp; ruhumu satmadan, İstanbul’a gelerek, tiyatro, sinema ve televizyonda çok iddialı projelerde alnı açık bir şekilde yer almaktan, doğduğum toprakları, memleketimi, insanlarımı temsil etmekten hep gurur ve onur duydum. 1989’dan beridir de Kıbrıslı Türk bir sanatçı olduğumu her mecrada dile getirdim, hiç saklamadım.

Sinema, dizi ve tiyatro üçlüsü arasında içinde olmaktan mutlu olduğunuz, size en çok keyif veren sanat dalı hangisi, Neden?

Hepsinin de kendine göre kıymetli yanları var tabii. Ama bence, bütün sanatların anası olan “tiyatro” bir başka. Düşünebiliyor musunuz, diyelim saat: 20.00’de başlıyor oyun. Sahnede, yönetmenin; oyuncularla, ışık, efekt, kostüm ve müzikle kurduğu o büyülü dünya perde kapanana kadar aralıksız sürer. Her şey seyircinin gözü önünde olur. Arada tv.’de olduğu gibi bir cam, ya da sinemada olduğu gibi bir perde yoktur. Üstelik, sahneyi çeşitli boyutlarda görmeniz için gözlük takmanıza da gerek yok, çıplak gözünüzle sonsuz boyutta izlersiniz oyunu. Koku da alırsınız, oyuncunun öfkesini, sevgisini, nefesini, gözünüzün önünde gözünden akan yaşları da canlı canlı, o an görürsünüz. Hiç bir sahtekarlık yoktur. Bu kadar gerçektir tiyatro. Üstelik her oyunun tarihi ve seyircisi farklıdır. Bir sonraki gece, seyiciler de, zaman da farklıdır. O yüzden oyuncu da seyircilerin ve zamanın enerjisine göre oynar oyununu. Genelde, her akşam birkaç dakika da olsa, oyunun bitiş saati değişir. Ama sadece birkaç dakika. Diziye çekime gidersin, “Bir saatte biter çekim.” derler, sabah olur çekemezsin, eve gelirsin, duş alır sete yine gidersin. Neler yaşadık neler!

Ben oyun bittikten yaklaşık yarım saat, kırk  dakika sonra çıkarım tiyatrodan. Normal hayata dönmek zaman alıyor. Othello’yu, 4. Murat’ı, Kısasa Kısas’ı, Coriolanus’u oynarken her oyunda 20 kilometre koşmuş gibi yorulurdum, sahnede başımdan aşağa bir kova su dökülmüş gibi ter akardı. Hala daha öyle. Tiyatro sanatçılığı, maden işçiliği gibi dünyanın en zor mesleklerinden biridir. Umarım bir gün ülkemizde de kıymeti bilinir. Sanatla, K.K.T.C.’nin tanıtımını yapabileceğimizi anlarız. Özellikle siyasiler anlar diyelim. Yoksa bu siyasi kirlilik içinde Don Kişot’lar, değerlerimiz yok olup gidiyor…

Sinema projesi var mı?

Dünya çapında Covid-19 salgını başlamadan önce, muhteşem bir dönem filmi hazırlığı vardı. Senaryosu ile, yönetmeni ile beni son zamanlarda çok heyecanlandıran bir proje idi. Doğal olarak ileriki bir tarihe ertelendi. Covid-19 bana iyi yönde, projeye hem ruhsal, hem de bedenen hazırlanmam için zaman kazandırdı. Umut ediyorum ki sağlıklı zamanlarda beyaz perdeye aktarılacak film. Ben de bu güne kadar oynadığım en kıymetli rollerden birini oynayacağım. Çekimler başlayacağında haber veririm. Gerçekten çok heyecan verici, memleketimize de değer kazandıracak bir proje olacak. İnanmadığım projelerde bu saatten sonra oynamam artık zor.

Kıbrıs hakkında neler söylemek istersiniz?

Kıbrıs benim doğduğum topraklar. Köklerim. 18 yılım Kıbrıs’ta geçti. Çocukluğumu, gençlik yıllarımı masal gibi yaşadım. Ben bir köy çocuğuyum, Gönendere’de doğdum. Anneciğimle babam; birçok Kıbrıslı Türk gibi Aralık 1963’deki olaylarda, annem bana üç aylık hamile iken Pınarlı’dan Gönendere’ye zorunlu olarak göç ediyorlar. İlk göçümü anne karnında yaşıyorum yani. 1964’de haziran ayında doğuyorum. Sonra 1974 Barış Harekatı’nda, 10 yaşında bir çocukken savaşa tanıklığım başlıyor. Bizim kuşak savaş çocukları olduğu için fazla çocukluk fotoğrafımız yoktur. Çocukluğumu fazla yaşayamadığım için inanın hala içimdeki çocuk büyüyemedi. Özellikle yönettiğim oyunlarda insanlara savaşın iğrenç yüzünü anlatmaya, göstermeye çalışıyorum. Nefes aldığım sürece de bu çabam devam edecek.

  Her zaman olduğu gibi, şu sıralar yine kritik zamanlardan geçiyor Kıbrıs adası. Doğu Akdeniz’deki doğal gaz miktarı dünyadaki satranç oyunlarına yön veriyor. Ama tarihimiz boyunca toplum olarak; birbirimizi çekememe egosu, birbirimizi yeme ve koltuk peşinde koşma dürtüsü yine galip çıkıyor. Tabii ki bizi istedikleri yöne döndürmek isteyenler yumuşak yönlerimizi bildikleri için ona göre davranıyorlar, bizler de hala işimize öyle geldiği için bu oyunlara düşüyoruz. Bütün bunlardan dolayı dünya gerçeklerini ne yazık ki çok net olarak göremiyoruz. Hala sanıyoruz ki Sarayönü dünyanın merkezi. Oysa gerçek şu, dünyanın Sarayönü’nden haberi bile yok! Umurunda da değil!

Türk ya da Rum hiç fark etmez, bir siyasetçi çıkıp da halka “Anlaşırsak, yönetsel olarak kendi içinde farklılıklar da olsa, tek devlet olursak, yanı başımızdaki doğal gaz Kıbrıs adasında yaşayan insanların olacak. Ada halkı doğal gaz zengini olacak.” diyemiyorlar. Neden? Herkes bulunduğu yerden, konumdan memnun da ondan. Söyleyenler de susturuluyor zaten. Kalıcı barış gelecekse Sivil Toplum Örgütleri’nin yapıcı katkıları ile gelecek. Siyasiler “kalıcı “BARIŞ” için görüşmeye mecbur olacaklar! Yoksa göstermelik görüşmeler yapılmaya, göz boyanmaya devam edilir…

İngiliz’in adaya ve dünyaya hediye ettiği “Böl, parçala, yönet.” tezi hala uygulanıyor Kıbrıs’ta. Yıl 2021, bakın ABD birkaç gün önce Mars’a incelemeler yapmak için uzay aracını indirdi; naklen seyrettik. Biz nelerle uğraşıyoruz. Türk, Rum yıllardır bu iki toplumu birbirlerine kırdırdılar, hala bitmedi bu oyunlar. Evlatlar, insanlar ölüyor, her iki tarafta da analar ağlıyor, ailelerin ocaklarına ateşler düşüyor. Coğrafyanın kaderi değişmedi. Bence insanların bu kafa yapısı değişmezse, kader de değişmez. Yıl 2021, hala kendi kendimizi idare edecek olanaklara sahip değiliz! Bunlar acı gerçekler. Bu gerçekleri görünce memleketim adına üzülüyorum.

Bir zamanlar Kıbrıs dizisinden teklif aldınız mı?

Evet aldım. Az önce açıklayacağım dediğim, kabul etmediğim diziler kervanına eklenen son dizi de bu dizi oldu. Bana bir menajer aracılığı ile teklif geldi. Kıbrıs dizisi denince tahmin edersiniz doğal olarak heyecanlandım. Ne de olsa yıllar sonra memleket için, nasıl olduysa TRT adına bir dizi çekilecekti. Her zamanki gibi mail hesabımı verdim ve var olan senaryoyu göndermelerini rica ettim. Sağolsunlar hem 1. Bölüm senaryosunu, hem de karakter tahlillerini anlatan bilgilendirici metni gönderdiler.

Heyecanla okumaya başladım. Okudukça, sahneler ilerledikçe önce üzüldüm, sonra baktım sinirlenmeye başlamışım. Keşke katkı koyacağım düzeyde bir senaryo okusaydım. Dediğim gibi, ben birinci bölümü okudum, ama karakterlerin analizlerinden projenin ne yönde ilerleyeceğini artık anlıyorum…

Kıbrıslı Türklerin tarihi, yaşadıkları internet ortamında var, doğrudur. Ama internette genel olayları okursunuz, Kıbrıslı Türk’ün özünü, Kıbrıs’ta yaşamayan, oralara gidip halkla iç içe gözlem yapmayan bir insan bilemez. Bilemediği için de senaryo yazımında yazılanlar yavan kalır. O insanları, o toplumu, yaşam biçimlerini, hal ve hareketlerini, kültürlerini, birbirlerine bakışlarını, hatta seslenişlerini bilmezler, bilemezler, anlatamazlar.

Türkiye’den gelip dizide oynayacak oyuncular genelde, “iş” olarak bakar, bölüm başı ne kazanacağı ilgilendirir onu. 26 bölüm, güzel iş. Çekimler Kıbrıs’ta, harika. Bu topraklarda neler yaşanmış, ne mücadeleler verilmiş derinlemesine bilmezler, onları ilgilendirmez zaten.  Doğal olarak genel tarihi bilirler, o da sadece oynayacağı cümleleri ezberleyip oynamak yerine, geneli merak edip öğrenirlerse o kadar. Tarihte geçen adları öğrenirler. Rauf Denktaş, Dr. Fazıl Küçük, Makarios, Grivas, Sampson, EOKA, TMT vs. . Sahi, dizide önemli rollerde neden Kıbrıslı Türk oyuncu yok? Oynayan oyuncuların kaçı gerçek oyuncu? Mahkemede mahkemeleri süren kişileri böylesine kritik bir dizide oynatmak doğru mu?

Ayrıca, KKTC’de bu işte görev alanlar senaryonun tamamını okudu mu? Nasıl bir projenin içinde olduklarını biliyorlar mı? Basında çekimlerden fotoğraflar gördüm. Kostüm olarak soruyorum, Kıbrıs Türkü böyle kıyafetler mi giyiyordu? Sorularım uzar gider… Yazık, çok yazık. Bu kadar emeğe, çabaya çok yazık…

Tarihe baktıklarında olayların 1963’te “Kanlı Noel” ile başladığını sanırlar. Her şeyin fitilini ateşleyen 1 Nisan 1955’te yaşananları bilmezler. 1964’de, Erenköy Direnişi’nde neler yaşandığından haberleri yoktur. Çoronik kimdir? Aynalı kimdir? Kıbrıslıların eşkiyası, İngiliz Valisine kan kusturan Robin Hood, Hasan Bulliler kimdir, bilmezler.

Kıbrıslı Türk, Kıbrıs’ta Mustafa Kemal ATATÜRK’ ÜN devrimlerini harfiyen uygulayan, o devrimlerin bekçisi olan, yaşam tarzı edinen bir halktır. Bizler de onların torunlarıyız. Kıbrıs Türkü Kurtuluş savaşı’na yokluklarla, hastalılarla cebelleşirken, İngiliz sömürgesi altında inim inim inlerken, varını yoğunu satarak, bizzat Anadolu’ya giderek o şanlı mücadeleye, Mustafa Kemal Paşa, silah arkadaşları ve halk yedi düvele kafa tutarken destek verdi. Ata’mıza, Mustafa Kemal ATATÜRK’e destek vermek için gittiğimiz öz yurdumuz Anadolu topraklarında şehitlerimiz var. Bunları da bilmezler. Siz böyle bir halkı kafanıza göre senaryo haline getirip, işinize geldiği gibi anlatamazsınız. İnternetten bilgi edinerek, yaşanmış ilginç olayları yazarak bir toplumun mücadelesine ayna tutamazsınız. “Bende Atatürk kafası var.” diye Hisar’ın üstüne çıkıp tarihi nutkunu atan Mehmet Ahmet Dubara’yı bilmeden de yazılmaz Kıbrıs Türkünü anlatacak senaryo.

İnanın doğduğum toprakların gerçeklerini bilen bir sanatçı olarak, maddi durumları düşünerek bu dizide oynamayı kabul etmek aklımın ucundan bile geçmedi. Okuduklarımın, Kıbrıslı Türk’le tarihi bazı olaylar hariç, pek ilgisi yoktu. Anadolu’da bir kasabada geçiyor sanki, Kıbrıs’ta değil. Örf ve adetlerimiz de bilinmiyor, beni en çok üzen konulardan biri de bu oldu.

Beni arayan menejere, senaryoyu bitirdikten sonra telefon açtım, böyle bir senaryoda oynamayacağımı, böyle bir diziyi çekmelerinin doğru olmadığını, diziyi TRT adına çekecek şirket yetkilisine söylemesini rica ettim. Tahminim söylememiştir.

Şimdi kimse çıkıp bana tanıtım yapılacak, bu bir fırsat falan filan demesin. Ayıptır, günahtır. Bu halk bunu hak etmiyor beyler. Ben, senaryoyu okuduktan sonra bazı önemli yerleri uyardım. Bana cevap yazma zahmetinde bile bulunmadılar. İşte o zaman anladım “Emir büyük yerden.”. Adaya gelen bakanlar dizi setine uğramadan adadan ayrılmıyor zaten. Fotoğraf net. Peki bu arada ülkeyi yönetenler ne yapıyor? Muhalif olanlar ne yapıyor?

Biliyorum, yıllardır Kıbrıs’la ilgili bir dizi, ya da film yapılması istenmiyordu. Şimdi ne oldu da, apar topar, Covid-19’un kol gezdiği bir zaman diliminde, böyle bir dizi çekiliyor? Neden? Niçin? Amaç ne? Kokuları var, esas yemek ne? Bu yemeğin yolu Maraş’tan Karpaz’a kadar uzanır mı acaba?

Sonra, insanları virus salgını var diye evlere kapatıyorsunuz, ama Türkiye’den gelen teknik ekip ve oyuncular dahil tahminim en az 200-300  kişilik bir çekim ekibi, köy köy, kasaba kasaba dolaşıp memlekette çekimler yapıyor. Kimseye haber vermeden doğduğum köye, Gönendere’ye kadar gitmişler. Soranlara “Cumhurbaşkanın, Kültür Dairesi’nin haberi var.” diyorlar o kadar!  Tamam anladım, emir büyük yerden, ama değer mi? Kendi insanının hayatını riske atmaya değer mi? Üzgünüm, siz kendi sanatçınıza sahip çıkmazsanız, kendi tarihinizi anlatması için onlara yardımcı olmazsanız, alanlar açmazsanız tarihiniz sizin değildir artık. İsteyen istediği gibi anlatır, sen de oturur paşa paşa izlersin. İşte bir ülke için sanat, sanatçı bu derece önemlidir. Siz mecliste kapışmaya devam edin beyler! Atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti!

Ben memleketimle ilgili “GEÇMİŞİN İZLERİ” filminde onurla ve gururla oynadım. Yapımcısı da şimdiki Cumhurbaşkanı Sayın Ersin Tatar’dı. Bir İngiliz gazetecinin yaşadığı gerçek olaylardan yola çıkılarak çekildi film. KKTC’nin yaşadığı bütün sıkıntılat anlatılıyor filmde. Üstelik bir İngiliz gazeteci gözünden. Bugün hala ne yazık ki filmin anlattıkları geçerli. Uluslararası arenada Türkçe altyazılı göstersinler filmi, hala dikkat çeker. Bütün bunları memleketim adına görünce üzülüyorum… Yazık…

Oynuncu olmasanız ne olurdunuz?

Ben 1964 doğumluyum. Kendimi bilmeye başladığımda 1964’de şehit olan pilotumuz Cengiz Topel’i öğretti bana büyüklerim. O günden beridir, halkımı ve ailemi korumak için hep pilot olmak istedim. Ama şimdi ancak rol olarak oynayabilirim. Pişman değilim ama, hayata yine gelsem tiyatro oyuncusu olurum. İnsanı, insana, insanla anlatmak benim için çok kıymetli.

Türkiyede dizi sektörünü nasıl buluyorsunuz?

Şu anda Türkiye’de dizi sektörü virüs salgınından dolayı pek iyi değil.  Türkiye’deki Tv.’ler için yapılan işlerde bütçeler de, kalite de çok düştü. Bu yüzden daha çok dijital kanallara rağmet var. Netflix, Blu Tv. vb gibi. Zaten artık sosyal medya var. İnsanlar sosyal medya ile kestirmeden ünlü olarak para kazanmayı keşfetmiş durumda. Tv.’lerde dizileri genelde 60-65 yaş üstü insanlar izliyor artık. Onun altındakiler dijitalden seyrediyor. Tahminim 5-6 yıl sonra karasal yayın biter. Her şey dijitale dönüşür. Zaten Covid-19 bu dönüşümü farkındaysak hızlandırdı.

Yıllar sonra Kıbrıs Gazetesi’nde halkımızla buluşmak benim için çok kıymetli Orhan kardeşim. Bana bu fırsatı verdiğin için sana çok teşekkür ederim.

Başta söz ettiğim gibi Dr. Halil Onalt kardeşimizi Covid-19 aramızdan aldı. Onun hatırasına Saygıyla aşağıda, İstanbul’da yıllar önce tıp okurken, Kutlu Adalı ve tüm demokrasi şehitleri için, Üniversite Temsilciler Konseyi adına Dr. Halil Onalt kardeşimin kaleme aldığı bidiriyi paylaşıyorum.

BEN;

BU TOPRAKLARDA

İTİLİP KAKILMADAN, HORLANMADAN

YÖNETİLMEDEN, YÖNETEREK

TÜKETİLMEDEN, ÜRETEREK

KORKMADAN, KORKUTMADAN

EZMEDEN, EZİLMEDEN

YARINIMDAN ENDİŞE DUYMAYARAK

DÜNÜMDEN UTANMADAN

KANDIRILMADAN, ALDATILMADAN

SUSMADAN, SUSTURULMADAN

VE

SUSTURMADAN

ONURLU BİR BARIŞA ULAŞMIŞ BİR TOPLUMUN İÇİNDE

İNSANCA YAŞAMAK İSTİYORUM

Hala geçerli değil mi?

Umut ediyorum ki yazın sağlıklı zamanlarda memlekete ayak basacağım…

Halkımıza sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum…

Umutta ve sağlıkta kalın…

Hüseyin Köroğlu

19 Şubat Cuma - İstanbul

Güncelleme Tarihi: 26 Şubat 2021, 14:39
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner111

banner75