Tasarımlarınız her zaman sıra dışı olmalı

banner37

Dila Hatun ÖZGÜRGÜN; “Öğrenmek İçin Azimli, Sürdürebilmek İçin Sabırlı Olmak ve Karşıdan Gelen Talebi En Doğru Şekilde Cevaplayabilmek İçin Empati Kurmak Gerekli.”

Tasarımlarınız her zaman sıra dışı olmalı
banner90
banner99

Fatma YÜKSEK

Kıbrıs'ın başarılı mimarlarından Dila Hatun ÖZGÜRGÜN; hayatını nasıl tasarladığını, ülkemiz mimarisine bakış açısını, mimariye ve tasarıma olan yaklaşımını ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini  Kıbrıs Yasemin Okuyucuları için paylaştı.

  Dila Hanım, bize meslek seçiminiz ve eğitim hayatınızdan bahseder misiniz?

  Çok küçük yaşlardan itibaren, görsel sanat ve tasarıma karşı yoğun bir ilgim vardı. Detaylar, renkler, dokular ve bunun gibi şeyler hemen dikkatimi çekerdi ve bunları kâğıda döküp resmetmeye çalışırdım. Lise yıllarımda da dersler süresince sürekli sıramın veya defterimin üzerine skeçler karalar asla derslere tam anlamıyla konsantre olamazdım. İşte bu şekilde, okumam gereken bölümün hem sanat hem de tasarım içeren bir bölüm olması gerektiğine inanarak, Dünya’da en eski ve gerekli mesleklerden biri olan Mimarlık olması gerektiğine kanaat getirdim.

Eğitim hayatım bayağı zorlu fakat bilgi açısından bayağı verimli geçti. Bilen bilir, mimarlık fakültesini bitirmek yetenek, sıkı çalışma ve azim dışında insanüstü bir sabır da gerektirir. Zira haftalarca uykusuz kalarak hazırladığımız maketler hocalar tarafından parçalanabilir veya sayfalarca paftalara çizilme projelerimiz karalanırdı. Tabi bunu daha iyi öğrenmemiz için yaptıklarını savunan değerli hocalarımız olsa da, psikolojik açıdan bayağı yıpratıcı bir süreç.

Mezun olduktan hemen sonra kendi işinizi mi yapmaya başladınız?

-Mezun olduktan sonra yüksek lisansımı tamamlamak için yurt dışına gittim. 2 yıl sonra da meslek hayatına atıldım.

Kendi ofisinizi mi açtınız?

-Meslek hayatıma kamuda görev alarak başladım. İlk iş yıllarımda birkaç ekip arkadaşımla birlikte Lefkoşa Türk Belediyesi’nin tiyatro binasının şantiye şefliğini ve proje direktörlüğü yaptım. Daha sonra 8 yıl boyunca devlet adına birçok kamusal projeler ve ihale projesinin hazırlanmasıyla ilgili çalışmaları yürüttüm.

Mimariyi, sanatı ve tasarımı birbiriyle bağdaştıran en önemli unsurlar sizce nedir?

-Sanat, tasarım ve mimari birbirini tamamlayan unsurlardır. Sanat olmadan tasarım, tasarım olmadan mimari var olamaz. Sanatı tasarımdan ayıran en büyük özellik, fonksiyondur. Bir sanat eseri gündelik hayatımızda kullanabileceğimiz bir obje değilken, o sanat eserine bir fonksiyon katıp kullanışlı hale getirebilirsek, işte bu tasarım olur. Mimari tasarımlar da hem göze hitap eden sanat eserleri olmakla birlikte, insanoğlunun ilk var olduğu zamanlardan bu yana barınma ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde hayata geçirilmiş, fonksiyon kazandırılmış tasarımlardır. İlk zamanlarda ilkel insanlar temel içgüdüleriyle sadece korunma ve barınmaya odaklı olduğu için mimari eserlerde estetik kaygı yoktu. Mağara ve çadırlar onlar için idealdi. İnsanlar ehlileştikçe, estetik kaygı arttı ve mimari eserlere sanat eseri görünümü verilmeye başlandı. İşte sanat ve mimari, medeniyetleşme ile birlikte bu noktada birleşti.


 

Ülkemizde sanata ve mimariye yeterli önemin verildiğini düşünüyor musunuz?


 

-Üzülerek belirtmek isterim ki sanat konusunda çoğu medeni ülkenin çok çok gerisinde olduğumuzu düşünüyorum. Sanat yaratabilmek öncelikle önyargılardan arınmış, özgür zihinler gerektirir. Yeniliklere açık olmayan ve ezberlenmiş yöntemlerin dışına çıkmayı reddeden sistemlerde sanatın gelişebileceğine inanmıyorum. Sanat üretmek için öncelikle güzel bakmayı öğrenebilmek ve bireysel olarak bazı önyargılardan arınılması gerektiğini düşünmekteyim. Ayrıca materiyalizmin hat safhada olduğu günümüz dünyasının koşuşturmacası içerisinde çok az insanın kendi ruhunu dinleyip sanat üretebilecek vaktinin olduğunu düşünüyorum.. Duygularımızın açığa çıkmasını sağlayabilirsek, o zaman sanat gözümüz de açılmış olur. Bu bağlamda, ülkemizde mimari yapıların da genellikle tekdüze ve estetik kaygıdan uzak olduğunu gözlemliyorum. Çünkü maddi açıdan kısıtlayıcı faktörler olunca, mimariye estetik katmak lükse kaçmaya ve maliyetli olmaya başlıyor. Doğal olarak da ortaya çıkan projeler de olabildiğinin en gösterişsiz ve basit versiyonu olarak ortaya çıkıyor. Yani mimari zenginliğin toplumlarım refah seviyeleri ile de alakalı olduğunu düşünmekteyim..


 

Mimarlık projelerinde birebir son kullanıcıya hitap eden bir iş yaptığınız için kullanıcıyı çok iyi tanımak gerekiyor, talebini çok iyi anlamak gerekiyor diye düşünüyorum, işvereninizin isteklerini alma sürecinizi bize biraz anlatır mısınız?


banner134
 

-Elbette ki proje yaptırmak isteyen kişinin öncelikle genel tarzının, yaşam tarzının çok iyi gözlemlenmesi ve kullanım alanlarının ona göre tasarlanması gerekir. Örneğin tek başına veya 2 kişi yaşayıp hayatı çok yoğun geçen bir şahıs için zamandan tasarruf etme açısından küçük ebatlarda ama olabildiğince pratik yaşam sağlayabilecek tasarım çözümlemeleri idealken, çocuklu ve emekliliğe adım atmak üzere olan bir aile için daha geniş kullanım alanı sağlayan mekânlar içeren tasarımlar öngörülebilir. Diğer detaylar tasarlanırken tamamen kişinin kendi tarzı ve zevkleri göz önünde bulundurularak proje süreci tamamlanır ve işverenin beğenisine sunulur.


 

İşinizin zorlukları ve güzelliklerine değinecek olursak bu konuda neler söylemek istersiniz?


 

Benim için ülkemizde daha önce de belirttiğim gibi mimariye bakış açısının sanat gözünden çok uzakta olması ve insanların bu tarz şeylere fazla açık olmaması her zaman üzücü ve motive düşürücü olmuştur, çünkü hiç bir zaman standart olan şeylere ilgim olmadı. Tasarım dediğiniz şeyin her zaman sıra dışı, göz alıcı veya karakter sahibi bir görünüşe sahip olması gerektiğini düşünüyorum. Bu da ülkemiz sınırları içerisinde şu an pek mümkün olmadığı için, mimariyle ilgili çok olumlu düşüncelerim henüz yok. Umarım ilerde çevremizde daha sıra dışı veya en azından karakter sahibi yapıların yükseldiğini görebiliriz. Benim için ülke şartlarındaki en büyük zorluk, mimarinin ayrılmaz parçası olan tasarıma karşı olan yaklaşımdır. Bunun dışında insanlara yaşam alanları tasarlamak, konforlu bir ortam sunmak ve belki ömürlerini geçirecekleri ölümsüz mekanları yaratmanın verdiği his gerçekten mutluluk vericidir. Mimarlığın en güzel kısmı sanırım budur.

Mimarlık mesleği ve kişinin karakteri konusuna nasıl bakıyorsunuz, sizce meslekte başarı için yetenek ve bilgiden bağımsız olarak bir mimar için olmazsa olmaz özellikler nelerdir?

-Öncellikle bu mesleği icra etmek için çok iyi bir gözlemci olmak gerektiğini düşünmekteyim. Çünkü insanların ihtiyaçlarını, karakterini, zevklerini göremeyen, insana ve çevreye karşı duyarsız biri iseniz, bu mesleği yapabileceğinizi düşünmüyorum. Daha sonraki adım ise yaratıcılık. Yaratıcı ve üretken bir beyne sahipseniz, yaratma arzunuz yüksek ise bu meslekte mutlak başarıyı elde edebilirsiniz. Sürekli yeni fikirlere açık olmak, çevremizdeki yeniliklerle birlikte gelişimleri de takip edip yakalayabilmek gereklidir. Son adım ise sabır. Projelerin tasarlanıp, oluşturulup hayata geçirilmesi ciddi ve zaman alan bir süreçtir. Bu yüzden sabrı olmayan bu mesleği seçmemeli. Bu şekilde bu meslekte başarı elde edilebilir diye düşünüyorum.


 

Kariyerini şekillendirme aşamasında olan genç mimar ve mimar adaylarına neler söylemek istersiniz?

-Eğer mimarlık mesleğinin gerçekten kendileri için olduğuna inanıyorlarsa hemen ilk zorlukta pes etmemelerini öneririm çünkü mimarlık mesleğinde karşımıza çıkan pürüzler ve zorluklar aslında bizim öğrenme sürecimize en büyük katkıları sağlayacak olan derslerdir. İnsanları tanırken, empati yapabilmeyi, başkalarının ihtiyaçlarına odaklı şekilde çözümler üretmeyi bize öğreten sonsuz bir yolculuk gibi düşünebilirler bu mesleği. Mimarlık Sadece teorik olarak değil, hayatla ve insanlarla da ilgili birçok bilgi ve deneyim elde edebilecekleri uçsuz bucaksız bir sahadır. Bunun bilincinde hareket etmelerini öneririm.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75