Montenegro Turizm Destinasyonu

Yaklaşık beş hafta önce Montenegro ( Karadağ) ve Kuzey Kıbrıs Turizm Destinasyonumuz benzerliklerinden bahsederken en kısa zamanda bu güzel ülkeyi ziyaret edeceğimi belirtmiştim.

Sömestr tatili süresince ne de olsa biraz kaçmak lazımdı ve öyle de yaptım. Öncelikle belirtmek isterim ki beklentilerimin çok ötesinde bir ülke ile karşılaştım. Son on yılda turizm potansiyeli keşfedilen ve gittikçe yıldızı parlayan bu küçük ( 600 bin) nüfuslu ülke çok yakın bir zamanda tüm Avrupa ülkelerince büyük bir çekim alanı olacak gibi.

Karadağ ' da turizm potansiyeli

Balkanların en yeni belki de en küçük vizesiz seyahat edilen ülkesi konumundaki Karadağ, gittikçe revaçta olmayı başarabilen bir konuma geldi.

Karadağ inanılmaz doğal güzellikleri ve tabiat ananın bahşettiği müthiş bir ayrıcalık sunuyor. Adriatik denizi, müthiş koylar oluşturmuş. Tanrı buralara güzellik verirken çok cömert davranmış. Ayni bizim ülkemizde olduğu gibi sanayi çok küçük ölçekte. Ayrıca tarım da öyle.  Ekonomisinin en büyük kısmını turizm oluşturuyor. Bu yüzden de hem tarihi ve kültürel varlıklar, hem de doğal güzelliklerin korunmasına çok dikkat edilmiş. Alternatif Turizm modelleri arasında, bisiklet, doğa yürüyüşü ve temiz denizlerinden dolayı snorkeling sevenler tarafından sıklıkla tercih ediliyor. Dikkatimi en fazla çeken güzelliklerin başında yüksek dağların eteklerine kurulmuş milli parklar, kilise ve manastırlar en az yedi yüz sekiz yüz yıllık. Hepsinden de tarih fışkırıyor açıkçası. Düzenli şehirler ve cittaslow olarak çok rahatlıkla anılabilecek sakin kasabalardan oluşan müthiş bir karışım var. Beni en fazla mutlu eden, daha eski Yugoslavya kültürünü yaşatıyorlar ve öyle Avrupa'daki gibi aşırı bir lüks yaşantı yok.

Karadağ bir lüks ülkesi değil. Gerçekten de Kıbrıslı Türkler olarak çok rahat hissedeceğiniz samimi yerler var. Çok mutlu hissedeceğiniz yöresel tatlar ve İtalya'ya bir şekilde tarihsel bağları sebebi ile İtalyan mutfağı da ayrıca revaçta ama beklentiniz eğer ultra lüks yerler ve çok trend abartılı bir ihtişamsa bunu karşılamak kolay değil. Tivat’taki Porto Montenegro ülkenin en lüks yeri, orada birkaç Avrupa ayarında restoran ve çok şık modern mağazası dışında birçoğu geleneksel dükkanlar…

Ulaşım Başkent Podgorica'dan

Gerçekten de çok dikkat etmeniz gereken bir husustan dolayı temkinli davranmanız gerekiyor.

Bütün gece hiç uyumadan gece saat ikide evimizden hareket ederek saat 2.40 da Ercan Havalimanına vardık. Saat 4.10’daki bize belirtilen uçuş "operasyonel sebeplerden" dolayı iki saat ertelenince, saat farkından da dolayı İstanbul Havalimanından saat 8. 15 de kalkacak olan uçağı kaçırdık. Otel vs gibi şeyler ayarlanıyor ama bütün tatil planınız bir anda değişiyor. Bize verilen yeni Boarding Cardlar maalesef ertesi gün saat 18.40 olarak düzenlendi. Bu ne demekti? Zaten sadece üç gün sürecek olan kısa tatilimizin başlamadan bitmesi demekti. Her şey bir anda tepetaklak oldu ve bir gün otel rezervasyonu yaptığımız ve gün geçireceğimiz Podgorica otel rezervasyonu da "no show" a düştü yani kaynadı.

Neyse, zararın neresinden dönersek kardır mantığından hareketle gün ve zaman kaybetmeden Dubrovnik uçuşu ve hemen booking. com ' dan yeni rezervasyonlar yaptım. Yaklaşık 12 saat sonra uçağımız saat 19.30 da Dubrovnike hareket için teker kaldırdı. Biz de sadece bir saatlik uyku ile Dubrovnik' e vardık. Dubrovnik maceramızı önümüzdeki hafta kaleme alacağım. Lütfen Kıbrıs İstanbul ve daha sonra dünyanın neresine uçacaksanız en az arada üç dört saat fark olmasına özen gösterin. Neyin ne olacağı belli olmuyor çünkü. Bir saatlik bir rötar bile çok şeye mal olabiliyor.

Budva Splendid Royal  Hotel

Yaklaşık beş, altı yıl önce bu harika otelde çok güzel bir olay olmuş. Beni en fazla etkileyen filmlerin  başında gelen James Bond serüvenlerinden bir tanesi " Casino Royal" in bazı sahneleri bu güzel ülkede ve en önemlisi Splendid Royal  otelde çekilmiş. Otel konumu itibarı ile bölgenin en güzel yerinde ve çok popüler. Üç yüz yirmi iki superior oda, 4 adet Junior, on üç adet welness oda. Tabii ki bölgede casinolu işletmeler bugünlerde çoğalıyor.      Dört, beş tane casinolu otel var ama en lüks olanını yani Splendid Royalin casinosunu Merit International Hotel’s çalıştırıyor. Otelin sahibi öğrendiğim kadarı ile Rus bir yatırımcı ile yerli bir iş adamı. Merit grubu otelin casinosunu çalıştırırken inanılmaz bir hizmet anlayışı ve farkı burada da ortaya koyuyor. Otel gerçekten her şeyi ile çok güzel ama toplam hizmet kalitesi tüm departmanlar özellikle odaların kalitesi çok iyiyken otelin kendi ana restoranı ( yiyecek, içecek, yemekler, atmosfer, mefruşat, personel) Merit standartlarının altında kalıyor.

Casino Genel Müdürü Sn Burhan Genç ile çok güzel bir sohbet gerçekleştirdik. Burhan Bey çok başarılı ve bölge müdürü ( Regional Manager) pozisyonuna sahip. " Hizmet kalitesi olarak her ne kadar da biz bir üst sınıfa tesisi taşımak istesek de bazen elimiz kolumuz bağlı kalıyor çünkü otelin işletmecisi biz değiliz İsmet Bey" diyor.

Biz şirket olarak buradaki potansiyelin farkındayız. " Özellikle Marketing ekibimiz son zamanlarda Çin'den ve Arap ülkelerinden önemli misafir gruplarını ağırlamaya başladı bu da bizim için önemli bir ayrıcalık" diye ilave etti.

Burhan Bey Kuzey Kıbrıs'ta Merit Park otelinde 2007-2016 yılları arasında bulunmuş. " Kıbrıs’ta yatırım iklimi iyileştirilmeli, yatırımcılar da korunmalı" diyor. " Karadağ'da potansiyel otel yatırımlarını eğer iki, üç katına çıkarıp, kaliteli üst sınıf yatak sayısını artırırsa Balkanların Monako’su olur" demekten de kendini alamıyor.

Yüksek sezonda otelde boş oda bulmanın imkansız olduğu, Budva Şehir merkezine beş dakikalık mesafeyi, kırk beş dakikada gidilen zamanlar yaşıyoruz " diyerek de ekliyor.

Anlayacağınız Burhan Bey Karadağ'da olmaktan çok mutlu. Kurduğu ekip ve işletme  birçok benzerlerine örnek. Merit Profesyonelliği attığınız her adımda kendini hissettiriyor. Zaman içerisinde Merit Grubu’nun ,buradaki yatırım iklimine göre daha büyük adımlar atacağını düşünüyorum.

Müthiş sahiller boyunca marka clublar

Rehberimiz Miss Tanya işini aşkla yapan çok kıymetli bir turizm elçisi. Yirmi yıl kadar Türkiye’de kalmış ve düzgün bir Türkçe konuşuyor.

Budva'dan Kotor'a doğru yola çıktığımızda eğlence hayatının yazın özellikle Budva'daki "Yaz Beach" bölgesinin nasıl dolup taştığını anlatıyor."Eğer yazın gelmeyi planlıyorsanız mutlaka şehrin dinamizmine kendinizi hazırlayın ".Burada eğlence sabahın ilk ışıklarına kadar devam ediyor. Örneğin yılbaşı eğlenceleri de 28 Aralık'ta başlayıp beş gün devam ediyor dedi.

Karadağ’ın denize girmek için en uygun şehirlerinden biri Budva. Bu ayrıcalığı hissediyorsunuz . Tüm sahil şeridinde (yat limanı bölgesi hariç) denize girilebilir.

Podgorica Havaalanı’ndan Budva’ya doğru giderken de müthiş koylar ve irili ufaklı konaklama yerleri var.  Budva merkezinde Old Town ile modern Oteller müthiş bir farklılık yaratıyor. Ne yazık ki yeşil dağ etekleri, yerini modern yapılaşmaya bırakıyor ama yine de doğa çok güzel. Şehirde nerede ise upuzun uzanan dört kilometrelik sahilde yüzerek güzel otellerde kalarak deniz sonrası akşam yemeği ve sonrasında eğlence için daha güzel bir tercih olur. Eski şehre, yani surların içine girmek için 3 tane kapı bulunuyor: Kuzey, Güney ve Deniz Tarafı Kapısı. Deniz Tarafı Kapısı’nın üstünde, Yugoslavya Devlet Başkanı Tito’nun şöyle bir sözü yazıyor: “Bize ait olanı istemeyiz, bizim olanı vermeyiz”.

Clublardaki yaş sınırının bayağı alt sınırlarda 18-30 yaş grubunu temsil ettiğini ve dört km uzanan sahilde İbiza'yı kıskandıran güzellikte eğlencelerin organize edildiğinden konuşuyor. "Yazın buralarda, Balkan, Rus, karışımı nüfus denizin, kumun, güneşin tadını çıkarırken, sabahın ilk ışıklarına kadar süren diskolar dolup taşıyor" diyor. Son iki üç yılda Madonna, David Guidetta, Rolling Stones, gibi ünlüler buraya gelerek konserler verdi diye de ekliyor. Son zamanlarda Türk yatırımcılar da buraya belli koşulları yerine getirmek maksadı ile oturma izni ve vatandaş olabiliyor.

Böylesine güzel bir yolculuk ve sohbet sonunda yirmi dakika sonra arabadan iniyoruz..

Kotor gerçekten kartpostal gibi

Kotor bölgesine tepeden en güzel bakan noktadan hani Cruise gemilerinin demirlediği, Adriatik denizinin bir göle dönüştüğü o eşsiz manzaradan fotoğraf çektirmeyi ihmal etmiyoruz. İnsanın gerçekten soluğunu kesen harika bir manzara var. Arabamız daha sonra kasaba içerisine doğru hareket ederken hala daha manzaranın etkisinden kendimizi alamıyoruz.

Kotor, Osmanlı İmparatorluğunun deneyip de alamadığı yerlerden. Kasabayı çevreleyen sarp kayalıkların ardında çepeçevre üzerinde Venedik Aslanın olduğu surlar buraları uzun zaman düşmanlardan, dış saldırılardan korumuş.

Bahsettiğim gibi Cruise gemilerinin önemli uğrak yerlerinden olan bu güzel yere nisan ayı itibarı ile binlerce turist akın ediyor. Bazen üç cruise gemisinin demirlediğini de öğreniyoruz. Düşünün her birinde iki bin turist olsa, yaklaşık altı bin turist bir anda bu kasabayı adeta basıyor.

Kotor, Adriyatiğe açılan körfezde yer alan bir liman kasabası.

Ortaçağ tarihine kadar uzanan, surlar ile çevrili bu alan Adriatik kıyılarının en güney kısmında kalan fiyordu ve UNESCO Dünya mirası listesinde. Üç yüz metre içerisinde dokuz adet Ortodoks ve Katolik kiliseleri var.

İsa’nın on iki havarisinden üç tanesi burada doğmuş ve Hıristiyanlığı buradan yaymışlar.

Gördüğüm en ihtişamlı kilise 1196 yılında yapılmış ve 2016 yılında 820..yaşını büyük törenlerle kutlamış. Daracık sokaklarında ilerlerken, küçük küçük turistik dükkanların, barların, restoranların, cafelerin, antikacıların nasıl bu dokuya ayak uydurduğunu hayranlıkla seyrediyorsunuz. Ortaçağ zaman tünelinde geziyorsunuz adeta. Müzikler, menü hep İtalyan. Bilmem neden ama kendimi evimde gibi hissediyorum. Hard Rock Cafe ve Antikacılara mutlaka uğrayın. Benim gibi eski plaklara meraklı iseniz ,çok hesaplı iki üç Euro'ya zevkinize göre plaklar bulmanız mümkün.

Sveti Stefan

Bölgenin şüphesiz en çarpıcı görüntüsü Sveti Stefan. Etrafı surlar ile çevrili olan bu ada, yıllarca korsanlara karşı bir sığınak haline dönüşmüş. Anlatıldığı kadarı ile 12 bin metre kare alan üzerine, sedir, çam ağaçları içerisine yüz kadar ev ve üç adet de kilise inşa edilmiş. On dokuzuncu yüzyıla kadar orijinal görüntüsünden hiç birşey kaybetmeyen bu ada, yirminci yüzyılda Tito komünist rejimince değişikliğe uğratılmış.

Adada yaşayan yerli halk buralardan boşaltılarak,  altmışlı yıllar itibarı ile, Marlyin Monroe, Elizabeth Taylor, Orson Welles, Kırk Douglas, Sophia Loren gibi isimlere ev sahipliği yapmış. UNESCO Dünya mirası listesine çoktan girmiş tabii ki. Bu arada unutmadan balık ,karides ,şarap buranın vaz geçilmezleri.

Arap yatırımı Aman gruba ada otuz yıllığına kiralanmış ve bu günlerde burası müthiş zengin kişilerin tatilini geçirdiği bir Otel kompleksine dönüştürülmüş.İki ayrı plajı var biri halk plajı ki insanlar 10 Euro karşılığında denize girip şezlong kullanabiliyor ,diğer plajda ise otele bağlı olan plajda denize girmek 120 Euro..İki plaj arasındaki mesafe ise çok enteresan sadece üç metre.

Müthiş enerji dolu ve olumlu düşüncelerle Montenegro'dan ayrılıyoruz. Turizmin patlayacağı nefis bir destinasyon.

Mutlaka tatil planınıza koyun…

YORUM EKLE

banner75