Muktedir olmadıkları halde KIB-TEK yönetimine atanmayı neden kabul ediyorlar?

   İnsan davranışlarını açıklamak için başvurulabilecek çok önemli teoriler/kuramlar bulunmaktadır. Sosyal bilimciler açısından bunlar içerisinde en fazla atıf yaptıkları teori ‘Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Kuramı’dır. Maslow’un yapmış olduğu çalışmaya göre, insanların doğuştan gelen bazı ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlar zamanla davranışlarına yansır. Maslow, bu ihtiyaçları belirli bir sıraya koymuştur. Bu ihtiyaçlar en alttan üste kadar, belirli bir hiyerarşiye göre sıralanmıştır. İnsan en alttaki ihtiyacını giderdikçe, bir üstteki gereksinimine doğru otomatik olarak ilerler. Daha doğru bir ifade ile alt düzey ihtiyacını tatmin ettikçe, en üste doğru ilerler. Maslow bu hiyerarşiyi 5 temel kategoride incelemiştir. Bunlar fizyolojik gereksinimler, güvenlik gereksinimi, sevgi ait olma gereksinimi, saygınlık gereksinimi, kendini gerçekleştirme gereksinimidir.

   Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Kuramını neden gündeme taşıdığımı sanıyorum okuyucular anlamıştır. Çünkü ülkemizde son derece değerli akademisyenler ile üst düzey yöneticilik yapmış kişiler KIB-TEK yönetim Kurulu başkan ve üyeliklerini neden kabul ederler diye başta ben olmak üzere toplumda merak konusu olmaktadır. Zira bu üyeler büyük sorumluluk taşırken kayda değer maddi bir karşılık almamakta ve maalesef bakanın talimatlarını yerine getirmek zorunda kalmaktadırlar.
   Fasıl 171 Elektrik İnkişafı Yasası elektrik idaresi hususunda hükümler getirmiştir. Kıbrıs Elektrik İdaresi adı altında bu Yasa ile bir kurum oluşturulur. İdare, Bakanlar Kurulunca atanan en çok yedi üyeden oluşur; Bakanlar Kurulu, üyelerden birini Başkan, başka birini de asbaşkan tayin eder (Madde 5(1)).Bu Yasa kurallarına bağlı kalınması koşuluyla, İdare şunları yapmakla görevlidir:  (a) Elektrik üretmek ve İdareye ait tesis ve işletmeleri çalıştırmak ve bakımlarını yapmak; (b) Makul fiyatlarda elektrik akımı sağlamak;  (c)  Normal olarak elektrik işletmeleri ile ilişkili olan herhangi bir iş yapmak; (d)  Elektrik kullanımını ve özellikle tarımsal, endüstriyel ve imalât amaçları için kullanımını geliştirmek ve teşvik etmek; (e) Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin doğal kaynaklarını elektrik üretimi için kalkındırılmasını sağlamak ve teşvik etmek; (f) Bu Yasa kuralları uyarınca tüzük yapmak ve  (g) Elektrik üretimi, iletimi, dağıtımı ve kullanımına ilişkin tüm konularda Bakana tavsiyede bulunmak (Madde 12(1)). Kıbrıs Elektrik İdaresini kukla duruma getiren en önemli madde ise 9A. (1)’dir. Bu maddeye göre Bakan, İdare ile istişareden sonra, İdareye, vazifelerinin ifası ile ilgili olarak Cumhuriyetin genel menfaatinin gerektirdiği genel mahiyette talimatlar verebilir ve İdare, bu gibi talimatları yerine getirir. Yukarıdan da anlaşılacağı gibi; enerji ve elektrikte esas yetki ve sorumluluk her zaman için bizi yöneten siyasi iradede (hükümetlerde) olmuştur.
   “Elektrik İnkişafı” Yasasının yukarıda belirtilen hükümleri ile Kurul Başkan ve üyeleri bir nevi Bakanın kuklası durumuna getirilmesine rağmen akademik açıdan itibarlı ve son derece saygıdeğer eski üst düzey yöneticiler bu görevleri neden kabul etmektedirler?  Bu sorunun aşağıdaki muhtemel iki yanıtı olabilir?
   1.‘Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Kuramına göre  kişiler saygınlık, itibar görme, makam sahibi olma veya gelecekteki beka beklentisi ve  her şey mubah anlayışı ile KIB-TEK yönetim kurulu üyeliğini kukla olacağını bilerek kabul etmektedirler.
   2.KIB-TEK’te başarılı olma hevesiyle yönetim kurulu başkan veya yönetim kurulu üyeliğini kabul edenlerin siyasi iradenin atama sonrası müdahale edilmeyecek söylemlerine/taahhütlerine gerçeklikten kopuk şekilde kanacak saflıkta oldukları ortaya çıkmaktadır.
   Sonuç olarak;  KIB-TEK yönetim kuruluna yapılan atamalar siyasilerin aldığı rasyonellikten ve bilimsellikten uzak, popülist ve nepotik kararları meşrulaştırmanın önemli bir aracı olarak görülmektedir. Bu maksat için ise toplumda itibar gören eski bürokrat/teknokrat ve/veya akademisyenler seçilmektedir. Dolayısıyla, siyasiler kendi kararlarını empoze ederek sorumluluktan kaçmakta ve yönetim kurulunu günah keçisi yapmaktadırlar.    Kararlarını yönetim kurulu üyelerine empoze edemediklerinde ise onların istifasını istemekte veya görevden almaktadırlar. Bunun doğal sonucu olarak KIB-TEK yönetimi sık sık değişmektedir. Özellikle en son görevden alma/istifaların arka planında Ombudsmanın uyarısına rağmen kurum içi gayrı yasal atamaların yönetim kuruluna empoze edilmesi olduğu iddia edilmektedir.
  

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104