Müzakerelerde Akıncı’nın yumuşak gücünün etkisi

Son bir iki gündür Nâzım Hikmet’ten bir dize dilimde: “Acayipleşti havalar; bir güneş, bir yağmur, bir kar…” “Hade, güneşi anladık da yağmur ve hele hele kar nereden çıktı” mı dediniz? Nâzım gibi gerçek hava durumundan bahsetmiyorum elbette, benimkisi toplum olarak ortak ruh halimiz bakımından sadece. Nâzım, “acayipleşen havaları” atom bombası denemelerine bağlıyordu zaten, bizimkisiyse biraz farklı. Bizim “acayipleşen ruhi havamızın” müsebbibi aniden gündemimize düşen müzakere söylentileri…

Yurttan Sesler Korosu…

Kara bulutlar hafiften aralanıp güneş yüzünü gösterir göstermez birileri de hemen alışılageldik söylenmelerine başladı yine. Kim mi onlar? Bu adanın hem kuzeyinde hem de güneyinde mebzul miktarda mevcut ve kerameti kendinden menkul çözüm karşıtları. Erken kalkan yol alır misali, hemen işin başında çözüm yoluna taş koymaya girişiveriyorlar. Alıştık artık.

Rum ya da Türk fark etmez; neredeyse kural haline gelmiş bir geleneğimiz, iki toplumu birleştiren ortak bir değerimiz bu! 9 Ağustos’ta iki cumhurbaşkanı sürpriz bir şekilde bir araya gelince bu “Yurttan Çözüm Karşıtı Sesler Korosu” da bildik türkülerini terennüm etmeye başladılar işte. Aşırı dinlenmekten çizik içinde kalmış ve insanda ne müzik neşesi ne de yaşama sevinci bırakan çıtırtılı bir plak misali hepsi.

Onları kendi haline bırakıp biz işimize bakalım şimdi. İki cumhurbaşkanının bir araya gelişi belli ki uluslararası toplumun bu sorunun çözümünün aciliyetine dönük bir tutum alışına işaret ediyor. Öyle mi, değil mi? Bu eylül ayında New York’ta BM Genel Sekreteri’yle birlikte iki cumhurbaşkanının yapacağı görüşmeyle ortaya çıkacak esasen.

Guterres’in Akıncı’nın önerilerini not etmesi!..

Kişisel görüşümü hemen söylemek istiyorum. Elbette Kıbrıs gibi bir uyuşmazlığın kökeninde, emperyalist “böl ve yönet” siyasetinin yattığı ve bundan bağımsız çözümleme yapılmasının doğru olmayacağı kanaatindeyim. Ancak bu verili tespiti şimdi bir tarafa bırakıp bugün aktör merkezli bir sınırlamayla konuya yaklaşmak taraftarıyım. Kamuoyuna yansıyan haberlerdeki şu cümleler dikkatimi çekti:

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya bir mektup göndererek, hidrokarbon kaynaklarının yönetimi konusunda Cumhurbaşkanı Akıncı’nın Anastasiadis’e yaptığı önerileri dikkatli bir şekilde not ettiğini belirtti ve ‘Gerginliklerin azaltılması için tüm çabalar memnuniyetle karşılanmaktadır’ dedi.

Sizce diplomatik adap gereği söylenmiş öylesine sözler mi bunlar? Bana kalırsa değil. Sanırım BM Genel Sekreteri, Mustafa Akıncı’nın yaklaşımlarına karşı memnuniyetlerini dile getirirken somut bir duruma işaret ediyor. Mesela ben, Anastasiadis yeniden çözüm müzakerelerine başlamak istiyor mu, çok da emin değilim. Şahsen bende bıraktığı intiba ideal sahibi ilkeli bir siyasetçi olmadığı ve bundan ötürü de statükoyu sevdiği yönündedir…

Kaotik Doğu Akdeniz denkleminde Kıbrıs Türklerinin çıkarları ve duruş meselesi…

Peki karşısındaki Kıbrıslı Türk lider nasıl birisi? Rum liderin karşısında ideali çözüm olan ilkeli profili hem ada düzeyinde hem de uluslararası toplum nezdinde görülmüş ve takdir edilmiş bir Akıncı var. Doğrusu bu profilde bir Cumhurbaşkanı olan Mustafa Akıncı’nın varlığı ilk olarak Kıbrıslı Türklerin ve eş zamanlı olarak da Türkiye’nin milli menfaatleri bakımından böylesi kaotik bir Doğu Akdeniz denkleminde çok önemli bir değerdir. Özellikle Türkiye’den bakanların bunun ne kadar farkında olduklarını kestirmekte zorlanıyorum açıkçası.

Anastasiadis’in bu ağustos sıcağında rahatını bozup Mustafa Akıncı ile bir araya gelişinin geri planında Kıbrıslı Türk liderin bu sözünü ettiğimiz yumuşak gücünün yattığının altını çizmek gerekiyor. Yani Kıbrıslı Türklerin asılı ve askıya alınmış ana kurucu unsurdan biri olan gücünün tutarlı ve takdir gören çözüm siyasetinin böylesi bir cumhurbaşkanı profilinde somutlaşması önemli bir kazanımdır.

Düşünüyorum da ben Anastasiadis’in yerinde olsam müzakereler yeniden başlayacaksa bile bunu Akıncı ile yapmak istemezdim. Ayak sürür, kaçak güreşir, işi olabildiğince geciktirdim. Bir de umudum olurdu, hele bir yol kazası yaşansın da 2020 seçimlerinin ardından karşımda yeni birini bulayım diye beklerdim.

Peki Anastasiadis’in niyeti ne?

Peki, Anastasiadis neden çağrıya uyup da görüşmeye icabet etti dersiniz? Çünkü Anastasiadis önceden ifade ettiğimiz profildeki bir Türk liderle aynı masaya oturmaktan kaçınmanın bir şekilde kendisine bir maliyet çıkaracağını hesaba katmaktadır. Gönlünde esas yatanın aklındaki iki devletlilik formülünü benzer düşüncedeki yeni bir Kıbrıslı Türkle bedeli de Kuzey’e çıkaracak şekilde bir müzakere etme tercihi olduğunu öngörmek de zor değildir. Peki gönlündeki bu formülü Akıncı ile görüşemez mi? Elbette görüşebilir. Lakin Akıncı BM parametrelerine sonuna kadar sahip çıkan bir ferdi olduğu cemaatin haklarını da sonuna kadar savunacağından Anastasiadis o bedeli Kıbrıslı Türklere ödetmede istediği başarıyı elde edemeyecektir.

Bundan ötürü de Akıncı’ya bir yol kazası çıkarmak hatta dediğim gibi Nisan 2020 seçimlerine bunu tahvil etmek Anastasiadis için kendi felsefesine uygun milli bir hedef olabilir.

İşte düğün değil bayram değilken bu Anastasiadis bizi neden öpmek istiyor sorusunun yanıtı biraz da burada saklı…

Vasiliu dönemindeki durum tam tersinden nüksetmiş!

Bunu anlamak için Vasiliu-Denktaş arasındaki müzakereleri hatırlayalım ve olaya tersinden bakalım. Bu şekilde Anastasiadis’i çok daha iyi anlamak mümkün olabilir. Denktaş’ın onca yıl sürdürdüğü müzakere tarihinde karşılıklı oturmaktan imtina ettiği, hatta çekindiği tek isim belki de Vasiliu’ydu. Çünkü kanımca müzakerelerde Güney açısından gerçekten çözüm isteyen tek liderdi Vasiliu. Ve aynı Vasiliu tıpkı Akıncı gibi uluslararası alanda da bunu çok iyi gösteren bir yumuşak güce sahipti.

O dönemde Güney Kıbrıs’ın AT’ye başvuru yapmasında ve bu başvurunun kolayca kabul görmesinde Vasiliu’nun bu özelliğinin etkisinin ne ölçüde olduğunu dönemin Batılı diplomatlarıyla konuşmayı çok isterdim doğrusu.

Ezcümle; Akıncı müktesebatında bir Cumhurbaşkanı’nın sahip olduğu ve Anastasiadis açısından tehlike ve risk arz eden özellikler, Kıbrıslı Türkler ve Türkiye açısından bulunmaz değerde bir kazanımdır. Yani 9 Ağustos buluşmasını da yaptıran ve sebep olan Akıncı’nın çözüm konusundaki bu gücüdür. Bunun kıymetini bilelim.

Elbette zaman ne getirir eylülde önce üçlü sonra da beşli görüşme olur mu bilinmez ama şunun şurasında eylüle ne kaldı? Sonuç menfi olursa da şu kısa ömrümüzde ilk kez mi müzakerelerden umutlanıp sonunda sükûtu hayale uğrayacağız? Nâzım’ın o şiirin devamında dediği gibi; ya ölü yıldızlara götüreceğiz hayatı ya da… Neyse “ya da”sını boş verin şimdi, yaşamaya gene devam edeceğiz işte bir şekilde.

O yüzden “Çözüm Karşıtı İki Toplumlu Yurttan Sesler Korosu”na inat bugünlerde Bob Marley dinleyin siz:

“Every little things gonna be allright!”

YORUM EKLE
YORUMLAR
Levent Çoban
Levent Çoban - 2 hafta Önce

Çok güzel tesbitler hocam!!!

Levent Çoban
Levent Çoban - 2 hafta Önce

Çok güzel tesbitler hocam!!!